Juan Sebastian El Cano
Pinochet Şili’si Deniz Kuvvetlerinin işkence gemisi dört direkli ‘Esmeralda’nın ikiz kardeşi ve Rus Sedov ve Kruzenştern gemilerinden sonra dünyanın 3 üncü en büyük yelkenli gemisi olan İspanyol ‘B.E.Juan Sebastian de “ELCANO”yu bir Pazar günü ıssızlığında Fındıklı rıhtımında gezdik. Gökyüzü gri; hava lodostan poyraza dönmüş. Limanın gümrük binasında ziyaretçilerin üst aramasını askeri geminin personeli bizzat kendisi yapıyor. On, on beş kişilik küçük gruplar oluşturularak genç subaylar eşliğinde gemi gezdiriliyor.
İspanyol Deniz Kuvvetlerinin okul gemisi “EL CANO”, İspanya’nın Cadiz tersanelerinde inşa edilip, 5 Mart 1927 tarihinde denize indirilmiş. Uzun hizmet dönemi içerisinde bugüne kadar dünyanın çevresini on kez dönme imkanı bulmuş (Ama Cap Horn’den değil Panama kanalından geçerek). Okul gemisine Macellan’ın emrindeki ünlü Bask denizcisi Juan Sebastian El Cano’nun ismi verilmiş. Geleneğe aykırı olarak gemideki dört büyük yelken direğine kendisinden önceki üç direkli okul gemilerinin ismi verilmiş: Blanca, Almansa, Asturias ve Nautilus. Bu isimlerin yazılı olduğu büyük pirinç yazıtlar her bir direğin üzerinde asılı durmaktadır. Geminin asıl amacı deniz asteğmenlerinin eğitimidir. Her bir eğitim dönemi için subaylar yılın alt aydan fazlasını İspanya’dan uzakta uygulamalı eğitim seyri seferi yaparak geçirmektedirler. 3750 tonluk gemide aralarında 6 sivilin de yer aldığı toplam 257 denizci personel bulunmaktadır. Tümü ahşap olan ana güverte dört bölümden oluşuyor. Geminin yerküre biçimindeki armasında etrafımda ilk olarak sen döndün anlamında latince 'Primus circumdedisti me' yazmaktadır.
İspanyol Devleti, yıpranan geminin yerini almak üzere, 1946 yılında, aynı tershanede El Cano’nun ikizinin üretimine başlamış. Yeni gemiye normal şartlarda Juan de Austria adı verilecekmiş. 18 Ağustos 1947 tarihinde inşa edildiği denizaltı üssünde meydana gelen patlamada sonradan lanetlenecek Esmeralda gemisi de büyük hasar görmüş.
Tersane şirketinin ekonomik sıkıntıları nedeniyle yapımına uzun süre ara verilerek, ancak 1953 tarihinde denize indirilebilen gemi 1954 yılında İspanya’nın borçları karşılığında Şili hükümetine hibe edilmiştir. Esmeralda 1973-1980 yılları arasında Pinochet’nin faşist diktatörlüğü döneminde, Şili Deniz Kuvvetlerinin yüzer işkence merkezi olarak hizmet (!) vermiştir. Gözaltına alınarak ‘özel’ imkanlarla donatılan gemide işkenceden geçirilen binlerce kurbandan onlarcası sonradan bulunmayacak şekilde ortadan kaybedilmiştir. İlk olarak 1967’de Türkiye’ye gelen Esmeralda okul gemisi, ‘ulvî görevlerini’ infaz ettikten sonra Türkiye’ye bir kez daha gelerek Antalya ve İstanbul limanlarını ziyaret etmiş ve Devrimci Gençlik tarafından teşhir edilerek yurdu terk etmeye zorlanmıştır. Şili Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Rodolfo Codina Diaz, yıllar sonra yaptığı itiraflarında Esmeralda’nın cunta döneminde ‘yüzer işkence gemisi’ olarak kullanıldığını kabul etmiştir.
1994 yılında Türkiye’ye yeniden gelmiş ve bir zamanlar geminin uluslararasında teşhirinde büyük etkisi olmuş Uluslararası Af Örgütü’nün ikinci başkanlığı da yapmış olan dönemin Dışişleri Bakanı tarafından, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanı ile birlikte, protokol, bando mızıka ve kanepe-kokteyl ikramı eşliğinde güle oynaya ziyaret edilmiştir.
Dolayısıyla çok da doğrudan bir bağ olmamakla birlikte, sömürgeci İspanyolların okul gemisini gezerken bütün bunları anımsamadan yapamıyorum. Hatta bir adım daha atıp, bizi gezdiren ve küçük kızımın nedense çok yakışıklı bulduğu İspanyol Deniz Asteğmene güdük İngilizcemle Esmeralda’yı soruyorum. Önceden araştırma yapmadığım için aralarındaki bağı bilmiyorum. Genç Subay bana ‘bu gemi onun ikizi’ diyor. Biraz daha ileriye gideceğim ama donanımsızım ve en önemlisi İngilizce’m elvermiyor. En önemlisi de uluslararası hukuka göre fiilen İspanya toprağında sayılırım. Önüme gelen halatın, direğin, gerecin fotoğrafını çekiyorum. Gemi personelinin yaşam alanları, kamaralar ve koğuşlar nedense ziyaretçilere gezdirilmiyor. Acaba İspanyol Diktatörü Franco canisi de bu eski gemiye bir iki manyeto, çarmıh filan monte etmiş midir diye çaktırmadan perdesini aralık bulduğum lomboz deliklerinden, güverteye açılan ambar kapaklarından içeriye bakmaya çalışıyorum. Nafile...
Limanı ziyaret eden diğer gemiyse, EL CANO’nun yirmi metre arkasındaki 17 inci yüzyıl kalyonlarının bir kopyası olan ahşap "Endülüs Kalyonu". "Endülüs Kalyonu", Atlas Okyanusu’ndan İspanya ile Amerika arasında, Pasifik Okyanusu’ndan ise Amerika’nın batı kıyıları ile Filipinler arasında yapılan ticari taşımacılıkta kullanılan yük gemilerinin biraz küçültülmüş bir taklidi. Endülüs Yerel Hükümeti tarafından, turistik ve kültürel tanıtım amacıyla inşa ettirilmiş. Ama gelin görün ki çok ilginç bir biçimde bizim limanda ziyarete açılmamış. Hatta kendi iskelemizde bu gemiye doğru yürüyüp yakından fotoğrafını çektiğimizde, ‘güvenlik alan’ İspanyol denizciler tarafından uyarılıyorum. Uzaktan bir iki pozla yetinip ‘geri çekiliyorum’.
Kışlaları, polis merkezlerini, okulları, yurtları, misafirhaneleri, TEK, YSE, DSİ, Et ve Balık Kurumu gibi resmi kurumların binalarını 24 saat hizmet veren tam teşekküllü işkence merkezleri olarak çalıştırmayı iyi başaran az gelişmiş cuntacılarımızın, ülke olarak üç tarafımız denizlerle çevrili olmasına karşın ‘Esmeralda’ gibi bir işkence gemileri hiç olmadı. Trol ile avlanan bir ulusun evlatları olarak, Atatürk’ün olağanüstü lüks yatı Savarona’yı bile koruyamadık ve kiralayarak teslim ettiğimiz Rus oligarklarının elinde kötü yola düşmesine göz yumduk. Çok yazık...