Bafa Gölü ve Latmos Heraklia'sı
Bafa Bölgesi başlarda benim için Bodrum yolu üzerinde, Söke ovasının dümdüz yıpratıcı yolunu aştıktan sonra kıyısındaki tehlikeli dönemeçlerden hızla geçip gittiğimiz dalgaları köpüklü deniz eskisi bir gölden ibaretti. Dikkatimizi yoldan ayırmadan uzaktan gölün öte yakasına yansıdığı şekliyle Latmos (Beşparmak) Dağlarının yuvarlak hatlı değişik manzarasıyla yetiniyorduk. Bölgede ‘yerleşik’ olduktan sonra, gölün güneyinde bulunan Çamiçi’nden Heraklia, Kapıkırı yönüne doğru uzanmaya zaman ayırınca, zeytin ağaçları ve yuvarlak kayaların arasında gizemli ve bambaşka bir dünyanın uzun zamandır yanı başımızda sessiz sedasız uzandığını anladık.
Çamiçi’nden saptıktan 5 kilometre sonra, doğuda, göl kenarında Gölyaka Köyü’ne oradan da iki kilometre sonra Kapıkırı (Heraklia) köyüne ulaşılıyor. Beşparmakların gölgesinde, eskiden Ege Denizinin körfezi olan Bafa Gölünün kıyısına kurulan Latmus Heraklia’sı burada bulunuyor.
Afyon Dinar’daki bin metre rakımlı dağlardan doğan Büyük Menderes (ırmak tanrısı Meandros’tan türemiş) Nehri, yaklaşık 560 kilometre kat ettikten sonra Söke civarlarında Ege Denizi’ne dökülüyor. Nehrin taşıdığı alüvyonlar bir zamanlar Ege Denizi’ndeki korunaklı Latmos Körfezi’nin koylarını doldurmuş ve bugünün Bafa Gölü’nü oluşturmuş. Çevresi zeytin ağaçlarıyla kaplı, yedi bin hektar yüzölçümlü gölün en derin noktası 25 metre. Göl üzerinde birçok küçük adacık yer almakla birlikte, Bafa’nın Kuzey-batısında bulunan ve ayrı bir göl olarak değerlendirilmesi gereken Serçin Gölü’ndeki Uyuz Ada’sını saymazsak, üçü Kapıkırı yakınında bulunan belli başlı dört ada bulunuyor. Bunlar Menet, Kahvehisar (ya da Kahve asarı), Kargahisar ve Kapıkırı adalarıdır. Kapıkırı Köyünün üç kilometre batısında yer alan, üzerinde manastır kalıntıları bulunan iki küçük adadan biri, İkizce yarımadasının ucu da sular yükseldiğinde ada halini almaktadır. İkizce’nin uç kısmında tepede Meryemana’ya adanmış bir manastır bulunmaktadır.
Bafa Gölü çevresiyle birlikte eşsiz doğal güzellikleri nedeniyle 1994 yılında Dilek Yarımadası Milli Parkıyla birleştirilerek ‘tabiat parkı’ ilan edilmiştir. Su kuşları açısından önemli kuş alanı statüsündedir. Bazılarının şahsen tam olarak neye benzediklerini bilmesem de, akkuyruklu kartal, beyaz leylek, gökdoğan, küçük karabatak, küçük balaban, gece balıkçısı, alaca balıkçıl, erguvani balıkçıl, yılan kartalı, angıt, saz delicesi, kızıl şahin, uzun bacak, İzmir yalı çapkını, alaca yalı çapkını, küçük kerkenez, kaşıkçı kuşu burada bulanan nesli tehlikede olan türlerden bazıları. Kış aylarında ise küçük batağan, bahri, karabatak, tepeli pelikan, boz ördek, elmabaş pakta, bataklık kırlangıcı, mahmuzlu kızkuşu, sakarmeke ve flamingo gibi kuşlar bölgeye kışın barınma amacıyla gelmektedir.
Göl kıyısındaki Heraklia antik kenti kalıntılarıyla Kapıkırı Köyü iç içe girmiş durumdadır. Ama buradaki iç içelik, diğer bölgelerdeki benzerleri gibi rahatsız edici olmaktan çok daha çok ilgi çekici ve uyumlu bir yaşam ortaklığı. Köyün ilkokulu bahçesi antik kentin agorasıdır. Bouleterion (meclis binası) kalıntılarına bir köy evinin arka bahçesinden ulaşılmaktadır. Ağaçlarla kaplı tiyatro, Nymphaion, Endymion Kutsal Alanı ve gymnasium da köyün içerisindedir. Antik tiyatroda otlayan hayvanlar, her köşe başında karşınıza çıkan ağaççıklara bağlı eşekler, tavuklar, horozlar, ellerinde toptan aldıkları ‘el ürünü göz nuru’ dantelleri çorapları pazarlamaya kalkan teyzeleri ve bacılarıyla, yaşayan ve soluyan bir ören yeri!
Heraklia, Milattan önce 350 yılında Karia Kralı Mausolos tarafından kurulmuş bir liman kentidir. Başlangıçta buraya zorla yerleştirilmiş insanların geçim kaynağı, buradaki mermer ocaklarıymış. Buradan çıkarılan mermerler Miletos ve Didyma gibi yakın kentlere nakledilirmiş. Mermer ocaklarının belli başlıları gölün doğu ve güney kıyılarında yer alan Heraklia ve Miletos mermer ocaklarıymış. Pınarcık Köyü’nün doğusundaki Büyükasar Tepe’den Kahveasar Adasının batısına kadar uzanan Miletos mermer ocağı 5 km’den büyük bir alana yayılmaktadır.
Yer yer yapısı bozulmamış, gözetleme kuleleriyle birlikte 6,5 km uzunluğundaki surlar ve Agoranın batısında yer alan Athena tapınağı sağlam duvarlarıyla (bir çatısı eksik!) yüksek bir kaya kütlesi üzerinde, inşa amacına uygun olarak, hâlâ çok uzaklardan görülebiliyor. Tapınakta yer alan mermer yazıtlardan anlaşıldığına göre bu yapı aynı şekilde bir kent arşivi işlevi de görüyordu. Göl kıyısında kimisi su içerisinde kalmış kaya lahitler de, çoğunun kapağı hasarlı da olsa göl manzarasıyla ilginç bir birliktelik sunmaktadırlar. Özellikle Heraklia’nın doğusunda kıyıda yer alan yarım adada yaklaşık üç yüzden fazla mezar vardır.
Çocukların o dönemlerde çok küçük olmaları nedeniyle Bafa Gölü’nü çevresiyle birlikte tam anlamıyla gezme olanağı bulamadığımız için hayıflanıyorum. Fakat yine de, Heraklia ören yerini sık sık batısından doğusuna arşınladık, göl kıyısındaki manastırda pikniğimizi yaptık, göl kenarında son baharda dalga ve kuş sesleri arasında çadır kurduk ve yoğun ısrar ve ‘karşınıza yaban hayvanı çıkar, yaban arıları saldırır, kaybolursunuz’ dostça önerilerine karşın Gölyaka Köyünden Dağın yamacındaki Yediler Manastırına tırmandık. Ama bölgeyi tümüyle hak ettiği şekliyle, havasını içten soluyarak gezebilmek için çadırlı ve sırt çantalı bir 15 günü ayırmak gerekir.
Heraklia merkez alınarak çevrede gezilebilecek yerleri sıralarsak:
YEDİLER MANASTIRI
Kapıkırı’na gelmeden önceki köy olan Gölyaka köyünden bir buçuk saatte sizi buraya kadar ulaştırabilecek yer yer kırmızı boyayla işaretlenmiş bir patika vardır. Biz çıktığımızda patikayı gördüğümüz büyük kayaların üstünden cambazlık yapabilmek için kısmen terk etmiştik. Büyük bir kayanın üzerine yapılan manastırın sur duvarları ve bir kısım yapıları ayaktadır. Manastırın arka tarafında doğal bir taşa oyularak yapılmış içi fresklerle süslenmiş küçük bir şapel de yer almaktadır. Yediler Manastırına Kapıkırı Köyünden de gidilebilir (gidiş dönüş 12 km, 6 saat yürüyüş).
İkiz Adalardaki Meryem Ana Manastırı, Kapıkırı Köyü’nün karşısındaki adada yer alan manastır, yinegölün batısında yer alan Menet (Kuş) Adasındaki kilise, ve Milas Karayolu üzerindeki Çeri’nin Yeri dinlenme tesislerinin bulunduğu yerde Mersinet İskelesi (Ionapolis) önündeki küçük adada da bir manastıra ait kalıntılar yer almaktadır. Bunların dışında bölgede yerlerini ve konumunu bilmediğim Soteros, İkiztaş, Narhisar ve Viran adı verilen manastırlar da bulunmaktadır.
PANTAKRATOR MANASTIRI ve MAĞARASI:
Bizans döneminden kalma manastırdan ayakta kalabilen şapelin bir bölümü, Heraklia’daki küçük bir tepede yer almaktadır.
Pantakrator ve Christus Mağaralarına ise köy yakınlarındaki yoldan yukarıya çıkan patika izlenerek varılabilir. Buradaki kubbe biçimli tavanda ve alt taraflarda 8 inci yüzyıldan kalma freskler yer almaktadır.
KAYA RESİMLERİ
Göl kıyısından başlayarak zirvenin çevresinde yaklaşık 930 metre rakıma kadar devam eden tarih öncesi kaya resimleri bölgedeki kayalıkları doğal oyuklarının içlerine yapılmıştır. Ağırlıklı olarak hayvan resimleri bulunan Batı Avrupa’daki benzerlinden farklı olarak insanı ve aileyi konu alan resimler çoğunluktadır.
BALIKTAŞ KAYA RESİMLERİ
Yine Kapıkırı’nın kuş bakışı 4 km güney doğusunda bulanan Karahayıt Köyüne iki saat yürüyüş mesafesinde bulunan tarih öncesi kaya resimleri görülebilir
ZEUS TAPINAĞI
Kapıkırı’nın 10 km doğusunda yer alan Bağarcık’ın batısındaki vadide çam ağaçlarıyla kaplı bir küçük tepede bulunan yerleşimin küçük tapınağıdır. Giriş sütunlarından birisi üzerinde yer alan kabartmadan, tapınağın Zeus Akroios’a dağ zirvesindeki Zeus’a adandığı anlaşılmaktadır.
STYLOS MANASTIRI
Bölgedeki manastırlar arasında en önemlisidir. Lokantaların arasından Kapıkırı Köyü Yaylası’na giden tabanı yer yer taşlarla döşeli antik Kral Yolu’nu izleyerek sekiz saatlik zorlu bir yürüyüşten sonra, dağın zirvesine yakın bir düzlük olan Arap Avlusu adı da verilen yere varılabiliyor. Ana yapıdaki gezilebilecek çilehanelerin dışında, manastırın yukarısında içerisinde freskler de bulunan yine bir çilehane olan küçük bir kovuk da görülebilir. (St.Paul mağarası) Söylenenlere göre 10 uncu yüzyılda burada Paulos adında bir kesiş sadece meşe palamudu ve kestane kökleri yiyerek yıllarca yaşamış. Burada Pınarcılar adı verilen bir Yörük yerleşimi de bulunmaktadır. (Gidiş dönüş 22 km – 9 saat yürüyüş)
SURATKAYA YAZITI
Kapkırı’nın kuş bakışı 10 km doğusunda yer alan (kara yoluyla 30 km) Sakarkaya Köyü’ndan 860 metre yükseklikteki Anadolu Geçidi aşılarak Suratkaya Hitit Hiyeroglif yazıtına varılabilir. Suratkayanın bulunduğu kayalık yandan bakıldığında bir yaban hayvanının başını andırmaktadır.
SOBRAN KALESİ
Kapıkırı’nın 10 km kadar batısında, Bafa Gölü’nün kuzey kıyısında, Beşparmak Dağlarının kaya yapısının renginde olduğu için uzaktan seçilmesi zor olan Sobran Kalesi’nin kalıntıları yer alır. Kule, şapel ve ana binaya ait kalıntılar bugün de hâlâ ayaktadır. Kaleye doğu yönünden varmadan önce ardında küçük bir gölet bulunan 600 metrelik uzun ve güzel bir kumsal vardır.
MYUS ANTİK KENTİ (YA DA AVŞAR KALESİ)
Serçin Gölü’nün iki kilometre kuzeyinde yer alan Avşar Köyü’nden kuzeybatı’ya doğru yapılacak yarım saatlik bir yürüyüşle ören yerine varılabilir. Myus antik kentinin halkı kötü yer seçimi sebebiyle tarih boyunca sıtma hastalığından çok çekmiş. Strabon’a göre Myus’u Atina Kralı Kodros’un oğlu Kydrelos kurmuş. Günümüzde Dionysos tapınağı, sur duvarları ve Bizans döneminde yapılmış kalenin kalıntılar görülebilir.
--
Bafa Gölü son yıllarda çevre sorunları ile boğuşuyor ve ayakta kalma mücadelesi veriyor. Gölün Büyük Menderes Nehri ile olan bağı Söke Ovası’nın tarım amaçlı sulaması için setlerle koparılmış durumda. Suyun seviyesi düşüyor, artan yosunlar nedeniyle ortalığı dayanılmaz bir koku sarmış, tuzluluk oranı artıyor, balıklar ölüyor, azalıyor, buraya göç eden kuşların sayısı azalıyor. Söylencedeki çoban Endymion'un Selene’yi bir süreliğine unutup, Latmos’un büyük ve küçükbaş hayvanlarına yaptığı gibi, hep kendine kertmeye çalışaduran akıllarını başlarına toplamaları için devletin su ve çevre işlerinden sorumlu ‘büyük’ adamlarına da etkili nağmeler üflemesi gerekecek.