Yemen'de yok edilen kültürel miras

Written by Osman Soysal on .

yemen heritage destruction ile ilgili görsel sonucu 

Suudilerin hava saldırıları Yemen’deki kültürel mirası yok ediyor

Yemen’e karşı yürütülen savaş gizli bir savaştır: 4 binden fazla ölü, ülke içerisinde göç eden bir milyon kişi, düzenli olarak suya ve gıdaya erişimi olmayan 21 milyon insan. Sivil halkın yaşadığı yıkıma bir başkası ekleniyor: Arap ve İslam medeniyetinin beşiği olmuş bir ülkenin muhteşem arkeolojik ve mimari zenginlikleri. Her bir köşesi Arap dünyasının tarihini fısıldayan ve Asya ve Afrika halklarının buluştuğu Sanaa, Marib ve Aden gibi kentler yıkıntıya dönmüş durumda. Suudi Arabistan’ın Hutsilere karşı koalisyonun gerçekleştirdiği hava saldırılarının hedefinde olan güneydeki liman kenti Aden Arapça “cennet” anlamındadır. “Riyad, IŞİD’in Palmira’da yaptığını yapmaktadır. Çeşitli kültür ve halkların buluşmasının ürünü olan benzersiz bir miras büyük tehlike altındadır. Bugüne kadar hasar gören ya da yerle bir olan tarihi eserlerin sayısı daha şimdiden 43’e ulaşmıştır.”

 

 

İslam Devletinin Palmira ve Nimrud’u yeryüzünden silerek Irak ve Suriye’de yapmakta olduğu şeyi bugün Riyad, dünyanın sessizliği eşliğinde Yemen’de yapmaktadır. Fransa’da Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’nden (CNRS) Filistin asıllı ABD vatandaşı arkeolog Lamiya Halidi ile bu konuyu görüştük. Lamiya 2001’de geldiği Yemen’de sekiz yıl süresince yaşamaya devam etmektedir. Bugün devam eden çatışmaların neden olduğu hasarları gözlemlemektedir.

Beş ay süren savaş sonrasında, yok edilen ya da hasar gören tarihi eserlerin bir bilançosunu yapmak, Yemen’in tarihsel mirasındaki kayıpları tahmin etmek mümkün mü?

Kesin sayılar vermek zor. Yerel yetkililer dahi oluşan hasarları belgelemek üzere sahaya gidebilecek durumda değiller. Öte yandan bugün itibariyle bilanço korkunçtur. İçişleri Bakanlığının yayınladığı 19 Temmuz tarihli son rapor 43 adet tarihi eseri içermektedir (cami, arkeolojik sit ve turistik alan). Korkarım son iki ay boyunca, hava bombardımanlarının şiddeti dolayısıyla bu sayı çok daha artmış durumdadır. Hasar gören ya da yok edilen tarihi eserleri tahmin mümkün değildir. Bunu, bir hava saldırısı sırasında yerle bir edilen Damar Müzesi için yapmamız mümkündür: burada stoklanan eserlerin sayısını daha önceden biliyoruz, başka bir tahmin yapmaya hiç gerek yok, çünkü her şey yok oldu. Ve bu hava saldırılarının, kargaşa ve yoksulluğun ören yeri ve müzelerin talan edilmesini kolaylaştırdığını unutmayalım. Sonra, Milattan Önce birinci bin yıldan kalma Marib Barajı ya da Barakiş ve Sirvah ören yerleri gibi birçok kez üst üste bombalanan tarihi eserler de vardır.

Bir küresel mirasın yok edilmesinin simgesi haline gelen en tanınmış ören yerleri arasında, artık hangilerinin bir daha geri döndürülemez şekilde kaybedildiğini söyleyebiliriz?

Yıkımın büyüklüğü dikkate alındığında, oluşan hasarları beş kategori içerisinde ele almamızda yarar olacaktır: Kentler, camiler gibi eserler, kaleler, surlar, ören yerleri, arkeolojik buluntular ve müzeler.

Damar Müzesi yaşanan kaybın anlamlı bir örneğidir. Müzede, sayısız Yemenli ve yabancı arkeologun işbirliğiyle katalogu hazırlanabilen on binlerce arkeolojik yer alıyordu. Müzenin yapımından önce kazılarına başlanan bir arkeolojik ören yeri içerisinde yer alıyordu. Bir saniye içerisinde yerle bir edildi ve kimsenin buna tepki gösterememiş olmasını anlayamıyorum. Eğer Kahire’de Mısır Ulusal Müzesi bombalansaydı, olay karşısında şoke olan ve tiksinti duyan dünya seferber olurdu. Musul’daki müze vandalların saldırısına uğradığında, olayla ilgili görüntüler dünyayı dolaşmış ve insanlar buna çok sert tepki göstermişti. Burada değeri tahmin edilemeyecek kadar büyük olan hazineleri koruyan ulusal kurumlar olan ulusal müzelerden söz ediyoruz.

Birçoğu savaşın başında Suudi koalisyonu tarafından bombalanan, sonra UNESCO ve arkeologların ulusal mirası koruma yönündeki çabalarına karşın yeniden bombalanan arkeolojik ören yerlerinin sayısı çoktur. Bunlar arasında hala bombalara hedef olan, Milattan Önce bininci yüzyılda Yemen’in Saba İmparatorluğu tarafından yönetildiği dönemde yapılan mimari bir başyapıt olan Marib Barajı da yer almaktadır. Yine aynı döneme ait bir başka kent olan ve İtalyanlar tarafından restore edilen Barakiş bundan birkaç gün önce vuruldu: İtalyanlar tarafından tamamen yeniden ayağa dikilen Nakrah Tapınağı, Athtar Tapınağı, kent surları ve ekibin kullandığı ev yerle bir edildi.

İlgi çekici ve eşsiz mimarileriyle UNESCO tarafından koruma altına alınan kentlerden söz etmemiz gerekirse liste çok uzundur. Yemen’de kendine has bir mimari yapısı olmayan köy yoktur. Vandalizmin en belirgin örnekleri her iki de dünya mirası kapsamında olan tarihi Sanaa ve Şibam kentlerine yönelik olarak gerçekleştirilmiştir. Daha az tanınmış olanları ise UNESCO’nun miras kabul listesinde yer alan Zabit, Vadi Dar ve Saada’dır.

Ayrıca hava saldırılarında vurulan ya da bunları bir puta tapma olarak gören El Kaide ve IŞİD gibi gruplar tarafından hedef alınan anıtlar, camiler ve kaleler de vardır. Bu Yemen için yeni bir şey değildir. Burada çalıştığım 15 yıldan beri Yemen’deki tarihsel mirası yok etmek üzere çoğunlukla Suudi Arabistan’dan Vahabbi milisleri gelmektedir. Ama bu cami ve türbeler, dinsel ve kültürel İslam’ı dokuyan çok zengin ve eski bir kimliğin parçasıdırlar.

Çoğu insan Yemen’deki tarihsel mirasın ne kadar yayıldığını, ne kadar evrenselleştiğini bilmemektedir. Güney-batı Asya’dan, Doğu Afrika’dan, Ortadoğu’dan unsurların mozaiği olan bir kültüre sahiptir bu ülke. Dünyadaki en çeşitli manzaralardan birinin önünde doğal olarak bir araya gelmiş halkların, seslerin, zevklerin, estetiğin ve mimarinin inanılmaz bir karışımıdır. Bugün bütün bu saydıklarım tehlike altındadır.

Gelecekte bu mirasın bir bölümünün yeniden ayağa kaldırılmasının mümkün olabileceğini düşünüyor musunuz? Yoksa bunlar geri döndürülemez hasarlar mıdır?

Asıl trajedi sivil kayıplar ve altyapılara ve meskenlere verilen çok ağır hasarlardır. Kriz sona erdiğinde, öncelik söz konusu mirasın yeniden ayağa kaldırılmasında olmayacaktır. Her durumda sadece hala var olanı geri kazanabiliriz. Yok edilen ve artık hiçbir zaman geri dönemeyecek olanın yerine bir şey koyamazsınız. Bazı ören yerlerine yönelik gerçekleştirilen aralıksız bombardımanlar ve diğerlerinin tamamen ortadan kaldırılması çok da fazla umutlanmamıza engel oluyor. Yöredeki kültürel mirasa karşı IŞİD’in Suriye ve Irak’ta yapmakta olduğu şey, Riyad’ın Yemen’de yaptıklarının tamamen aynısıdır.

Söz konusu mirası korumak için Suudiler üzerinde baskı kurmayı deneyen uluslararası kuruluşlar var mı?

Yemen’de tanık olduklarımız dünyanın mutlak sessizliği içerisinde gerçekleştirilmektedir. Hatta buna ilişkin uygun bir medyatik desteğin bile olmadığını söyleyebiliriz. Bu arada hava saldırıları meskun yerleri öylesine şiddetli ve ağır bir şekilde vurmaktadır ki insanlar dehşet içerisindedir, aileler nereye gideceğini ya da ne yapacağını bilememektedir. Bu da koalisyonun ayrım yapmaksızın, insanların yaşamından, kültürel mirastan ya da uluslararası hukuk kaygısı olmadan bombaladığının kanıtıdır. Yemen’de kalan dostlarımın ve meslektaşlarımın tanıklıkları geçek yaz İsrail’in Gazze’ye yönelik olarak gerçekleştirdiği saldırıyı anımsatmaktadır.

Tarihsel miras durumunda, hava saldırıları aynı zamanda hem kör, hem de çok hassastırlar. Marib Barajı gibi bazı ören yerleri çölün ortasında yer almaktadır. Ayrıntılı koordinatlara sahip olmaksızın burayı bombalamanız mümkün değildir. Ve ayrıca bunu haftalarca birçok kez tekrarlıyorsunuz: bu tamamen bilinçli bir tahribattır çünkü buradaki ören yeri kimse için tehdit oluşturmamaktadır. Ören yerinin yakınında ne yol ne de köy bulunmaktadır. UNESCO Suudi Arabistan’a koruma altındaki ören yerlerinin bir listesini vermiş olsa da Riyad bunu dikkate almamaktadır. Suudiler üzerinde hiçbir baskı yapılmamaktadır: koruma girişimleri yıkımın boyutuyla orantılı değildir. UNESCO üzerine düşeni yapmak için çaba sarf etmektedir, ama etki imkanı yoktur. Kimse tarafından dikkate alınmamaktadır.

New York Times’te yayınlanan bir makalenizde “Suudi vandalizminden” söz ettiniz. Bin yıllık tarihe sahip bir ülkenin simgelerini yok etmekle eline ne geçiyor? Söylemini dayatmak, otoritesini kabul ettirmek mi?

Asıl hedefin ne olduğunu bilmiyorum ama bunun hesaplı bir yıkım olduğunu söyleyebilirim. Bu ören yerlerini biliyorum, meskun olanları ya da olmayanları ve kasıtlı olmaksızın bunları istemeden vurmanın çok zor olduğunu biliyorum. Diğer yandan UNESO tarafından koruma altına alınmış, çok sayıda insanın yaşadığı Sanaa ve Şibam gibi kentlerimiz var. Buralarda çok sayıda sivilin olduğu ve önemli bir kültürel mirası barındırdıkları açıktır. Ellerinde uçuşa kapalı bölge listesi olan Suudiler böylesi bir yıkımı neden gerçekleştirdiklerine yönelik sorulara cevap vermemektedirler. Müttefikleri, ABD ve Avrupa onlara kitlesel imhalara neden olan yüksek hassasiyete sahip donanımlar gönderene kadar bunu yapacaklarını sanmıyorum. Suudileri kimse insanlığa karşı suç işlemekle suçlamıyor. Bu, IŞİD’in Suriye’de yaptığı gibi açıkça vandalizmdir                  

    

Chiara CRUCİATİ

Özgün kaynak : NenaNews

(www.investigaction.net sitesinde 27 Temmuz 2017 tariginde Chiara CRUCİATİ imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir)   

 

Yazdır