içimizdeki korsan

Tam boyutlu görseli göster 18 yaşını henüz doldurmamış olan Abdi Veli Abdülkadir Musa, yerkürenin baş yağmacısı olan Amerika Birleşik Devletleri’nde yüz yıl aradan sonra korsanlık suçlamasıyla yargılanan ilk kişi oldu.

 

Abdi, genelde üç isimli yurttaşların yaşadığı Somali’de, Amerikalı kahraman kaptan Richard Philipps’in sağ olarak kurtarıldığı ve üç korsanın keskin nişancılar tarafından öldürüldüğü operasyonda canlı olarak ele geçmiş bir genç balıkçı. FBI durumu ‘Amerikalılara karşı işlenen suç’ (bu öyle korkunç bir suç ki atom bombasından, soykırımdan, insanlık dışı işkenceden, petrol için işgalden, kendi ulusal çıkarları için ülkelerin ve halkların kaderiyle oynamaktan çok daha ağır...) olarak değerlendirmiş. Sayın Yargıç sanığın on sekiz yaşın üzerinde olduğunu göz kararı onaylayınca Abdi mahkemede ağlamaya başlıyor. Halbuki coğrafyasında yaşayan insanlar, yani kardeşleri, son seçimlerle Obama’nın pembe dekorlu sahneye zaferle çıkışını nasıl da coşkuyla alkışlıyorlardı. Yeni doğan çocuklara onun ismi veriliyor, adına kurbanlar kesiliyor, dolmuşların üzerine renkli harflerle adı yazılıyor ve büyük bir şaşkınlıkla ABD’nin süregelen politikalarında onunla birlikte kökten bir değişime gidileceği umut ediliyor. Halbuki biz ilerlemiş yaşımızda, bu özensiz hazırlanmış ve usandırıcı oyunu birkaç kez gördüğümüz için buna üzülerek de olsa pek inanmıyoruz, yani uzun lafın kısası : “WE DON’T BELIEVE’.

Geçmişte Fransız, İtalyan ve hatta İngiliz sömürgesi olmuş ve 1991 yılından beri merkezi bir yönetimden yoksun Somali topraklarında zengin üranyum, doğalgaz ve petrol yatakları olduğu söyleniyor. Sosyalist diktatör (uymadı gerçi ama halk onu öyle anıyor...) General Siad Barre’nin ülkeden ayrılmasıyla birlikte daha da istikrarsızlığa gömülen ülkede, birbirinden fiilen ayrılmış birkaç özerk bölge ve yönetim bulunuyor. Başlıcaları arasında Baidaa Bölgesinde etkin olan Abdullah Youssouf Ahmed’in idaresindeki Etiyopya destekli Geçici Federal Hükümet (GFH), ülkenin orta ve güney kesiminde etkin olan ve Genç Mücahitler hareketi ile çatışma halinde olan Şeyh Şerif Ahmed’in başında bulunduğu İslam Mahkemeleri Birliği (İMB), 1998 yılında geçici olarak özerkliğini ilan eden kuzeydeki Puntland, yine kuzeybatı’da 1991 yılında Cumhuriyet payesiyle bağımsızlığını ilan eden Somaliland ve güneyde İMB’nin etkinliğine tepki olarak özerkliğini ilan eden Galmadug bölgesi sayılabilir. Kurak ve çöl ikliminin hüküm sürdüğü yüzde ikilik tarım arazisine sahip olan coğrafyada bu devletçiklerin yanı sıra mahalli olarak birçok kabilenin etkinliğinin söz konusu olduğunu da unutmamamız gerekir. Örneğin bu kabile liderlerinin bir kısmı ABD’nin nüfuzuyla ARPCT (Barışın yeniden tesisi ve terörle mücadele birliği) adı altında bir araya gelip, Amerikanın denetleyemediği köktendinci oluşumlara (burada yine el altından EL KAİDE öcüsü gösteriliyor) karşı sözümona mücadele vermeye başlamıştır.

