Skip to main content

Fırat kıyısında: Merzimen Kanyonu

 

En son Dülük’ün sadece yük trenlerinin geçtiği tren istasyonu önünde oynaşan çocuklarla şakalaşıp Beylerbeyi’ne kadar yürüdükten sonra, Gaziantep çevre yolu üzerindeki küçük bir bakkalda soluklanıyorum. Havada yağmur sıkıntısı var. Alışverişimi yapıp geçen ilk Adıyaman minibüsüne biniyorum. Araçtaki Kürt sürücü dahil toplam dört kişiyiz. Yaklaşık on kilometre sonra yolumuzu maliye ekipleri kesiyor. Aracın tüm belgeleri, yolculara fatura kesip kesmediği kontrol ediliyor. 

Yarım saat sonra, yol üzerindeki Yavuzeli’nde araçtan atlıyorum. İlçe merkezine girip, doğu çıkışına yakın bir mevkide bulunan kahvenin hemen önünde oturan vatandaşların daveti üzerine çantamı indirip sohbete dalıyorum. Hava çok sıcak ve yağmur kararsızlığını sürdürüyor; bir atıştırıp bir duruyor. Saat öğleni bulduğu için bir an önce yaklaşık 20 km uzaklıktaki Kuzuyatağı köyüne bir şekilde ulaşmam gerekiyor. Bana çay ikram eden yurttaşlar doğrudan Kuzuyatağı’na kadar olmasa da oraya yakın köylerden birine mutlaka bir araç bulacağımı söylüyor. Bugün günlerden Pazar’mış. Sevgili ağabeyim bu dağlarda uzun süre koyun otlatmış, yapmayı düşündüğüm yürüyüş rotasını biraz şaşkınlıkla karşılıyor: ‘İyi güzel, hoş ama neden?’ Sonra sözü tarihi eserlerden bahisle defineye getirmeye çalışıyor. İlgisizliğimi görünce üstelemiyor.

İki gün sonra Fırat Nehrinin öte yakasında, buradan yaklaşık 40 km uzaklıkta yer alan ve şimdiden ‘müzeye’ dönüşen Ömerli (Amara) Köyünde, Kürt Ulusalcılar ‘Sayın’ önderlerlerinin doğum gününü kutlayacaklar. Ancak Kürt nüfusun da çok seyrek olduğu suyun bu yakasında kimsenin konuyla ilgilendiği yok. Yurttaşlar daha çok tarımsal faaliyetlerle ve varoluşlarını sürdürebilme kaygısıyla meşguller.

Merzimen Çayının Fırat nehriyle buluştuğu noktada yer alan Rumkale ve çevresi, Asurlular döneminde ve Med, Pers, Hellenistik ve Roma dönemlerinde yerleşim yeri olarak kullanılmış. Özellikle 11nci yüzyılda başpiskoposluğun buraya yerleşmesiyle birlikte önemli bir dini merkez hâline gelmiş. Bu nedenle Fırat nehri borunca çevre köylerde ve arazide birçok arkeolojik kalıntı var.

Az ötede manavın yanındaki bakkaldan alışveriş yapmakta olan ve yönü gideceğim tarafa dönük, bir gurbetçiye ait olan özel bir minivan görüyorum.  Çantamı kahvede bırakıp koşarak araca yaklaşıyorum. Sürücüye Kuzuyatağı’na gideceğimi araçta yer olup olmadığını soruyorum. ‘Biz oraya gitmiyoruz, ama gel, yakında bir yerde indiririz seni’ diyor. Sırt çantasını aracın zaten dolu olan arka kısmına zar zor sığdırıp ön tarafa yerleşiyorum. Yavuzeli-Kasaba Köyü yolu Rumkale örenyerinin onarımı ve ‘geliştirilmesi’ projesi kapsamında genişletiliyor. Tarlalar arasından geçen şirin yol, çevresiyle birlikte gereksiz bir ‘duble yıkım’ aşkına bozuluyor. Dozerler ve loderler arasından ağır ağır geçip yolumuza devam ediyoruz. Elimde harita yok ancak gideceğim köye kadar olan yol üzerindeki yerleşimlerin adlarının ve aralarındaki uzaklıkların yazılı olduğu kağıttan yolu takip ettiğimi fark eden sürücü arkadaş şaşırıyor.

Yavuzeli’nden 3 km sonra Yöreli, Karahüseyinli, yine yaklaşık 3 km sonra Bağtepe, 5 km sonra Şenlikçe ve 3 km sonra Kıroğlu köylerinden geçiyoruz. Kıroğlu’nu 2 km geçtikten sonra yol ayrımında araçtan iniyorum. Merzimen Çayı’na inmek için kullanacağım Kuzuyatağı Köyü buraya yaklaşık 5 km uzaklıkta. Gri kahverengi yağmur bulutları birkaç kilometre ardımdan beni izliyor. Hava boşaldı boşalacak. Yavuzeli’nden buraya uzanan uçsuz bucaksız tarlalar, yer yer zeytin ve fıstıkağacı bahçeleriyle bölünüyor. İndiğim yerin karşısında yol kenarında bir türbe yer alıyor. Yoldan hiç araç geçmediğinden geç kalmamak için Kuzuyatağı yönünde hızla yürümeye başlıyorum. Daha bir kilometre yürümeden yol kenarındaki fıstıkağacı bahçesinden çıkan bir pikap beni fark edip duruyor. Ağaç diplerini çapalamayı tamamlayan çiftçi ağabeyim Kuzuyatağı’na gidiyormuş. Sohbet ederek yola koyuluyoruz. Antepfıstığı çoğunlukta olsa da bölgedeki zeytin ağacı varlığı da azımsanacak gibi değil.

Merzimen Çayına inip, kanyon boyunca Rumkale’ye ulaşıp oradan da Zeugma/Belkıs’ta bitecek yürüyüş tasarımdan söz ediyorum. Bana özellikle Merzimen Çayı ile ilgili önemli bilgiler veriyor. Aylardan Nisan mevsim ilkbahar olmasına karşın içme suyu temin edebileceğim yerleri soruyorum. Çayın sağında ve solunda karasuluk pınarların bulunduğunu buradaki suyu rahatlıkla içebileceğimi söylüyor.

Çok ısrar etsede evine girmeden, su mataramı doldurarak yoluma devam  ediyorum. Hava kararmadan ve hatta yağmur yağmadan çadır kurmam gerekiyor. Köyün alt tarafındaki mezarlığın yanından köyün güneyindeki vadiye doğru alçalan patikayı izleyerek Merzimen Çayına doğru alçalıyorum. Ağaç dibine bağlanmış bir eşekle uzun uzun bakışıyoruz. Uzaklaştıktan sonra, ortalığı ayağa kaldıracak şekilde anırarak ardımdan veda ediyor.

Merzimen Çayı, Ihlara Vadisi gibi çoğunluk kireçtaşı kayalarından oluşan düzlüğü yani platoyu oymuş ve uzaktan bakıldığında derin vadi fark edilmiyor. Ancak çok yaklaşıldığında birden iki tarafı sarp kayalıklarla çevrili apayrı bir dünyanın varlığı keşfedilebiliyor. Kuzuyatağı’ndan 2 km sonra, dimdik bir yamaçtan enlemesine dönemeçlerle alçalan patikadan çay tabanına doğru alçalıyorum. Bastığım çakıllı toprak sırt çantamın ağırlığıyla birlikte ayağımın altından kayıyor. Kanyona doğru alçaldıkça manzara güzelleşiyor. Çay kenarındaki floranın açık yeşil tonları kayaların yer yer kızıla çalan gri rengiyle çarpıcı bir kontrast yaratıyor. Derin vadi boyunca karşılıklı yüksek duvarlar oluşturan sarp kayalıklarda küçük büyük doğal mağaralar bulunuyor.

Çay suyu, yukarıdaki köylerden ve tarım arazilerden kirlendiği için içilecek nitelikte değil ama kokusuz ve çok da kirli akmıyor. Merzimen tabanına indikten sonra, kuzey yakasından çay boyu ilerleyen patikadan doğuya, Rumkale’ye yani doğuya doğru yürüyüşümü sürdürüyorum.

Yol aldıkça ve saatler ilerledikçe, güneşin derin vadi tabanına inen ışıklarının etkisi farklılaştıkça, kayalar, ağaçlar ve suyun rengi sürekli olarak değişiyor. Her yüz metrede bir olduğum yerde 360 derece dönerek manzaradaki bu değişimin tadını çıkarıyorum. 

Ortalık çok sessiz ve insanoğlundan eser yok. Keçi patikaları olmakla birlikte, yakın zamandan kalma herhangi bir küçükbaş hayvan dışkısına rastlamıyorum. Çay kenarından ayrılıp yamaçtan hafif yükselen patikayı 4 km kadar izledikten sonra kanyonun başka bir boğazla birleşerek genişlediği bir noktada, çayın yaklaşık 50 metre üstündeki küçücük bir düzlüğe kamp kuruyorum. Çok dikkat etmeme karşın çayın yürüdüğüm bölümünde, geldiğim noktaya kadar su kaynağı bulamadım. Bu nedenle mataramdakini idareli kullanıyorum.

Çadırımı kurduktan sonra yüz metre kadar üst tarafımda yer alan büyük mağaraya doğru tırmanıp kanyona yukarıdan bakıyorum. Görüntü yükseldikçe daha da derinlik kazanıyor. Mağaranın girişi çok büyük ama içeriye doğru devam etmiyor . Kışın çobanlar tarafından kullanıldığı ateş izlerinden anlaşılıyor.  

Havanın serinlemesiyle birlikte gece kanyona tanımlayamadığım kuş sesleriyle birlikte erken iniyor. Yaban hayvanlarınca hiç rahatsız edilmeden çok rahat bir uykunun ardından erken toparlanıp yola devam ediyorum.

Patika bir süre sonra, sağ tarafı çaya doğru yirmi, yirmi beş metrelik tehlikeli bir uçurumdan oluşan sarp kayalıklı bir noktaya ulaşıyor. Ya geriye dönüp bulduğum ilk noktadan yüz elli metre kadar yukarıya tırmanarak yeniden aşağıya inmek üzere burayı ‘tepeden’ aşacağım ya suyunun derinliği yer yer belime kadar gelebilecek çayı iki kez aşıp yeniden bulunduğum tarafa geri döneceğim ama karşı taraf ta pek iç açıcı görünmüyor. Ben koşulları zorlamayı tercih ediyorum ve sırt çantamın ağırlığına rağmen ‘dört ayak üstünde’ hiç de sağlam olmayan ve her tuttuğum noktada parçalanan kayaya yapışarak yan yan ve kısmen de yükselerek yarım  saatte bu noktayı terden sırılsıklam bir şekilde aşıyorum.

Kanyon boyunca ilerledikçe, Merzimen çayının her dönemecinde genişleyen ya da daralan vadinin topoğrafyası değişiyor. Karşıda sarp kayalıklar arasında daracık toprak sekilere dikili fıstık bahçeleri var. Ağaçlar sürmeye başlamış ama henüz yeşillenmemiş. Zor bölümü aştıktan sonra, Merzimen çayının Fırat Nehrinin bu kesimini koskocaman bir göle dönüştüren Birecik Baraj Gölüyle birleştiği noktaya varıyorum. Henüz Fırat Nehri havzasına yani Rumkale’ye varmış değilim ve buradan yaklaşık 2 km uzaklıktayım ancak bu noktadan çayın akan suyu aniden durgunlaşarak mavi yeşil saydam ve dalgasız bir hâl alıyor. 

Kamp kurduğum noktadan yaklaşık 3 km sonra yine karşı yakada, muhtemelen Kamışlı Köyünden patikayla kara ulaşımı olan olağanüstü güzel küçücük bir vahayla karşılaşıyorum. Kayalıklar içerisine küçücük bir kulübe de yapılmış ve çay kenarındaki oluşturulan küçük düzlüğe küçük bir iskele yapılmış. Suyun mavisi bu noktada kıyıdaki söğütlerin rengiyle birlikte koyu yeşil bir gölgeye dönüşüyor. Sonradan öğrendiğim kadarıyla yaz aylarında buraya Rumkale’den motorla günübirlik piknikçiler getiriliyormuş. Kıyıda suyu çok güzel bir de pınar bulunuyormuş. Kamp kurmak için çok uygun bir yer ancak suyun öte yakasında olduğu için ancak Kamışlı Köyünden ulaşılabilir ya da bu noktada artık iyice derinleşen Merzimen Çayını aşmak için kayık ya da bot öngörmek gerekir.

Hava iyice bulutlanıyor ve serinliyor. Oyalanmadan yoluma devam ediyorum ve son dönemeçte Rumkale’nin 35 metrelik yüksek kaya blokları yirmi metre genişliğinde elle oyularak gerçekleştirilmiş olan muhteşem hendeğinin manzarası belirginleşmeye başlıyor. Aşağıdan azman bir köpeğin havlaması dikkatimi çekse de dar patikadan aşağıya yuvarlanmamak için daha çok önüme bakmayı tercih ediyorum.

Kale’ye yaklaştıkça artık gittikçe genişleyen ve göle dönüşen çayın her iki yakasında, uçurumlara dar taş sekilerle oya gibi işlenmiş fıstıkağacı bahçelerinin sayısı artıyor. Suyun kıyısında bulunan tek tük kulübelerin ve bağ evlerinin önünde ise mutlaka bir tahta iskele bulunuyor. Herkesin bir kayığı var ve yamaçtan giden dar patika yerine su üzerinden ulaşım daha kolay.

Kasaba köylülerinin Rumkale’ye geçişler için kalenin tam karşısında, çok sayıdaki gezi tekneleri için oluşturduğu geniş iskele ve dinlenme alanında Merzimen Kanyonundaki yolculuğum son buluyor. Neyse ki burada su var.

Daha bu mevsimde turistin esamesi yok. Devletin Rumkale’yi ‘adam etmek’ için öngördüğü ve her zamanki gibi bilumum yükleniciyle paylaşıp yörede yaşayan yurttaşlara ise hiç bilgi vermediği restorasyon projesini köylülerle tartışıyoruz. Su kenarında mangalda demlenen çay eşliğinde sohbet ederken, bakışlarım tek tük yağmur damlalarının su üzerinde oluşturduğu kıpırtıya takılıyor.