iyi ki doğdun Tontoş!...

 Eskiden askeriyeye ait bir gözetleme noktasının bulunduğu, vadiye hakim Kule mevkii’nin iki sokak altında, Arnavut kaldırımı üzerine dökülmüş asfaltın kenarına konmuş nervürlü demirlerin arasında oynaşan ağzı mühürlü gri tekir yavru kediler, sabah saatlerinin dinginliğinin tadını çıkarıyorlar.

Hacıhüsrev’in yıllardır ekolojik uyuşturucu zulası görevini şerefle üstlenen Müslüman Mezarlığı’nın kıyısındaki bu sakin sokakta yaşam, sokakta akşam kalabalığından kalan çekirdek kabukları ve diğer çöpleri belediye görevlisine kaptırmamak için, sabahın köründe elinde faraş ve süpürgeyle inatla yola fırlayan amcanın çekingen sesleriyle birlikte başlıyor. Ardından fırından günün ilk ekmeklerinin kokusu süzülmeye başlar ki, bu bıkıp usanmadan her gün yenilenen etkinliklerin ilk işaretidir de aynı zamanda.  

  

                                                                                          

Una bulanmış tombul fırıncı yamağı soluk alabilmek için sokağa çıktığında, alt sokaklardaki emekçi Romanlar, Kürtler, Karadenizliler çok uzaklardaki işlerine gecikmeden ulaşabilmek için hızlı adımlarla sağına soluna bakmadan rampa yukarı koşuşturmaya başlamışlardır artık.

40 yıl öncesinin yolu topraklı, meyve ağaçlı bahçeli, arsalı, bostanlı şirin tek katlı evlerden oluşan gecekondu mahallesi, artık Ankara’dan sihirli ve ak eller aracılığıyla alınan tapuların marifetiyle lüks konutların yükselmeye başladığı bir açık hava şantiyesine dönüşmüş. Çimentosu fakir briketlerin sunduğu kolay boşluklara çöreklenmiş fareler her bir yıkımda nereye gideceklerini iyice şaşırdılar. Mezarlıktan kaçıp bahçelere dalan gelincikler artık daha seyrek görünüyorlar. Yerel Yönetimden başlayarak ülkeyi ele geçiren zihniyetin, sosyal riskleri oya dönüştürme projesi çerçevesinde kömür ve gıda yardımı alan aileler son model özel araçlarını dar sokaklarda park edecek yer bulamamaktan yakınıyor. Şehit adı verilmiş parkta oturan yaşlı amcalar ara sıra vadinin karşı yamacında bulunan Okmeydanı’ndan rüzgârın etkisiyle bu yakaya süzülen göz yaşartıcı gazlardan yakınsalar da küçük bir köye dönüştürdükleri mahallelerinin dönüşümünden oldukça memnun görünüyorlar. Değişimle birlikte yarattıkları köy ortamının hızla yok olacağının henüz farkında değiller.

  

Tek gözü kör, ayağı topal, yaramaz çocukların üstlerine bilumum malzemeler yapıştırıp işkence ettikleri paçoz kediler onu önce camın arkasında perdeler arasında oynaşırken gördüler. Beyaz bir şey çiçekler arasında gidip geliyor ve garip ve anlamsız gözlerle özlemle onlara bakıyordu. Mahalleye geldiğinde küçücüktü; eve alındığında henüz anne sütü emiyordu. Çinçilla (Chinchilla) cinsi bu yumuşacık bembeyaz ipek tüylü yavru çok soylu bir aileden geliyordu. Babası kül rengi kocaman kafalı bir Persian, annesi ise mütevazı ama soylu bir Çinçillaydı. Zamanla kaderin nimetlerinden daha fazla nemalanan kardeşlerinin her biri kendi alanlarında ayrı ayrı büyük başarılar elde ettiler. Büyük ve varlıklı ailelere, kurumlara, kocalara kapılanıp kendilerini onurlu bir şekilde kurtardılar. Kule Mevkii’ne inemeyecek kadar büyümüşlerdi.

