Ortaklar Komünü: Eşitlikçi bir Dünya düşü

 Yaz tatilinde köyde ziyaretime gelen çocuklara, yeğenlere anlattığım korkulu, tarih yüklü bir gece masalıdır bu. Yamaçtan yürüyen, girintili çıkıntılı koyaklara gire çıka dolana dolana giden yorulmak bilmez bir yol;

çoğunluk sarıçamlarla kaplı ve aralarda kendilerine yaşam alanı bulabilmiş makilerden oluşan koskocaman bir orman. Adımlara eşlik eden gündelik, olağan ve kendini yinelemeye başlayan bir sohbet; önümüzden soluk soluğa giden köpekler; toprakta çok da yankılanmayan hızlı adımlarımızın gürültüsü. Akşamüstünün gölgesinde uyumaya hazırlanan koyu lacivert devasa yeşil kütle. Gölgelerin çoğalmaya başladığı siyah noktalar.  

  

Bitmeyen dönemeçlerin birinde birden karşımıza ak libaslı üç adam beliriveriyor. İçlerinden biri hafif sakallı, elinde sandal ağacından yamuk bir değnek. Diğer ikisinin sırtında küçük birer bohça asılı. Bugüne ait olmayan sadece giysileri değil, simaları bir tarih kitabının sayfalarını süsleyen siyah beyaz resimden çıkma. Ateşli bir sohbetin orta yerinde; sessiz bir selamla şaşkın bakışlarımıza aldırış etmeden yanımızdan hızla geçip gidiyorlar. Çocuklar bana bakıyor: ben ise arkamda çoktan kaybolmuş üç beyaz gölgeye. Toprakta çıplak ayaklarının izi belli belirsiz duruyor. Köpekler nerede?

 

 

Sömürünün ve adaletsizliğin olmadığı bir Dünyanın çağrıştırdıklarından daha çok, genç beyinlerde yarattığım fantastik kurgunun ürkütücü atmosferi baskın çıkıyor. Livaneli’nin korku saçan sesi, sesimin arkasına sığınmış odanın dört köşesine yayılıyor. ‘Yapışıp sabanın sapına… Şu kardeş toprağa… Biz de bir yol sürelim dedik’. Çocukların bu uyku saatinde gözleri ışıl ışıl. Tuvalete gitmek üzere ikişer ikişer yanımdan ayrılıp korkudan bir daha geri dönmüyorlar.

  

Börklüce’nin adamları bundan tam 600 yıl öncesinde, bu arazilerde yine aynı şekilde isyan ve kardeşlik türküleri söyleyerek dolaşmaya çıkmışlardı. Adını, tarihteki ilk örgütlü komünal yerleşimlerden biri olan, Şeyh Bedreddin’in en gözde müridi Börklüce Mustafa’nın kurduğu yerleşimden alan, Ortaklar beldesi ile İzmir arasındaki yol, Kuşadası’na doğru dikine uzanan Aydın Dağlarının denize yaklaştıkça alçalan tepelerinin bulunduğu bu noktalardan geçiyor. Kavşak noktasında bulunan bu güzelim yerde, Çelebi Mehmet döneminin adaletsizliği ve zulmü altında inleyen Anadolu halklarından Türkü, Yahudisi, Rumu, Ermenisi, Romanıyle hep birlikte Börklüce’nin etrafında toplanan Bedreddinî ortaklar, Marks’tan ve Paris Komününden çok daha önceki bir tarihte, elele vererek yeni ve eşitlikçi, sömürüsüz bir dünya düşünün temellerini atmaya çalışmışlardır.

  

‘ Hep bir ağızdan türkü söyleyip

Hep beraber sulardan çekmek ağı,

Demiri oya gibi işleyip hep beraber,

Hep beraber sürebilmek toprağı,

Ballı incileri hep beraber yiyebilmek…’

  

Ortaklaşarak tarımın geliştirilmesi için sulama arkları yapılmış, dönemin bilgi birikimleri kullanılarak değirmenler inşa edilmiş, tarlalar herkesin malı olan üretim araçlarıyla işlenmiş, ve evler, yollar, taş kuyular imece usulü gerçekleştirilmiştir. Bu komünal sistemde özel mülkiyet bir anlamda ortadan kaldırılmış ve yapılan tüm işlerden elde edilen ürün ve kazanç eşit olarak paylaşılmıştır. Lanetli payın en aza indirgenmeye çalışıldığı bu dünyada sorunları üstesinden hep birlikte dayanışma içinde gelinmiştir. Aynı şekilde bir Bedreddin müridi olan Torlak Kemal de bu kez Manisa bölgesinde düzene karşı isyan bayrağını yükseltmiştir. Şeyhin bu ayaklanmalara askeri anlamda önderlik ettiği ve bunları doğrudan birebir yönettiği olgusu üzerinde elimizde çok tarihsel veri bulunmamaktadır. Hatta burada temkinli davranarak, daha çok Bedreddin’in teorik anlamda önderliğinden söz etmemiz gerekir.    

 

Nazım Hikmet’in dizeleriyle çarpıcı bir şekilde destanlaştırdığı Şeyh Bedreddin’i sırf bu destanda yer aldığı şekliyle değerlendirip, bu yüzden bugünün penceresinden bakarak onu katıksız bir ‘devrimci komünist’ olarak nitelemek yanlış olacaktır. O, daha çok yaşadığı döneme göre farklı bir bakış açısına sahip olan, kurulu düzen içerisinden gelen ve düzene ilişkin farklı önermeler taşıyan bir aydın, felsefe adamı ve sofidir.        

  

1400’lü yıllarda yaşanan ayaklanmanın, Aydıneli’nin büyük bir bölümüne yayıldığı anlaşılmaktadır. Ortaklar Batı’dan ve İzmir’den gelebilecek tehlikelere karşı dağların yamacında korunaklı bir konumda bulunmaktadır. Burası bereketli toprakları ve dağa yaslanması itibariyle stratejik bir yer sayılabilir. İsyan sonrasında yaratılmaya çalışılan yeni düzenin merkezi olan Ortaklar’ın isyanın bastırılması ertesinde yerle bir edildiği tarihi belgelerde yazılı olmasa da, bunu tahmin edebilmemiz oldukça kolaydır. Bir rivayete göre bu bölgede yerleşik bulunan ve kıyımdan kurtulabilen halkın bir kısmı Aydın’dan, Ortaklar’dan Sıvas tarafına göç ettirilmiştir. Divriği Çamşıh yöresindeki 20’ye yakın köyün Ortaklar’dan göç ettirilen bu insanlar tarafından kurulduğu söylenmektedir.

  

Amerikan İç Savaşı sırasında tekstil üretimi artan sömürgeci İngilizlerin katlanan pamuk ihtiyacından hareketle, İzmir-Aydın arasına 1853 yılında, (Selçuk’tan sonra çok şirin üç tünelle ve muhteşem manzaralar eşliğinde dağı aşan bir) demiryolu inşa etmeleri ile Belde yeniden önem kazanmaya başlamıştır. Demiryolunun geçmesiyle birlikte Ortaklar yavaş yavaş çevre köylerin merkezi haline gelmiştir. Durumu iyi değerlendiren Rumlar ilk olarak bu yerleşime fırın ve bakkal dükkanları açmışlardır. Bölgede bulunan bereketli incir bahçeleri yavaş yavaş yerleşimlerle dolmaya başlamıştır. Ortaklar-Tekinköy’deki Magnesia ören yerinın tam göbeğinden geçirilen ve 1902 yılında ulaşıma açılan Ortaklar-Söke yolu (o zamanki ismiyle şosesi) beldenin gelişimini daha da hızlandırmış ve yavaş yavaş burası önemli bir kavşak noktası olmuştur.

  

Ortaklar adı bugün çoğu insanımız için, tatil yöresine arabasıyla giderken yol kenarında yenilen çöpşiş anlamına gelmektedir. Halbuki döner kavşağın yanından anayol bir an olsun terk edilip beldenin içerisine girilirse, küçük dükkanlarıyla, açık hava kahvesiyle meydanıyla sıcacık ve şirin çiftçilikle soluyan bir Batı Anadolu kasabasını görme imkanı doğacaktır. Demiryolu istasyonu çevresiyle birlikte ayrı bir güzellik sunmaktadır. Benim için Ortaklar, bir yeryüzü düşünün yaşayan mekanı olmasının yanı sıra, kışın soğuğunda traktör sırtında, eski ve atıl kocaman bir tuğla fabrikasının kenarına sığınmış, zeytinyağı kontinü üretim yerinde, yorgun argın yağ sıktırmaya gittiğim anlar anlamına da gelmektedir. Tek tek elle kotarılan çuvallara doldurulmuş hasadın birkaç saat içinde separatörden çıkan yağın, dışarıda biriken prinanın dumanına karışan mis gibi kokusuyla bidonlara dökülüşünü izlerken, başka hiçbir yerde hiçbir zaman duyumsamadığım keyfi yaşadığım anlardır bunlar. Hilesiz, sömürüsüz, efendisiz, tertemiz bir emeğin pırıl pırıl ışık saçan bir ürüne dönüşümü. 

  

Ortaklar Belediyesinin, bölgedeki aydınlık insanların, beldenin adının Şeyh Bedreddin ve özellikle de Börklüce Mustafa’nın önderi bulunduğu biricik girişimiyle anılması için yapacakları çok şey var. Şeyh Bedreddin’in, sağcı solcu ortayolcu ya da dinci olduğuna bakılmadan, onu tarihsel kişiliğiyle ve tüm yönleriyle birlikte değerlendiren bir bakış açısıyla ele alarak, öncelikle resmi tarihin yüzyıllardır görmezden geldiği bu isyan ile ilgili olarak gerekli araştırmaların teşvik edilmesi gerekir. Beldede bu adlar anılarak bir etkinlikler dizisi (festival) düzenlenebilir ve tarihimizde yaşanmış bu önemli olayla ilgili bilim adamları, edebiyatçılar v.s. görüşlerini açıklayabilirler. Ortaklar Komününü, Börklüce’yi anımsatan bir anıt neden olmasın? Bunları isteyecek ve yapabilecek güzel insanların, bugünün zifirî karanlığına karşın, yerelde de varolduklarını iyi biliyorum.

  

Ortaklar projesi, önce yeni insanı kendi içimizde yaratmakla mümkün olacaktır. Kendi varoluşumuzu ve izlediğimiz yolu hesaba katmadan, gazozdan önermelerle yaşam boyu aralarına girmekten kaçınılan ezilenlere uzaktan yol yordam göstermek, ya da başkaları için onlar adına bir şeyler yapmak yerine, daha çok ‘kendi hayatından yola çıkarak’, önce kendimiz için ve yenibaştan inatla çıkılan, sonucu önceden kestirilmemiş bir yolculuk olmalı eşitlik düşümüz. Yaşam denilen bu en uzun ve en kısa yolculuğumuzda, Yeryüzüyle birlikte insanın kurtuluşunun, yaşanmış önceki örneklerinden çok daha farklı bir ortaklaşacı düşün gündelik eylemde, yaşam içinde çekincesiz olarak yaşatılmasıyla gerçekleşeceğine hâlâ tüm yüreğimizle inanmamız gerekiyor.       

(http://www.meteorhaber.com/content/view/515/)

 

 

  

 

Browse top selling WordPress Themes & Templates on ThemeForest. This list updates every week with the top selling and best WordPress Themes www.bigtheme.net/wordpress/themeforest