Başka türlü bir şey...

Güneşli bir bahar pazarı: Vadinin tam orta yerinde, dere yatağından aşağıya inen geniş asfalt yolun iki yanındaki yamaçlara, çoluk çocuk binlerce kişi toplanmış.

 

Yolun başındaki kavşak noktasına yerden bir metre yüksekte, ‘rampa’ adını verdikleri demirden bir sahne oturtulmuş. Pembe pantolonunun yan taraflarından sarkan pıtırcık yağları bir şişirip bir söndüren oynaklığıyla sunucu kız, teneke zemin üzerinde zıplayıp kelime dağarcığını zorlayarak dakikada aynı yirmi sözcüğü tekrar edip duruyor.

Çeşitli markaların reklamını yapan katılımcı dallamalar, yokuş aşağıya hızla kazanan derme çatma ‘üretim’lerini aşağıya sallamadan önce, çıkış noktasında küçük bir gösteri yapmak zorundalar. Her defasında, kulakları sağır eden müzikle birlikte birbirinden rezil koreografiler eşliğinde, ürettikleri derme çatma araçların temalarıyla örtüşen bir dakikalık kısa sunumlar yapıyorlar. Beleş ikram edilen uyarıcı zehirli içkiden fazlasıyla içen locadaki nereden toplandığı belli olmayan jüri, bu kepazeliği olur olmaz zamanlarda kaldırdıkları on üzerinden notlarla değerlendiriyorlar. Sonrasında zorunlu bir havalı korna sesi ve rampadan aşağıya salınan temsili bir araç.

 

Yolun iki yanında saman balyaları dizili. Ellerinde cep telefonu ya da profesyonel bir makine, güneşli Pazar gününün meraklı vatandaşları sayısal ‘görüntü’ alma telaşı içinde. Kendinden geçmiş hâlleri, bundan daha da fazla insanın etkilenmesi için küçük hücrelere ayrılmış dev ekrana yansıtılmış.

 

İnsan kanını yapışkan hâle getiren ve içerdiği yoğun kafeinin etkisiyle genç bedenlerde kalp krizine yol açan mucizevi enerji içeceğinin anlamlı etkinliğine ‘hoş gelenler’, boş boş bakışlarla sağı solu izlerken, yılların birikimiyle belediyenin ırzına geçtiği bu vadide canlı kalabilen son bitkilerin üzerinde tepindiklerinin farkında bile değiller.

 

Binaların arasına sıkışmış parktaki nadir beton duvarlarda, geçen bir Mayıs’tan kalma sloganlar nedense silinmemiş: İşçi sınıfının dayanışma günü ! Orak, çekiç ve kızılyıldız. Köftecinin el arabasından yayılan köfte kokuları püsküllü mavi çam ağaçlarının dallarının altına sığınmış. Halkımızın daimi ‘khat’ı televizyondan haber almışlar bir kere! Çocuklarını, köpeklerini ve güneş gözlüklerini yanında taşıyan kent soylular bu anlamlı etkinliğin bir anını dahi kaçırmamak için bulabildikleri boşluktan, parmaklıklar arasından sahneyi izlemeye çalışıyorlar.

 

Müzelik işçi sınıfının gözü iktidardan çok, hemen yakınında duran ve temas edebildiği burjuvazinin işgal ettiği konforlu mevkiide. Yanlış anlaşılmasın, konvansiyonel bir alaşağı etme stratejisinden daha çok, şükür ve tevekkül içinde ‘boşalan yerlere doğru ilerleyelim beyler’ yaklaşımı söz konusu. Çok bir şey anlayamasalar da –anlayacak bir şey var mı?- onlar da bu ‘şık’ kalabalık içerisinde afiyetle yedikleri simitleriyle yerlerini almışlar. Hemen önlerindeki; 'onlar adına, onlar için ve onlardan daha çok bilen öncüleri tarafından' bırakılmış kızıl simgeleri inatla görmezden gelip, kafalarını ‘rampa’ya doğru çeviriyorlar.

 

Orta sınıfın önlenemeyen yükselişi, yokuş aşağıya sallanarak ve çoğunlukla da duvara toslayarak giden insani değerlerimizin alçalmasıyla koşut gelişiyor. Herkes hâlinden memnun!

 

 

Dümdüz yolda yampiri yampiri giden enkaz araçlar arasında ağır adımlarla süzülen, bitleri kırmak için saçları kınaya bulanan ailenin en küçük çocuğu, yaşamının az ötesinde öleceğini bilmiyor. Gelecek yağış mevsiminde taşan kanalizasyonlardan bulaşacak tifo veya kolera kısa sürede zaten aç olan güçsüz bedenine yerleşecek ve daha önce ölen üç kardeşi gibi alıp götürecek onu. İçtikleri şebeke suyuna karışan deniz suyunun tuzu nedeniyle iflas eden böbreklerinden dolayı yatalak olan babası namazını yatağında kılıyor. Kendisine bahşettiği güzellikler için tanrısına şükrediyor.

 

Yeni işten çıkarılmış Arablo’nun peşimden koşan keseri, işhanının önünden çırılçıplak geçen marjinal çılgın gencin araç camlarına çarpan bakışı, yol boyu rögarlardan kente sızan lağım kokusu, nem ve sıcakla birlikte esmer tenin bakışından bulaşan yakıcı açlık.

 

Sabahın alaca şafağında Habone’nin boğazına dayanan üç erkek bıçak: alışveriş için taşınan aylığın bir saniyede el değiştirmesi. Hem de çöplerin biriktiği duvardaki büyük boy ‘temizlik imandan gelir’ yazısının tam önünde...

 

Kırmızı bereli Cumhuriyet Muhafızları kışlasının çaprazındaki Gabode zindanı önünde görüş için bekleyen, uzun ve renkli çarşaflara gizlenmiş ince kara bedenler. Ağızda khat, kaldırımda mukavva kartonlar üzerinde kılınan hızlı namazlar.

 

 

Ezan okunuyor. Kadınlar hafif eğimli yolda park etmiş su tankerinin ardında ellerinde iki’şer plastik bidonla kuyruğa girmiş. Arada okula gitmeyen küçük çocuklar ve emekli yaşlı amcalar sıkışmış. Ağzında dişi kalmamış roman teyzem yine bir soldaki sıraya, bir sağdaki sıraya yanaşarak çaktırmadan ilerliyor. Aslında herkes oynadığı oyunun farkında. Müdahale karşısında cevabı hazır. ‘Kızım az ötede sırada’, ‘bir saattir buradayım ben anam’, ‘hepimize yeter bu su’. Kimse bulaşmıyor ona, cesareti biraz da bundan.

 

Gecekondu semti kentsel dönüşümün tam orta yerinde. Nereden peydahlandığı belli olmayan hızlı mütteahhitler, yıllardır beklemede olan tapu dosyalarını Ankara’dan bir çırpıda sihirli bir hamleyle çözümlüyor ve mahalle içindeki kaçak binalar arasında yasal inşaatlar ardısıra yükseliveriyor. Kentle, binalarla birlikte aileler ve insanlar da dönüşüyor.

 

Büyükelçiler kararnamesi yayınlanmış; Fransız Kültür’de önemli konuklar önemli şeyler üzerine çok beklenen görüşlerini açıklayacakmış; yaramaz eniştem eve kesin dönüş yapmış; guguklu saatin topuzu yerinden çıkmış: Umurumda değil. Su bidonunu doldurmuşum. Kedinin şimdilik karnı tok ve yeniden sırt çantamı toparlıyorum.

 

Binlerce kilometrelik yolculuğun göz açıp kapatıncaya kadar çabucak geçen birkaç saate sığmasına benzer bir mucize bu. Bir türlü terk etmeyi başaramayacağım topraklardan kargalarla taşınan taze leş kokusu, bu kez çok özlenen ‘vatan’a taşınmış durumda. Bu serinlik, bu olur olmaz yağan yağmur, üstüme üstüme gelen başdöndürücü beyaz tenli kalabalık. Sahtekarlar korosunun tanıdık nakaratları. Koskocaman yalnızlığımda üstümden atamadığım yapış yapış bir yeryüzü sıkıntısı.

Bitmek bilmeyen yorgunluğun gölgesinde oyalanan aptalca bir yaşam ısrarı: arka planda, olduğu yerde devinen çift düdüklü tulumun baştan çıkaran sesi; umudun omuz üstünde yayladan yukarıya ağır ağır taşındığı dolambaçlı, yürüyen, yemyeşil ve ıslak bir dağ yolu.

(http://www.meteorhaber.com/content/view/509/405/)

 

Yazdıre-Posta

Irish gambling website www.cbetting.co.uk Paddy Power super bonus.