 

İsrail’in ortadoğuda üstlendiği Arap halkları üzerindeki jandarmalık görevini bölgede, halkının yarısından fazlası müslüman olan ama nedense hıristiyanlarca yönetilen Etiyopya devleti üstleniyor. Dünyanın başındaki en korkunç ‘MEDZ YEGHERN’ (Ermenice büyük felaket...) olan ABD adına vekaleten üstlendiği görevde komşularına fiilen müdahaleden kaçınmıyor. Amerikalıların Mogadişu bozgunundan sonra bölgeye bir daha bizzat kendi askerleriyle müdahale etmeyip, daha önce olduğu gibi yine Etiyopya’yı kullanacağı söylense de, körfezdeki Amerikan askeri varlığının artışı, son bir yıl içerisinde korsanlık olaylarının olağanüstü bir şekilde artmış olması, sınırlı da olsa doğrudan bir müdahaleyi haber veriyor gibi.

 

Konumuz Somali’nin siyasal durumunu bu sitede tahlil etmek değil elbette. Binbir çeşit kabilenin etkinlik gösterdiği, her yıl yüzbinlerce küçücük çocuğun açlıktan ve hastalıktan kırıldığı bu ülkede gittikçe artarak yaşanan kaos bunu zorlaştırıyor hatta kısmen olanaksız kılıyor. Burada daha çok, son günlerde medyatik der taşımaya başlayan korsanlık olgusunu ele almaya çalışacağız. Biraz internetten otlanacağız, biraz sağda solda okuduklarımızdan, biraz da gece gündüz kapımızda nöbet tutan ve kimliğinde kapı gibi “balıkçı” yazan Somalili Souleiman’dan teyid edilmiş taze bilgiler alacağız. Hem kimse de benim için kafadan sallıyor filan demesin, zira Somaliland tam 20 kilometre ötemizde...

 

Milattan önce 13 ncü yüzyılda bile Akdeniz’de korsanlık yapıldığını söyleyebiliriz. Kıta sahanlıklarından geçen ticaret gemilerini yağmalamaya ve ele geçirmeye yönelen haydut denizcilerin altın çağı, 17 nci ve 18 nci yüzyıllarda, Avrupalı Devletler ve hatta Osmanlı İmparatorluğu, denizlerde egemenliklerini kurmak ya da geliştirmek için korsanları kullandılar. Kanun dışının çekiciliği, denizde yürütülen gerilla taktikleri, başıbuyrukluğun dayanılmaz güzelliği, zenginden alıp fakire verme retoriği, film sahnelerinin gerçeği kolay çarpıtan sahte inandırıcılığı, siyah zemin üstünde kuru kafa ardı iki kaval kemiğine gizliden gizliye sempati duymamızı sağlamadı değil. Günümüzde korsanlar Malakka Boğazı, Endonezya, Aden Körfezi, Batı ve Doğu Afrika kıyılarında etkinlik göstermektedirler.

 

“Somali’li korsanı kazıyınca altından yoksullaştırılmış bir balıkçı çıkar”

 

Bu kazı kazan şeklindeki çarpıcı cümle doğru da olsa Somali’deki korsanlık olgusunu tam olarak karşılayamıyor. Çünkü durum basit bir balıkçının kendi alanını meşru olarak savunma faaliyeti olma içeriğini çoktan aşmış çok daha geniş bir çerçevede ele alınması gereken bir boyut kazanmıştır. Somali karasularında kaçak olarak avlanan uluslararası (Kıbrıs, Malta, Panama, Belize, Honduras, Honkong bandıralarının ardına gizlenmiş ) balıkçıların, geçimini balık ürünleri avıyla sağlayan ve zaten çok kısıtlı koşularda yaşayan yöre insanını biraz daha fakirleştirdiği bir gerçektir. Ancak yörenin jeostratejik konumu gözönüne alındığında günümüzdeki korsan etkinliğinin emperyal güçlerin bölgedeki ayak oyunlarına malzeme olması çok uzak bir olasılık değildir.

 

Korsanlar, kendilerini karasularını koruyan sahil güvenlik güçleri olarak tanımlıyor ve karasularındaki etkinliklerini bu tanımdan hareketle meşru görüyorlar. Açlıkla ve susuzlukla mücadele eden bu insanlar, Aralık 2004’teki tsunamiden etkilenmiş ve balıkçılıktan geçinen 16 000 bin ailenin gemi ve teçhizatı büyük zarar görmüştür. Birleşmiş Milletler verilerine göre Somali dışından gerçekleştirilen kaçak balıkçılığın ekonomik değeri 300 milyon dolar dolaylarındadır.

 

Korsanlar önce yabancı balıkçı gemilerine saldırmakla işe başladılar. Karasularında kaçak avlanan ve son model teknolojik aygıtlarla donanmış bu gemilerden haklı olarak vergi isteniyordu. Daha sonra, çok fazla risk alınmadan küçük teknelerle kolayca yapılan bu harekatlardan oluşan gelirin büyüklüğü fark edilince daha büyük başka hedeflere yönelmeye başlandı.

 

Merkezi hükümetin olmaması, ülkenin mevcut parçalanmış hali, kabile sistemi, özellikle Puntland bölgesinde yoğunlaşan korsanlar için uygun bir ortam hazırladı. Korsanları birbirinden kopuk, dağınık, yol yordam bilmeyen yabani ve basit çapulcular olarak görmek çok yanlış olur. Çoğu eski balıkçı olduğundan denizle içiçe yaşamışlardır ve bu sulara çok aşinadırlar. İç savaş ortamında genellikle kullandıkları AK47 kaleşnikov ve RPG7’lere çok da yabancı değillerdir. Uzun yıllardan beri kanlı deneyimler ve ödenen bedeller pahasına geliştirdikleri ve sürekli değişebilen belli bir harekat tarzları vardır. Denizde olduğu kadar karada da aileleriyle birlikte örgütlenmesini becerebilmişlerdir. Ele geçirilmiş bir gemide görev alan 10 korsan için, beslenmeleri ve lojistik destek için karada en 50 az kadar ek adama ihtiyaçları vardır. Bu da rehinelerin denetimi/pazarlık süreci de dahil olmak üzere örgütlü bir hareket tarzını gerektirmektedir. Açıklarından geçen gemiler hakkında Cibuti ve Mogadişu limanlarından istihbarat alabilmektedirler. Elde edilen fidyelerin (ortalama olarak 300 000 ila 1,5 milyon ABD Doları arasında değişiyor) %30’u yatırımcılara, %50’si korsanlara ve %20’si de yakalanan ya da öldürülen korsan ailelerine veriliyor. Bugün bu sektör öyle bir hâle gelmiştir ki, artık kabilelerin bu işlerde profesyonelleşmiş kadrolarının başka unsurlarca taşeron olarak kullanması bile söz konusu olmaktadır. Kabileler korsanlığın yanı sıra ekonomik olarak silah ve insan kaçakçılığı (Yemen’e) ve uyuşturucu Khat ticaretinden de beslenmektedirler.

 

KORSANLARIN HAREKAT TARZLARI

En başlarda manevra kabiliyeti yüksek, hızlı küçük tekneler kullanıldı. Hedef gemiye hızla yaklaşılıp, aborda kancalarının yardımıyla teneye çıkılıyordu. Ancak bu yöntemle yapılan korsanlık karadan 50 deniz mili açığında işe yaramıyordu, çünkü bu hızlı küçük teknelerin gidiş dönüş menzili ancak bu kadarına yeterliydi. Asıl ticaret gemisi trafiği daha da açıklarda gerçekleştiği için korsanlar yeni bir yöntem geliştirip bir karargah gemiden hareket etme seçeneğini kullanmaya başladılar. Karargah gemi, daha önceden ele geçirilmiş bir balıkçı teknesi oluyor genelde. Böylece ‘balıkçı’ görüntüsü altında güvenli bir şekilde 200 deniz milinden fazla uzaklıklarda hareket etme imkanı bulmaya başladılar. Böylece de deniz ulaşım yollarının menziline ulaşmayı başardılar.

 

Hedef belirlendiğinde küçük motorlar hemen denize indirilip saldırıya geçiliyor ve kimi acil durumlarda ana gemiye geri dönüş dahi yapılmayabiliyor. Gemi denetim altına alındıktan sonra korsanların önünde iki seçenek kalıyor : 1- Gemide taşınabilecek her şeyi yağma etmek (para, mal, iletişim ya da seyir malzemesi). Bu seçenekte korsanlık eylemi birkaç saatle sınırlı kalıyor. 2- Diğer olasılıkta ise gemi ve mürettebatı fidye için rehin tutuluyor. Böylece uzun bir pazarlık süreci başlamış oluyor. Fidyenin ödenmesi beklenirken ele geçirilen gemiler korsanların denize açılırken kullandıkları ve lojistik cephe gerisi üssü olan ana üs/limana demirleniyor. Bir grup korsan gemide kalırken, bir başka grup ele geçirilen ve rehin tutulan mürettebatın karadaki ikmal ve lojistiğini sağlıyor.

 

Hedef alınan gemiler genelde kolay ele geçirilebilecek özellikte olanlardan seçiliyor. Düşük hızda seyreden ve iskele yüksekliği fazla olamayan gemiler tercih ediliyor. Mürettebat sayısı düşük gemiler de saldırıya uygun oluyor. Genel olarak hedefin belirlenmesi ile gemiye çıkış anı arasında 15 dakikalık bir sürenin geçtiği bilinmektedir. Bu süre batılı askeri yoğunlukların müdahalesini zorlaştıran bir durumdur. Somali açıklarındaki deniz ticaret trafiğinin yoğunluğu dikkate alınacak olursa her bir gemiyi yakından izlemenin ne kadar zor olduğu daha da iyi anlaşılacaktır. Somali kıyıları 3300 km uzunluğunda (1200 kilometresi Aden Körfezine bakıyor).

 

2007 yılına kadar, Somali’deki korsanların hareket noktası genelde Mogadişu’nun kıyı bölgesinde yoğunlaşıyordu. Ancak IMB’nin yürüttüğü silahlı mücadele Mogadişu bölgesinden hareket eden korsanların gücünü azalttı. Bu yüzden, korsan faaliyetleri daha kuzeye, özellikle de yarı-özerk konumda olan ve islamcıların etkin olmadığı Puntland bölgesine kaydırıldı. Puntland’da kullanılan üs limanlar Boosaaso, Eyl ve Garacad’tır. BM’in bir raporuna göre Mogadişu Limanı yetkilileri korsanlara seyir halindeki gemilerle ve yükleriyle ilgili düzenli olarak istihbarat sağlıyorlar. Bu arada, Somali’dekine göre çok daha düşük yoğunlukta olmakla birlikte, Yemen kıyılarını üs olarak kullanan bir korsan faaliyetinin de var olduğunu belirtmemiz gerekir.

 

Korsan etkinliklerinde 2008 yılında yaşanan belirgin bir artış göze çarpmaktadır. 1984’ten beri gerçekleşen toplam 440 korsanlık eyleminin 120’si 2008 yılında gerçekleşmiştir. Bu 120 olayın 35’inde hedef gemi ele geçirilmiş, 600 mürettebat ise rehin alınmıştır. Sayıları arttıran kuşkusuz medyanın ilgisi değildir. Armatörlerin sigorta primleri yükselmesin diye birçok vak’ayı bildirmemesine karşın çok büyük bir artış olduğu tartışılmazdır. Bunda örgütlü yapıların da yavaş yavaş korsanlığa yönelmesi etkili olmuştur. Eylül 2008’de 33 Sovyet T-72 tankı, 150 roketatar, binlerce top mermisi ve cephaneyle birlikte Ukrayna bandıralı Faina gemisinin ele geçirilmesi, malzemenin karada hızlı bir şekilde kuma gömülüp gizlenmesi; 17 Kasım’da Kenya açıklarında 330 metre uzunluğundaki Suudi Arabistan’a ait SİRİUS STAR tankerinin 2 milyon varil petroluyla ele geçirilmesi korsanlığın gelişen boyutunun son göstergesidir.

 

Somali karasularında müdahalenin uluslararası hukuk açısından yarattığı sakıncalar, AB/NATO/ABD girişimiyle yürütülen CTF151 (Birleşik Görev Gücü) /ATALANTA/UENAVFOR/Birinci Daimi Donanma Gücü deniz harekatlarının önündeki en büyük engellerden birini oluşturmaktadır. ‘Düşman hedeflerin’ kolay tanımlanamaması ‘önleyici müdahale’yi olanaksız kılmaktadır. Türkiye dahil Çin’den, Hindistan’dan, Fransa’dan, Amerika’dan, Suudi Arabistan'dan, Singapur'dan, Almanya’dan, İngiltere’den, Hollanda’dan gelen birçok savaş gemisinin hâlâ etkili bir önleyici faaliyet yürütememesi bundan kaynaklanıyor. Cibuti’deki üslerden ya da seyir hâlindeki savaş gemilerinden havalanan helikopterler ve uçaklar da düşmanı belirlemekte bir hayli zorlanmaktadırlar. Her hâliyle, donanımlarıyla ve mürettebatıyla seyir hâlinde olan normal bir balıkçı teknesi bir anda içinde gizlenen küçük ve hızlı teknelerin denize indirilmesiyle çok tehlikeli ve amansız bir saldırgana dönüşebilmektedir.

 

Bölgeye bir savaş gemisi (TCG Giresun) gönderen ve çok yakında CTF151'in komutasını ABD'den devralacak ülkenin silahlı kuvvetlerinde önemli görevler üstlenmiş Bir Paşa, korsan faaliyetlerinin ABD tarafından kışkırtıldığını, vak’alardaki son sıçramanın emperyal güçlerin bölgeye olası bir askeri müdahalenin altyapısı için gerçekleştirildiğini düşünüyor. Öcalan’ın Kenya sürecinde ele geçirilmesi operasyonunda da çok yakından gördüğümüz üzere, MOSSAD ve CIA ajanlarının bölgede cirit attığı doğrudur. Müslüman ve hatta şeriatçı olmakla birlikte kıblesi daha çok paraya dönük olan yerli kabile unsurlarının akçe yoluyla ayartılmaya çok elverişli oldukları da açıktır. Somali’deki mevcut istikrarsızlığın bölgedeki yabancı ve emperyal askeri etkinliklere meşru bir harekat ortamı sağlaması bu olasılığın da göz önünde bulundurulması gerektiğini gösteriyor. Ama yine de bu bizim bakış açımızı değiştiremiyor.

 

Midesi büzülmüş aç insanların, birkaç kilometre açıklarından geçen, önemli hammadde ve zengin mallarla dolup taşan gemilere karşı geliştirdikleri bu meşru müdahale yöntemine korsanlık diyoruz. Konteynerlerin içi şöyle ya da böyle el konmuş artı değerlerle, doğamızı, insanlık hakkımızı, kısaca yaşamımızı bizden çalan küresel sömürü düzeninin bizden talan ettiği mallarla dolu. Suyun üstüne çizilen görünmez otobanda, ortadoğu halklarının kanı pahasına elde edilmiş kirli petrolü taşıyan gemiler, gelişmiş ülkelerin refahı ve tüketim çılgınlıklarını doyurmak için hararetle bir aşağı bir yukarı gidip geliyorlar. Eskiden köle ticaretinde canlı insan sevkiyatının yapıldığı bu allahsız yol, aynı zamanda  % 90 yoksuldan % 10 varsıla doğru işleyip duran adaletsiz gelir paylaşımının da yoludur bir anlamda. İdeolojik arka planları olmasa da, sert ve kural tanımaz davranıp, Türk gemilerine de saldırmış olsalar, bu ince uzun vücutlu, müslüman ve üç isimli kara derili balıkçılara kendimizi daha yakın hissetmemiz belki de biraz da bundan. 

( http://www.meteorhaber.com/index.php?option=com_content&task=view&id=504 )

 

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest