Skip to main content

Tahran'ın sarayları

Fransız Devriminden birkaç yıl sonra, 1795’te İran’ın başkenti olarak seçilen Tahran kentinde, özellikle Kaçar Hanedanlığının başlangıcından 1979’daki İslam Devrimine kadar olan dönemde inşa edilmiş olan, büyüklü küçüklü çok sayıda saray ve köşk bulunmaktadır.

TAHRAN’IN SARAYLARI : İRAN TARİHİNİN YAŞAYAN TANIKLARI

SALTANAT ABAT : Eski Tahran’ın hayalet sarayı

Fransız Devriminden birkaç yıl sonra, 1795’te İran’ın başkenti olarak seçilen Tahran kentinde, özellikle Kaçar Hanedanlığının başlangıcından 1979’daki İslam Devrimine kadar olan dönemde inşa edilmiş olan, büyüklü küçüklü çok sayıda saray ve köşk bulunmaktadır. Bunlar arasında Gülistan, Niavaran, Saadabat, Mermer v.b. gibi sarayları sayabiliriz. Her bir Şah, Tahran’da veya bugün artık kentin mahallesi konumuna gelmiş Tahran’a yakın bölgelerde kendine bir ya da birden çok saray yaptırmıştır. Bu saraylar arasında, Kaçar Nasreddin Şah’ın gözdesi, saraydan çok dinlenme mekanı olan Saltanat Abat’ı sayabiliriz. Keyfine çok düşkün biri olan Şah çok sayıda saray yaptırmış, Tahran’da ya da başka yerde ve eski Tahran’dan günümüze kadar ayakta kalabilen bölümündeki birçok tarihi eser varlıklarını ona borçludur.

Böylece Şah, o dönemlerde Tahran’ın yakınlarında tatlı bir iklimin sürdüğü Rüstem Abat kasabasında yer alan, Hisar-ı Rıza Bey ya da Rıza Bey Kalesi adıyla bilinen arazi üzerinde Saltanat Abat’ın inşa edilmesi emrini verir. Rüstem Abat ismi günümüzde Tahranlılar tarafından pek bilinmiyor, çünkü bu kasaba, bugün İran’ın başkenti olan dev şehrin komşusu tüm diğer kasabalar gibi kent tarafından bir anlamda yutulmuştur. Bundan otuz yıl öncesine kadar bulunduğu mahalleye de adını veren Saltanat Abat ismi dahi bugün ancak eski kuşaklar tarafından bilinmektedir.

Rüstem Abat bölgesi şirin parkları ve serin ve ılıman dağ iklimiyle ünlüydü. Zaten sadece bu yönüyle değil ama aynı zamanda, yoğun bitki örtüsü nedeniyle av hayvanı yönünden zengin bir av sahası olanağı sağladığı için Şah’ın da dikkatini çekmekteydi. Yapının inşaatı böylece Kaçar Hanedanı Nasrettin Şah’ın emriyle 1857 yılında başlar. Yapılar bütünü, ana saray, birçok köşk, bir büyük havuz ve çok sayıda su fıskiyesinden oluşuyordu. İnşaat 1887’de tamamlanır. Sarayın diğer köşklerinde, yontulmuş kireçtaşı süslemeler, seramik, dikkat çekici bir cam işçiliği, ayna kari ya da aynalı süslemeler v.b. gibi çeşitli mimari süslemeler bulunuyordu. Bu küçük saray o devrin en çarpıcı olanlarından biri olarak kabul edilmekteydi. Aynı zamanda Kaçar Şahının başkent dışındaki en büyük yazlık sarayıydı.

“Modern” Saltanat Abat’ın, eski Niavaran Sarayı gibi diğer kraliyet konutlarına göre üstünlükleri arasında, bu “modern” sarayın, kuzeydeki Elburz sıradağları dahil olmak üzere, dört coğrafik yönde bir panoramik manzara sunan tek saray olması özelliği vardır.

Sarayın bahçesinde görece olarak daha küçük olan bir köşk, Şah tarafından kabul edilmeyi bekleyen ya da hazırlıklar yapan yabancı büyükelçilere ve misafirlere ayrılmıştı.

Saltanat Abat Sarayının dış duvarı yaklaşık yedi kilometre uzunluğundaydı. Sarayın sağ tarafında, Zerdüştçü ateş tapınakları tarzında inşa edilmiş bulunan saat kulesi, temelden yukarıya doğru incelmekte ve saati göstermekteydi.

Şah ayrıca köşklerden birini, İran’daki bilinen ya da bilinmeyen bir hayvan ve bitki varlığının resim sergisine ayırmış ve buraya “Doğal Tarih Müzesi” adını vermişti. Köşklerden birine ise haremini yerleştirmişti. Nasrettin Şah, “tatilleri”  süresince zamanının çoğunu bu sarayda, muhteşem ağaçların altında yürüyerek geçiriyor, ana binada pek kalmıyordu. Saray binasının merkezinde, özel konut ve Şahın yatak odası işlevini üstlenen büyük bir bölüm bulunuyordu.

Nasrettin Şah’ın saltanatının sonunda, saray arazisinin önemli bir kısmında silah atölyeleri inşa edildi ve bu arazilere Naseri Askeri Fabrikası adı verildi. Arazilerin bir başka kısmı birkaç yıl sonra aynı işleve ayrıldı ve buraya da Muzafferi Askeri Fabrikası dendi. Günümüzde, bu iki fabrika ziyarete kapalı olan askeri bölge içerisinde kalmaktadırlar.

Bu yapılar bütününden günümüze kalanlar, büyük odasıyla birlikte iki katlı ana bina ve yontma kireçtaşıyla süslenmiş ve zemini renkli güzel seramiklerle kaplı bir havuzhanedir. Bu “hayalet” sarayda yaşanan önemli olaylar arasında, Kaçar hanedanlarının sonuncusu olan talihsiz Ahmet Şah’ın 22 Temmuz 1914’te taç giyme töreni sayılabilir.

1956 yılında, Saltanat Abat Sarayı ulusal anıt olarak kayıt altına alınmış ve İslam Devrimi sonrasında, sarayın önünden geçen ve bugün Tahran’ın “lüks” caddelerinden biri olan yolun adı Pasdaran olarak değiştirilmiştir.

SADABAT SARAYI : Tarihsel ve kültürel bir yolculuk

Elburz Dağı kollarının hafif eğimli yamacıyla yeşil Derbent yaylası arasındaki Şemiran’da bulunan Sadabat Sarayı, tartışılmaz bir şekilde İran’ın başkentinin en görkemli yapılarından biridir. Çoğunlukla doğal ormanlarla, ırmaklarla, şelalelerle, farklı menşeli zengin bahçelerle ve ağaççıklarla ve çiçekten halılarla kaplı (sağlıklı ve serin havası buradan geliyor) 110 hektarlık bir yüzölçümüne sahiptir. Geçmişin “köyleri” olan doğuda Golabdareh, batıda Velendjak ve güneyde Tajriş ile komşudur.

Zend hanedanının son kralı Lutfi Ali Han’ın tahttan indirilip Kaçar Hanedanı Muhammet Han’ın taç giymesi sonrasında, yani 1786’dan sonra, sarayın bulunduğu yer, Kaçar kraliyet ailesinin yazlık mekanı haline geldi. Türkmen kökenli Lütfi Ali Han, başlangıçta Moğol istilası sonrasında Ermenistan’da yaşamış, ardından XVI ıncı yüzyılda Safevi Şahı Abbas’ın döneminde Gorgan’a taşınmıştır.  Kaçar Ağa Muhammet Han iktidarı ele geçirdikten sonra o dönemde eski Rey kentinin kuzeyinde küçük bir kasaba olan Tahran’ı kuşatmıştır. Burayı başkent yapmasının nedeni sadece yeşilliği ve temiz havası ya da bugün dahi Tahran platosunu korumaya devam eden sıradağların verdiği güven değil ama daha çok İran’ın kuzeyinde Gorgan’da yaşayan ana tarafından çok da uzaklaşmama niyeti olmuştur. Bu dönemden itibaren, XVI ıncı yüzyılda Safeviler döneminde inşa edilen Gülistan sarayı asıl ikametgahı olmuştur. Kaçar Şahı için Sadabat Sarayının bahçesi dinlenme ya da av için yazlık bir mekan işlevi görmüştür.

1921’de, Rıza Hanın askeri darbesiyle birlikte, Pehlevi Hanedanlığı bu bölgeyi nihai olarak yazlık konuta dönüştürmüştür. Böylece, Tahran’ın kuzeyindeki yeşillik araziler üzerinde, eski çınar ağaçları, en az onlar kadar yaşlı sedirler ve tabi ki eski Kaçar Hanedanlığı yapıları arasında, hemen her yere büyük köşkler, saraylar ve villalar yapıldı. Pehlevilerin yönetiminde aynı yerde, her biri o dönemin sanatçıların zevkini, inceliğini ve aynı zamanda mimari sadeliğini açıkça algılamamıza olanak tanıyan on sekiz yapı inşa edilmiştir.

Büyük köşkler arasında, bugün Besiç’lerin kullandığı Ahmet Şah Köşkü, günümüzde Yeşil Müzeye dönüştürülen Yeşil Köşk, eskiden doğal tarih müzesi olarak kullanılan ve şimdilerde Cumhurbaşkanının kabulleri yaptığı mekanı olarak kullanılan köşk, Beyaz Saray ya da Ulusal Müze, Siyah Köşk ya da Çağdaş Sanatlar Müzesi ve birinci ya da son Pehlevinin çeşitli aile üyelerine ait, bugün artık müzeye, sergi salonuna ya da idari binaya dönüştürülmüş, daha diğer birçok köşkü sayabiliriz. Yapılar bütününün en eski köşkü olan Ahmetşahi Köşk (Ahmet Şah 1909 ila 1925 yılları arasında hüküm sürmüş son Kaçar Hanedanıdır) 1917 yılında yaptırılmıştır. Bu durum, Kaçar ailesinin bu tarihten önce buraya gelip sürekli yaşamak üzere yerleşmeye pek niyetli olmadığını teyit etmektedir.

Yapılar bütününü yüzölçümünü genişletmek amacıyla Şah Rıza, Caferabat köyüne ait Muhammet Cevat Ganceyi bahçesi, Komutan Amanullah Mustafa Mamalek  bahçesi, Şükrüllah Gavam-o-dovleh ve Mustafa Mamalek’in ablası Hamdan-o-Saltaneh bahçeleri gibi komşu arazileri satın almaya girişmiştir. Eskiden Kaçar Hanedanları döneminde inşa edilen ve Şah Rıza döneminde askerlerin lojman olarak kullandığı, bahçenin güneyindeki yapılar, Nasır-o-dovleh’ten satın alınmış ve kraliyet ailesinin hizmetine sunulmuş mekanlardır.

Daha sonra tüm mahalleye adını verecek olan Derbent Irmağı, Şah Rıza Pehlevi döneminde bahçenin tümünü sulamaktayken, oğlunun hükümdarlığı döneminde, ırmak her gün on iki saatliğine Derbent çevresindeki çiftçilerin hizmetine sunulmuştur. Bundan ötürü, sulamada gerekli olan miktarı temin etmek üzere, bahçe içerisinde kanat adı verilen on iki adet yeni su kuyusu kazılmıştır.

Yapılar bütününde, bahçe duvarı boyunca günümüzde artık tümü kullanılmayan sekiz adet kapı bulunmaktadır. Bu durum, ilk Kaçar hanedanlarından itibaren 1979 yılında İslam Devrimi sırasında Pehlevi ailesinin Tahran’ı terk ettiği güne dek sarayın genişleme politikasının gelişiminin göstergesidir. Şah Rıza’nın saraya girişte kullandığı Nizamiye kapısı, Derbent sokağına açılan ve oğlu tarafından kullanılan Zaferaniye kapısı, Derbent Meydanı kapısı, birinci ve ikinci Cafer Abat kapıları, Irmak ve Beyaz Saray kapıları günümüzde iki tanesi halka açık olan sarayın giriş kapılarıdır. Yapıların tümü, 1979’daki İslam Devrimi sonrasında müzeye ve sergi alanına dönüştürülmüştür. İki saray, Millet Sarayı ya da Beyaz Saray ve Yeşil Saray adıyla da bilinen Mermer Sarayı günümüze kadar özgün halleriyle korunmuş haldedirler.

Bugün daha çok turistin ilgisini çekebilmek amacıyla bu yapılar bütününde düzenli olarak başta konser, tiyatro gösterileri, el sanatları sergileri ve çeşitli festivaller gibi kültürel etkinlikler düzenlenmektedir. Saraylar müzeye dönüştürülmüşlerdir ve içlerinden bazılarında dönemsel ya da sürekli olarak sergiler düzenlenmektedir. Öte yandan, aynı zamanda bahçenin güzel manzarası ve temiz havasından da yararlanan halkın beğenisine, zengin sanat eserleri ve antika eserler koleksiyonu da sunulmaktadır. Mekan bu özelliğiyle sadece Tahranlıların değil İranlı ya da yabancı turistlerin de en önemli gezi alanlarından biridir.

Müzeye dönüştürülmüş köşkler ve sarayın bugün açık olan çeşitli mekanları şunlardır:

Kuzey yani Derbent kapısının yakınında bulunan Bahman Sarayı ikinci pehlevi şahının dönemine aittir ve yapılar bütününün en güzel binalarından biridir. Burada sekiz yıldır UNESCO’nun Tahran’daki temsilciliği yer almaktadır.

Ahmet Şah Sarayı, daha önce de söylediğimiz gibi, buradaki en eski yapılardan biridir. Ahmet Şahın iktidara gelişiyle yani 1908’de yapımına başlanmış ve Rıza Han mühürdar iken inşaat tamamlanmıştır. Bu saray yakında sergi mekanı olarak yeniden ziyaretçilere açılacaktır.

Özel Köşk Güzel Sanatlar Müzesinin batısında bulunmaktadır. İslam Devriminin ilk yıllarında, Doğal Tarih Müzesi’ne dönüştürülmüş ama şu an Cumhurbaşkanlığı kurumuna verilmiştir ve dolayısıyla halka açık değildir.

Ana kraliçe Köşkü, Şah Rıza’nın Maurice Adalarına sürgüne gönderilmeden önceki son ikametgahıdır. Bu mekana daha sonra Muhammet Rıza’nın annesi ve tahtan ayrılan şahın ikinci karısı Tac-ol-Moluk yerleşmiştir. İslam Devrimi sonrasında bu yer ad değiştirmiş ve yeni dönemde buraya Cumhuriyet binası adı verilmiştir. Günümüzde Cumhurbaşkanının ve konuklarının hizmetindedir ve dolayısıyla halka kapalıdır.

Aynı zamanda Şahvant Sarayı ya da Yeşil Saray-Müze adıyla da tanınan Mermer Müzesi, mimari özellikleriyle olduğu kadar, çok güzel bir Elburz manzarasına sahip yemyeşil bir yükselti üzerindeki konumuyla da tartışmasız olarak İran’ın eşsiz ve en muhteşem saraylarındandır. Burası eskiden Alikhan adında birinin inşaat halindeki binalarından biriydi. Alikhan bu binaya ve üzerinde bulunduğu tepeye kendi ismini vermişti. Bu sihirli yerin güzelliğini keşfettikten sonra, Rıza Han burayı satın alır ve bugünkü sarayın inşa edilmesi için talimat verir. Yapım altı yıl sürer, Savaş Bakanlığı döneminden hükümdarlığının ilk yıllarına kadar olan dönemde, yani 1922’den 1928’e kadar. Köşk, giriş ve bodrum katı olmak üzere iki kattan oluşmaktaydı. Köşkün cephesi Zencan’daki Hamseh ocağından gelen ve buraya «Mermer Sarayı» adının verilmesine neden olan mermerlerle süslenmiştir. Bu yapının özelliklerinden biri de inşaat harcının bileşiminde, onu aşırı sıcak ya da soğuk havaya karşı çok dirençli kılan kurşun maddesinin bulunmasıdır. Köşkün ana kapısı Elburz’un yamaçlarına açılmaktadır. Ana kapı ve girişteki dekoratif sütunlar Horasan mermerindendir ve İran sanatıyla Avrupalı motiflerin güzel uyumunu yansıtmaktadır. Onarımı sonrasında köşk «Şahvant Köşkü» adıyla ün yapmış ve İslam Devrimi sonrasında buraya «Yeşil Saray» adı verilmiştir. Duvardaki aynaların süslemeleri ve mulajları yapan sanatçıların kimliği bilinmemektedir. İç duvarlardaki tezhipler ve yaldızlı süslemeler İran resim sanatının tartışılmaz ustası olan Hüseyin Behzat’a aittir ve odalardaki kakma işlemeler, aynı zamanda Rey’deki Şah Abdülazim türbesinin de süslemesini gerçekleştiren ünlü İran sanatçısı Sani Hatam’ın atölyesinde gerçekleştirilen ortak çalışmanın ürünüdür. 1203 metrekare yüzölçümlü binanın yapımı, Mimarbaşı adıyla da tanınan Mirza Cafer Kaşkar’a aittir. Aynalı oda köşkün en güzel bölümüdür ve binlerce küçük ayna parçacıkları ve alçı çiçek motifleriyle süslüdür. Zeminde, ortasındaki çiçek motifi tavanla uyum halinde olan çok güzel bir Meşhet halısı bulunmaktadır. Oda Kaçar dönemine ait elle işlenmiş mobilyalar ve bir masayla dikkat çekici hale getirilmiştir. Özellikle güneş ışınları altında parıltısı daha da artan gümüş renkli perdeler odayı güzelleştirmektedir.

Beyaz rengi nedeniyle Beyaz Saray denilen Millet Sarayı burada bulunan en büyük saraydır. On tanesi kabul salonu olan elli dört odadan oluşmaktadır. Rus ve İranlı mimarların katkısıyla yapımına 1931 yılında Rıza Şah döneminde başlanmış ve beş yıl sonra 1936’da inşaat tamamlanmıştır. Odaların duvarlarını süsleyen mermerler Yezd ve Torbat Haydariye’deki en iyi ocaklardan gelmedir. Binanın ana cephesi ve dört köşesinde yer alan dört devasa sütun İran ve Roma tarzlarının bileşimini yansıtmaktadır. Ana salonun iç tarafında, büyük usta Hüseyin Behzat ve çıraklarının 1941’de gerçekleştirdikleri devasa tuvallerde, Firdevsi’nin Şahnamesi’nden sahneler yer almaktadır. Odalar çoğunlukla Fransız tarzı süslenmiştir. Sarayın en değerli parçaları en büyüğü 145 metrekare olan ve 140 Raj içeren (Raj tabiri halılarda kullanılmaktadır ve yaklaşık olarak 60 milimetrelik bir genişlik üzerinde atılan düğüm sayısını belirtmektedir) ince ve değerli halılardır. Duvarlar kaliteli kadife, ipek ve tafta kumaşla kaplıdır ve tavanlar en büyüğü 108 kolu olan Fransız, İtalyan ve Çek avizelerle aydınlatılmaktadır. Yatak odasındaki ve köşedeki küçük çalışma odasındaki avizeler, XVI ncı Louis’nin eşi Fransız Kraliçesi Marie Antoinette’e aittir.

Su Müzesi’nin bulunduğu yapı bahçenin ortasındadır ve Kaçar döneminin son yıllarında yapılmıştır. Bu binada, biri birinci Pehlevi Şahının misafirlerini ağırladığı özel ofis olan iki büyük oda göze çarpmaktadır. Bu müzede, fincanlar, su saatleri, kanat ve su kuyusu kazma gereçleri gibi suyla ilgili nesne ve belgeler olduğu kadar, bu alanda çalışma yapmış ünlü bilim adamlarının heykelleri sergilenmektedir.

Behzat Usta Müzesi Kaçar hanedanlarının son dönemine aittir. Bir dönem birinci Pehlevi Şahı tarafından dinlenme mekanı ve çalışma ofisi olarak kullanılmıştır. Yıllarca onarım gördükten sonra 1994 yılında, büyük İranlı ressam Behzat Usta’nın yüzüncü doğum günü dolayısıyla burada Behzat Müzesi açılmıştır.

Ümitvar Kardeşler Müzesi yapılar bütününün kuzey-batısında yer almakta ve çiçekli mulajlarla süslü dört odası ve kırmızı tuğlalı bir cephesi vardır. Burası dönemin arabacılarına tahsis edilmiş ancak 2002’de onarımdan geçirilmiştir. Son olarak 2003 yılında, turizm haftası dolayısıyla, İran’ın ilk dünya gezginleri olan Ümitvar kardeşlere adanmıştır. Bu kardeşler, 1954 yılında çok az imkanla, motosikletle Dünya turu yapmak üzere ülkelerini terk eden ilk İranlılar olmuştur.

Ebedi Ünlüler Müzesi, Yeşil Saraya yerleşir yerleşmez Şah Rıza tarafından onarılmış ilk Kaçar sarayları arasındadır. Yapıda iç ve dış olmak üzere iki bölüm vardır. Kuzey tarafında bulunan birinci bölümde bugün ebedi ünlüler müzesi bulunmaktadır.

Fartçıyan Usta Minyatür Müzesi, Kaçar hanedanı dönemine aittir ve azlinden önce Şah Rıza ve dördüncü eşi Kraliçe Esma’nın kullanımına ayrılmıştı. Ardından gelen Şahın döneminde, önce kardeşi ardından da kraliyetin baş aşçısı bu binada kalmış ve ardından burası bir süreliğine garaj olarak kullanılmıştır. Binanın 2001 yılında onarılmasından sonra, her yıl Dünya çapında birçok sergi açan İran resminin ustası Mahmut Fartçıyan Müzesine dönüştürülmüştür. Müzede ressama ait 70 muhteşem tablo bulunmaktadır.

Saadabat yapılar bütününde ayrıca, Mir-Emad Hüsnühat Müzesi, Klara Abkar Minyatür Müzesi, Geleneksel Kaplar Müzesi, Antropoloji Müzesi, Askeri Müze, Resim Müzesi ve Galerisi, Güzel Sanatlar Müzesi ve Uluslar Sanat Müzesi ya da Beyaz Sera gibi müzeler de bulunmaktadır.

Burada, ayrıca on yıldır yapılar bütünü içerisinde her gün canlı olarak program yayımlayan bir radyo istasyonu da bulunmaktadır. Kompleksin içerisinde aynı şekilde geleneksel yemekler sunan iki restoran ve bir çay bahçesi, spor parkı, bilardo salonu, kapalı tenis salonu, kitapçı, onarım atölyesi, 10 000 eser barındıran bir kütüphane, aralarında Dianthus, Afrika menekşesi, Mahonias ve muz gibi bitkilerin bulunduğu yedi adet sera, müzik merkezi, plastik sanatlar merkezi ve sinema, müzikal ve tiyatro etkinliklerinin gerçekleştirildiği bir sanat merkezi de bulunmaktadır.

GÜLİSTAN SARAYI (Sultan Ali Mirza Kaçar’ın anlatımıyla)

Son iki Kaçar Şahının torunu Sultan Ali Mirza Kaçar, son Kaçar Şahlarının öyküsünü aktarmak ve bu hanedanların Fars kültüründe oynadıkları önemli rolü anımsatmak için, ilk kez Paris’te, ardından da Tahran’da benimle görüştükten sonra, ataları tarafından inşa edilen Gülistan Sarayının öyküsünü anlatmak üzere bir kez daha bana kapılarını açmayı kabul etti. XVIII inci yüzyılın sonundan Kaçar hanedanlığının sonuna kadar olan dönemde Tahran kentinin incisi ve İran Şahlarının yönetim merkezi olan Gülistan, İran’ın en tanınmış ve en çok ziyaret edilen saraylarından biridir.

Günümüzde de, ulusal müzeye dönüştürülen Gülistan Sarayı, İslam Cumhuriyeti döneminde de büyük simgesel değerini korumaktadır. Buraya özel bir bütçe ayıran Cumhurbaşkanına doğrudan bağlı olan müze bağımsız bir statüye sahiptir. Müdiresi olan Tebriz kökenli Bayan P.Seghatoleslami, buradaki belgelerin korunması ve onarımından sorumlu elliye yakın çalışanı yönetmektedir. Müzenin sahip olduğu nadide tarihi fotoğraflardan oluşan önemli koleksiyona özel bir özen gösterilmektedir.     

Safevilerin av köşkünden Kaçar Sarayına

İlk Kaçar hükümdarı Ağa Muhammet Han, yönetim merkezini stratejik gerekçelerle Mazandaran ve Gorgan’a yakın olan Tahran’a kurmayı seçti. Bu o dönem için iyi bir seçimdi çünkü denizden, dolayısıyla da yabancı donanmalardan uzakta olan Tahran, İran Körfezi ile Hazar Denizi arasındaki ipek yollarının doğu- batı ve kuzey-güney kavşağında bulunmasından dolayı ülkeye oldukça hakimdi. 

XVI ıncı yüzyılda Safevi Şahı Tahmasp döneminde Tahran’ın en önemli yapısı bahçe ortasında yer alan bir av köşkünden ibaretti. XVIII inci yüzyılın sonunda, Kaçar Hanedanlığının yönetime geldiği ve Tahran’ın başkent ilan edildiği dönemde, burası muhtemelen yıkıntı halindeydi. Tahran, bugünkü kapalı çarşının güneyinde yer alan, sakinlerinin sık yaşanan yağmalardan korunmasını sağlamak amacıyla yerleşimin büyük bölümünün yer altı galerinden oluştuğu küçük bir kasabaydı.

Gülistan Sarayı ve çevresindeki eski kale olan arg, şehrin eski merkezinin kuzeyine inşa edildiler. Arg’ın kuzeyinde dağlar yükseliyordu ve bugün Tahran’a dahil olan Tacriş, Darus, Vanak ve daha birçok dağ köyü yer alıyordu. Bu köylerin halkı tarımla uğraşıyordu ve Mazandaran (Hazar Denizine kıyısı olan kuzey bölgesi) lehçesini konuşuyorlardı. O dönemde bu lehçe Tahran kentinde kullanılan dildi. Tahran ülkenin başkenti olunca, buraya gelip yerleşen memurlar farsça konuşuyorlardı. Böylelikle Farsçayla Mazandarani lehçesi kaynaştı ve Farsçanın ses yapısı biraz değişmiş oldu.

Muhammet Han, aynalar ve fresklerle süslü duvarları olan büyük iwan’ın ortasına yerleştirilmiş ve parka tümüyle hakim olan ilgi çekici Taht-ı mermer ya da Mermer Taht’ın içerisinde bulunduğu bir ilk bina inşa etmek için Gülistan Sarayının olduğu yeri seçti. Selefi Feth Ali Şah buraya, sonradan torunun oğlu Nasrettin Şah döneminde yıkılacak ya da farklı amaçlar için kullanılacak olan başka binalar da inşa etti.1806 yılına doğru, çölde yaşayan İranlıların icadı olan akılcı bir sistemle sarayın odalarına serin hava taşıyan iki rüzgar kulesiyle dikkat çeken muhteşem bir yapı olan Badgir İmaratı inşa edildi.

Feth Ali Şah ve özellikle de Nasrettin Şah döneminde Tahran kenti Gülistan’dan öte, kuzeyde şık mahallelere, güneyde Rey kentinin sınırına dayanan yoksul mahallelere kadar çok genişledi. Kale alanının kuzeyindeki geniş meydanlık alanlar Şahın sarayının sınırlarını belirlerken, kapalıçarşı güneyde bulunuyordu. Nasrettin Şah döneminde kapalıçarşıyı ve Lalezar gibi caddeleri içine alan ikinci bir sur yapıldı.

Kaçar Nasrettin Şah döneminde Gülistan Sarayı

İran sanatıyla Avrupa mimarisinin birleşiminin muhteşem bir örneği olan günümüzdeki sarayı Nasrettin Şah’a (1848-1896) borçluyuz. Gülistan Sarayının ana binası olan, mermer tahta kadar uzanan ve aynalar odası talar-e ayneh ile tamamlanan büyük saray, genelde İran sarayları daha gösterişsiz boyutlar sunarken, Avrupai geniş hacimlerle bu dönemde tümüyle yeniden inşa edildi. Talar-e ayneh’i ve beyaz mermerden çok güzel bir saray olan Hapgah’ı (uyku sarayı) da yaptıran Nasrettin Şah’tır. Bu güzel yapı 1963 yılında, İngiltere kraliçesi II inci Elisabeth’in ziyareti nedeniyle, Kraliçenin ağırlanması amacıyla Gülistan Sarayını hazırlamak için Şah Rıza Pehlevi tarafından görevlendirilen garip bir general tarafından yok edilmiştir. Bu general bu muhteşem sarayı yıkıp yerine ana yapının devamı olan ve bugün müze idaresinin kullandığı çirkin binayı yapmayı uygun görmüştü.

O dönemde yeni ortaya çıkan fotoğraf tekniğine tutkun olan Nasrettin Şah, çevresindeki herkesin portrelerini çekmeyi çok seviyordu. Bu fotoğraflarının önemli bir bölümü ve Kaçar dönemine ait başka görüntüler aks hane’de sergilenmektedir.

Nasrettin Şah’ın damadı Muhayyer-ol Mamalek’in armağanı olan Şems-ol İmaret binası 1867’den beri büyük sarayın avlusunun sonunda yer almaktadır. Bunun hemen yanında, fotoğraf onarım atölyeleri ve Gülistan Sarayının idare ofislerinin olduğu kraliyet kütüphanesi bulunmaktadır. Bodrumda, özgün geleneksel İran kahveleri havasında dinlenmek ve yemek yemek isteyen halka ve ziyaretçilere açık olan çay bahçesi ve küçük şirin lokanta shelow kebabi vardır.

Saray ana yapısının giriş katındaki Nigar Hanenin iki salonunda, Kaçar hanedanlarının özel koleksiyonu ve Avrupa’ya ilk seyahat eden İran Şahı olan Nasrettin Şaha sunulan tablo ve mobilya gibi yabancı hükümdarların armağanları sergilenmektedir.

Mermer tahtın sağında bulunan, Kerim Hani Halveti (Kerim Han’ın özel bölümü) adını XVIII inci yüzyılda başkenti olan Şiraz’dan İran’ı yöneten Zend Kerim Han döneminde safevi kalesinin varsayılan onarımından alır (Alir Kaçar, bu varsayımı haklı hiçbir tarihi unsur olmadığı için bu bilgiye şüpheyle yaklaşmaktadır).  Kerim Hani Halveti, daha önce Rey’deki Hazreti Abdülazim türbesine komşu olan bir mescitte bulunan Nasrettin Şah’ın güzel mermer mezarını da barındırmaktadır. Devrim sırasında, Pehlevilerin mezarları yıkıldığı sırada, ailenin birçok üyesinin naaşlarının bulunduğu Kaçar mezarları da yok edilmek istendi. Devrimin ilk aylarında, Nasrettin Şah’ın mermer mezarı Gülistan Sarayındaki bugünkü yerine taşınmıştır.

Pehlevi dönemindeki yıkımlar

İlk başta olan binaların birçoğu zamanla yok oldu. Bunların en önemlileri arasında bulunan ve yukarıda da bahsi geçen Hapgah, burayı 1950’li yılların sonunda gezme olanağı bulan Ali Kaçar’ın tanıklığına göre beyaz mermerden çok güzel bir binaydı.

Rıza Pehlevi, 1926 yılında Gülistan Sarayı’nda taç giydikten sonra –çünkü acele edilmesi gerekiyordu ve taç giyme töreninin yapılabileceği başka bir saray yoktu- Kaçarlara ait olan ne varsa hepsini yok etme iradesiyle, 1929-1930 yıllarında Gülistan Sarayını tamamen yok etme niyetindeydi. Neyse ki, bakanı Teymur Taş ona engel oldu. Bu etkili ve çok kültürlü, dönemin resmi protokolünde prens unvanı taşıyan, Rusça ve çok iyi Fransızca bilen şahıs, Çar döneminde Moskova’da eğitim görmüştü. Kaçar hanedanlığının düşürülmesine katılanlar arasında en ilginç kişi olmuştur.

Öte yandan Rıza Pehlevi, kentteki eski surların olduğu kadar ikinci surlarda da yer alan ve Nasrettin Şah döneminde yapılan kapıları onarmak yerine yıkmayı seçmiştir.

Oğlu Muhammet Rıza Pehlevi de, Gülistan Sarayındaki Tavus kuşu Tahtında taç giyer. Müzenin büyük salonu böylece taç giyme salonu ya da Taçgüzari adını alır. Bu bina, onun özgünlüğüne zarar veren beceriksiz Fransız mimarlar tarafından ciddi bir şekilde yeniden elden geçirilmiştir

Rıza Pehlevi döneminde, bugün İmam Humeyni meydanı adını alan Tophane meydanına kadar uzanan arg’ın kerpiç duvarları arasında kalan enderun (kraliyet haremi) bahçeleri Gülistan Sarayından ayrılmıştır. Günümüzde burada Kızılay ve önemli bakanlıklara ait çok da gösterişli olmayan binalar bulunur. Enderun’un arkasında yer alan bir küçük saray da aynı şekilde yıkılmıştır.

İslam Devrimi sırasında, lanetlenen son hanedanlığın simgesi olan Gülistan Sarayı, bazı saldırılara uğramıştır. Saldırganlar geri döndürülemez bir hasar vermeye olanak bulamadan yakalanmıştır. Nadir Şah’ın Tavus kuşu tahtındaki kimi taşlar yok olmuş ancak bunlar daha sonra bulunmuş ve taht üzerinde bulundukları özgün yerlerine yerleştirilmişlerdir.

Çok değerli arşivler

Şah Fatal, ve Nasrettin Şah dönemlerinde arg bütün iktidarın merkeziydi. Gülistan Sarayının çevresinde birçok bakanlık binası bulunuyordu. Bundan dolayı buradaki kütüphane ve kraliyet arşivi bugüne kadar korunabildi. Şems-ol İmaret’in yanında bulunan zengin kraliyet kütüphanesi çok iyi düzenlenmiştir. Kütüphanede Baysangori el yazması olarak adlandırılan Firdevsi’nin Şahname’si, Saadi’nin Bostan ve Gülistan’ı gibi ünlü İran klasiklerinin tezhipleri, Sani-ol-Molk’un resimleriyle Bin bir gece masalları, Heratlı Cami’nin resimlerinin bulunduğu kitaplar ve değerli Kuran-ı Kerim’ler bulunmaktadır. Bu harika eserler ancak özel izinle görülebilmektedir.

Irak Savaşı sırasında inşa edilen devasa betonarme sığınaklara yine özel izin alınarak ana binadan girilebilmektedir. Burada özellikle Şahların özel yazışmalarını içeren kraliyet arşivleri, bir eski fotoğraf koleksiyonu, Kaçar döneminde Gülistan Sarayı’nı süsleyen mobilyalar ve birçok olağanüstü tablo korunmaktadır. Ali Kaçar bundan yaklaşık on yıl kadar önce araştırmalar yapmak amacıyla buraya girme izni almış, ancak envanter ve etiketlemenin olmaması, her şeyin kapalı sandıklarda isimlendirilmeden stoklanması nedeniyle çalışma çabası sonuçsuz kalmıştır.

Önceki hanedanlar tarafından üretilenleri yok etmeyi görev edinmiş ve sürekli başkent değiştiren –Tahran 3000 yıl boyunca Pers İmparatorluğunun değişmeyen tek başkentidir- birbirini izleyen İran hanedanlıkları yüzünden, Kaçar ve Pehlevi dönemleri dışında İran’da günümüze kadar ayakta kalabilen çok az kraliyet arşivi bulunmaktadır. Pehlevi arşivleri Tahran’da yeni Ulusal Kütüphanenin yanındaki büyük bir binada korunmaktadır. Bütün İsfahan arşivleri Afganların istilası sırasında yok olmuştur. Bu dönemde arşivlerin pazarda satılan malların ambalajlanmasında kullanıldığı söylenmektedir. Herat’a hakim olan, yönetme sanatına çok alışkın olmayan Peştun aşiret reisleri, üst düzey bir memurdan ülkeyi yönetmek için kendilerine yol gösterecek bir yönetim yöntemi önerisi yazmasını talep etmişlerdir. Günümüze kadar ayakta kalan bu çok ilginç eser, safevi idarecilerin yönetim düzenine ilişkin ipuçları sunan tek belgedir. Bunların ardından gelen askeri birliğin şefi Nadir Şah, sürekli taşrada bulunduğundan burada arşiv oluşturacak kadar uzun süre kalamadı. Dönemin başkenti Meşhet’te hiçbir zaman belge bulunamamıştır. Şiraz’da Kerim Han’dan kalma bazı arşivlerin günümüze kadar ayakta kalabilmiş olması olasıdır.

Kaçar döneminin bakanlıklarının birçok arşivi halen numaralandırılıyor ve Ulusal Kütüphanenin yanındaki bir binada saklanıyor olsa da Gülistan arşivi önemini bugün hala korumaktadır.

Tarihte yaşanan tüm talihsizliklere karşın, Tahran merkezinde çok özel bir mevkide bulunan Gülistan Sarayı birbiriyle çok uyumlu mimari bütünlüğünü korumaktadır. Bu yapıda saf İran mimarisinin, XX inci yüzyılın başlangıcında inşa edilmiş bulunan güzel yapı Abyaz Sarayı’yla (Beyaz Saray) sona erdiği döneme kadar olan gelişimini gözlemek mümkündür. 1896’da Nasrettin Şah’tan sonra tahta geçen Muzafferettin Şah döneminde inşa edilen ve Gülistan Sarayının son avlusunda bulunan bu saray, etnoloji müzesi ve idari bölümün kullandığı birkaç odayı barındırmaktadır. Gülistan Sarayının dışında, bu mimari dönemin son incisi, Saadabat Parkında bulunan, çok süslü, şirin boyutları ve muhteşem ayna işçiliğiyle dikkat çeken Yeşil Saray adı verilen Pehlevi Sarayıdır. Günümüzde bu muhteşem tarihi mekana eski zamanlardaki çekiciliğini geri kazandırmak amacıyla Gülistan Sarayı’nda, ana yapıda olduğu kadar bahçede de önemli onarım çalışmaları yürütülmektedir.