  

Tontoş her zaman halinden memnun kalarak yaşadı. Kendini dev aynasında görenlerden çok, hemcinslerinin en sade ve en içten örnekleri arasında olmaktan hep mutluluk duydu. Onun yeri burasıydı aslında. Kule Mevkii’nin tehlikelerinden, yaşamın önüne getirdiği zorlu seçimlerden, görevlerden hiçbir zaman kendini sakınmadı. ‘Öyleymiş gibi yapmak’ yerine gerçekten hep öyle olmayı tercih etti. Ev kedisi olmakla birlikte, sokağa çıktığı ilk anlarda küçük görüldü ve bir hayli hırpalandı; ama kendi ayakları üstünde kalmayı başardı ve bembeyaz rengiyle kendini diğer soydaşlarına kabul ettirdi. Ne yazı ki eski hâlinden eser yoktu artık. Ensesindeki tüyler iyice dökülmüş ve sırtına pespembe derisini iyice belirginleştiren arsız bir uyuz yapışmış, yazın sayıları mucizevi şekilde artan pirelerle baş edemez hâle gelmişti. Babasından miras kalan kocaman persian kafasının gerisindeki vücudu iyice çelimsizleşmiş, başka birine ait olup sanki sonradan bu iri kafaya monte edilmiş gibi görünüyordu. Sahiplerinin verdiği tıkırdak yemeklerin sayısı azalmaya başladı. Ara sıra lüks semtlerden satın alınan çok değerli dana eti ton balıpı karışımlı mamalardan artık eser yok. Önce kuru ekmek yemeye alıştırdı kendini; sonra da çöpleri karıştıran soydaşları gibi kokuşmuş yemek artıklarını.

  

Bugün Tontoş’un doğum günü. Bilmem kaç yıl önce yeryüzü katili ABD’nin Hiroşima’ya attığı bombadan haberi olmasa da, bu kömür tozu lekeli beyaz kedi doğduğu günü kutlamaktan artık çok uzakta. O tek mumlu pastalar, kucağa alıp okşamalar, eşlikli fotoğraflar filan çok geride kaldı. İnsan, pardon kedi bir kere düştü mü çevresindeki her şey de birlikte yok oluveriyor.

  

Canı acıyor. İçindeki yara gittikçe ilerliyor ve yaşam geriliyor. Açılmayan kapı ve pencerelerden geri döndükçe, gün geçtikçe dışlandığını daha da derinden hissediyor. O ilk başlardaki sevginin, içtenliğin ortadan kalktığını anlıyor. Ona inatla gri tekir yavru kediler veren karısı bambaşka bir yaşamın içinden ara sıra ona gülümsüyor. Hayatta kalabilen çocukları (gerçi hangisinin onun çocuğu olduğu o kadar da belli değil, çünkü hiçbiri bembeyaz doğmadı…) onu, varlığını görmezden geliyor. Formalite icabı ‘baba’ sözcüğünden öteye gitmeyen bir yakınlık duyuyorlar. Yine de bahçede eşeleyecek kadar toprak bulabildiği için bugüne şükrediyor. Ailesini, o geçmiş günlerin yanıltıcı kalabalığını çoktan unutmuş durumda. Akşamları günü yaşayarak tamamlayabildiği için gözlerden ırak zulasında mutlu uyuyor.

 

Çok önemsediğimiz 'insan' varoluşlarımızın arasında bu tüyü dökülmüş paçavranın ortalıkta dolaşmasının çok fazla değeri olmadığı düşünülebilir. Ama arasında küçük kara noktaların dolaşıp durduğu gittikçe seyrekleşen bu cılız tüy yumağında ilginç bir şekilde can çekişmemizin yansıdığı gerçeği bu satırları kışkırtıyor.  

Soymuş, ırkmış hepsi hikaye. Doğduğundan beri, gizli bir intikamın peşindeymiş gibi, para verip sana özel olarak taşıdığımız kumların üstüne yapmayıp, yastığım, kayınvalidemin koltuğu dahil pisliğini bulaştırmadığın yer kalmadı. Ama yine de seni, o bıkkın bakışlarını, koltuğun üstünde o zor bağışladığın gösterişsiz mırmırını düşünmeden edemiyorum. Soylu kediler sahibinden uzakta ölürmüş. Cehennemin dibine kadar gitsen de geri dönüp burnumun ucunda, tam karşımda öleceğini gayet iyi biliyorum. Tıpkı çoktan ölmüş beynini ve yarı canlı bedenini makilerin arasına el arabasıyla kan ter içinde varoluşuna ve cinsine küfrederek taşıdığım türüne çok yakışan Amerikan isimli kahverengi yalaka Doberman Cesi gibi...  

  

Köpek zamanla sahibine benzermiş derler ya, kediler için de geçerli galiba bu. O yüzden seni biraz daha çok seviyor, sana biraz daha az kızıyorum. Kader arkadaşım benim. İyi ki doğdun…

 

 

  

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest