Küba'da bir dostumu kaybettim

castro ile ilgili görsel sonucu Bazı telefon çağrıları vardır ki yalan söylemezler. Daha ilk çalışta, ne olduğunu anlarız. Kim arıyor, saat kaçtır. Nezaket sözcüklerine gerek olmaksızın ağızdan üç sözcük çıkmıştır. Yoldaşlar arasında, birbirimizi daha iyi anlarız.

Diğerleri, tüm diğerleri, istediklerini söyleyebilirler. Önceden hazırlanmış kağıtlarıyla, parayla tutulmuş yorumcularını yüklükten çıkartacak, her zaman yaptıkları gibi, tarihi kafalarına göre yeniden yazacaklar. Hatta belki de dün görmezden geldiklerini bugün yeni keşfediyormuş gibi yapacaklar. Cüceler bir devin portresini çizerken, genelde onun ayak bileklerinden söz ederler.

Ama Küba’da bir dostumu kaybettim. Eminim ki onunla tanışma imkanı bulsaydınız, siz de onu çok severdiniz.

Beni ilgilendiren kısmıyla, bunun her zaman öyle olduğunu söyleyemem. Bende hala kanaat yapıcılar için biraz saygı kırıntıları bulunuyordu. İyi birinden ne kadar nefret edebileceklerini daha henüz anlayamamıştım. Ama sonuç olarak, Küba’da gerçekten de bir dostumu kaybettim.

Venezüella’daki bir başka dostumun ölümünde olduğu gibi, gözlerim yaşlarla doluyor. Ve bugün de yine aynı şekilde ölümü karşısında değil ama ona yapılan –önce, sırasında ve muhtemelen de sonra- çok büyük adaletsizlik için ağlıyorum. Bende geniş bir küçümseme ya da horgörüden başka hiçbir şey uyandırmayan bütün bu insanların anlaşılmaz çapsızlığı ve budalalığı için ağlıyorum.

Küba’da ya da başka bir yerde böylesi bir dostunu kaybettiğinde, ona övgüler düzme isteğiyle dolup taşıyorsun. Bulunduğun küçücük yerden, ona hakkını teslim etmek istiyorsun. Ama çoğunlukla en iyi haliyle, sanki etik, inançlarına bağlılık, kararlılık, cesaret, özveri, dürüstlük, sebat, halkını ve hatta insanlığın geleceğine duyulan sevgi sadece bir zevk ve renk sorunuymuş gibi,   çevresindekileri en son müzik keşfine inandırmaya çalışan bir aficionado olarak görüleceksin.

Ve tabi ki kendi kendine ebedi « neden » sorusunu yöneltiyorsun. Ama bütün soruların sorusu olan, çok sık ve bunca yıldır yinelenen bu soru zamanla köreliyor. O zaman, vicdanları bilemek için yapılmış bir taşa değen bir bıçak ağzı gibi, başparmağınla ara sıra keskinliğini kontrol ederek, bir kez daha bu soruyu kendine soruyorsun.

Bir yerlerde, içine sinmiş olan kıskançlığın dışarıya vurduğunu hissediyorsun. Ona senden daha fazla yakınlaşma imkanı bulanlara, senden daha iyi tanımış olanlara karşı bir kıskançlık duygusu. Sadece ona ait olan ama yalnızca paylaşılmak için söylenmiş sözcüklerle konuştuğunda ona kulak verme, onu anlama yüce aklını –cüreti dememek için- göstermiş olan bir halka duyulan kıskançlık. Bu sözcükler ki daima sadeliğin güzelliğini yansıttılar, yansıtıyorlar ve sonsuza kadar yansıtacaklardır.

Kendilerine çok yabancı olan adaleti dağıtma iddiasında olan hakimler karşısında sarf edilmiş sözler. Meydanlarda, halkın huzurunda, kendisi gibi, adalete ve daha iyi bir dünyaya susamış milyonlarca insan karşısında söylenmiş « fırtınalı » sözcükler. Birleşmiş Milletlerde, tarihin soyadlarını ve hatta adlarını bile akılda tutmayacağı baş belalarından oluşan bir zeminde doğru bildiklerini yere sermek için mikrofona söylenmiş sözcükler. Ve sözcüklerin gerisinde, bunların vazgeçilmez sonuçları olan hareketler.

O zaman bazıları haklı olarak onun benzersiz olduğunu söyleyeceklerdir. Ama 20nci yüzyılın ve belki de hatta 21nci yüzyılın insanlığın en güzel maceralarından birinde onu tanıyan, destekleyen ve peşinden gidenler olmasa hiçbir zaman vardığı noktaya ulaşamayacağını düşünmek de hoşuma gidiyor.

Dolayısıyla da ona ve diğerlerine de teşekkürler.

Dayanışmanız, cesaretiniz, iyiliğiniz ve kararlılığınız için bir kez daha teşekkürler.

Bize Fidel’i verdiği için Küba halkına teşekkürler.

Viktor Dedaj

« Kıskanarak kalbimizin derinliklerine kaldırdığımız armağanlar vardır. Açık konuşmak gerekirse, tabi ki hatalar yaptık. Ve başka hatalar yapmaya da devam ediyoruz. Ama sana şunu söyleyebilirim: daha iyi bir dünya için verdiğimiz mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz, asla İmparatorluğa teslim olmayacağız, asla bir azınlığın çıkarı için halkımızı feda etmeyeceğiz. Ne yaptıysak sadece kendimiz için değil ama aynı zamanda Latin Amerika, Afrika, Asya ve gelecek kuşaklar adına yaptık. Elimizden gelen ne varsa yaptık ve çoğu zaman karşılığında hiçbir şey talep etmeden. Hiçbir şey. Asla. Avrupa’da “solcu” dostlarına eleştirilerinin bizi ilgilendirmediğini, bizi etkilemediğini, ilgimizi çekmediğini söyleyebilirsin. Biz bir devrim yaptık. Bu insanları meşru kılan nedir, bana söyleyebilir misin? İşe önce kendi evlerinde devrim yaparak başlasınlar. Çok büyük olmasa da olur, herkes aynı yeteneğe sahip değildir. Diyelim ki bir küçük devrim, sadece neden söz ettiklerini bildiklerini iddia edebilecek kadar. Ve emin ol ki, düşman gürlediğinde, damları başlarına yıkıldığında beni görmeye gelecekler. Onları bir Rhum şişesiyle bekliyor olacağım. »

İbrahim Alfonso - Küba'lı bir enternasyonalist

 

Unutulmaz bir görüşme anında, Küba’da bir akşam.

Kaynak : Le Grand Soir       

(www.investigaction.net sitesinde Viktor Dedaj imzasıyla 27 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir http://www.investigaction.net/un-ami-est-mort-a-cuba/ )

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.