BAHARİSTAN SARAYI: Modern İran tarihinin kavşağı

Kaçar hanedanı Nasrettin Şah’ın mühürdarı Mirza Hüseyin Han Sipehsalar’ın emriyle 1879’da inşa edilen Baharistan Sarayı, 1906’daki Anayasal Devrim sonrasında İran’ın ulusal meclisi olarak kullanılmıştır. Saray birçok kez yıkıma maruz kalmıştır. Binanın gördüğü birçok onarım, son 150 yıl içerisinde İran’daki mimari eğilimlerin gelişimini yansıtmaktadır. Baharistan Sarayı, onunla bağlantılı olarak gelişen tarihsel olaylar nedeniyle İranlılar için önemli bir yere sahiptir. Yine Baharistan Sarayının yakınında meclis için yeni bir bina inşa edildikten sonra müzeye dönüştürülmüştür ve ulusal meclisin kütüphanesine ev sahipliği yapmaktadır.

Baharistan Sarayı başlangıçta Hüseyin Han Sipehsalar’ın konutuydu

Baharistan adıyla tanımlanan bina ve bahçe, Kaçar Feth Ali Şah’ın hükümdarlığı döneminde (1797-1834) Tahran’ın doğusunda, Şah Tahmasp surlarının dışında bulunan, eskiden Serdar Bahçesi adı verilen çok daha büyük bir bahçenin parçasıydı. Serdar Bahçesi, 1855’te İran-Rusya arasındaki savaşlar sırasında cesaretiyle ünlenen Muhammet-Hasan Han Serdar İravani’nin mülküydü. Hacı Ali Han Hacep-o-Dowleh (resmi unvanı İtimat-o-Saltanat) bu büyük bahçenin bir bölümünü ve buraya komşu arazileri kendine bir konut inşa etmek üzere satın alır. 1863’ta mülkünün 5/6’sını Paşa Han Eminolmülk’e rehin olarak bırakır. 1872’de öldüğünde Eminolmülk ipotekli arazileri Mirza Hüseyin Han Sipehsalar’a satar. Sepahsalar buraya bir saray, cami ve medrese yaptırır (Sipehsalar mescidi ve Şehit Motahari Medresesi günümüzde de hizmet vermektedir).

Konut olarak kullanılacak olan Sipehsalar sarayının yapımına 1875 yılına doğru başlanır. Binanın planlarını çizme görevi, ünlü mimar Mehdi Han Şahgahi’ye verilir. Mehdi Han Şahgahi, projeyi gerçekleştirip çalışmaları yönetmesi için Kum’da yaşayan Hasan Mimar Gomi’den yardım ister. İnşaat 1878’de tamamlanır. Daha en baştan saray ve çevresindeki bahçeye, Sipehsalar konutunun yakınında bulunan Kaçar Feth Ali Şah’ın bir sarayının adı olan Nigaristan ile uyaklı olan Baharistan adı verilir.

Hüseyin Han Sipehsalar, Horasan eyaletinde şahın temsilcisi olarak görev aldığı Meşet’te 1880 tarihinde ölür (kimi tarihçilere göre Sipehsalar Nasrettin Şah’ın emriyle zehirlenerek öldürülmüştür) ve çocuğu olmadığı için, saray ve bahçeye Nasrettin Şah el koyar. Eski mühürdarına yönelik düşmanca duyguların, Şahın aldığı bu kararda etkili olduğu düşünülmektedir. Baharistan Sarayı böylece devlet malı olur, ancak şah sarayın bakımı için Hüseyin Han Sipehsalar’ın kardeşi Yahya Han Mutemeolmolk’u görevlendirir. Üst düzey yabancı konuklar ve Tebriz’de yaşayan veliaht Tahran’a gerçekleştirdiği geçici ziyaretlerinde sarayın batı kolunda kalırdı. Binanın kuzey-batı kolu aynı dönemlerde adalet sarayı olarak kullanılmıştır. Öte yandan Sipehsalar’ın eşi Gamar-o-Saltanat Mah-Taban Hanım ölünceye kadar, sarayın enderuni bölümü olan, doğu kolunda yaşamıştır (İran evleri, konukların ağırlandığı ve biruni adı verilen harici bir bölüm, odalardan ve ailenin özel yaşamına ayrılmış kısımdan oluşan enderuni adı verilen bir iç bölümden oluşuyordu). Gamar’ın 1891’de ölümünden sonra, sarayın doğu kolu, Nasrettin Şah’ın kızı Aktar-o-Dowleh’le evlenen Golam Ali Han’ın konutu haline gelmiştir. Sarayın bu bölümüne bu nedenle birkaç yıl boyunca Aziziye adı verilmiştir. Birkaç yıl sonra Golam Ali Han için sarayın yanına Malijak binası adıyla bilinen ve bir süre ulusal meclisin kütüphanesi olarak kullanılan bir yapı inşa edilmiştir.

Baharistan Sarayı 1906’da İran Ulusal Meclisinin merkezi olur

17 Ağustos 1906 tarihinde, Nasrettin Şahın oğlu Kaçar Şah Muzaffereddin (1896-1907) tarafından anayasal bir monarşi oluşturma kararı alınmıştır. On iki gün sonra Şah Baharistan Sarayının Ulusal Meclise tahsisini emreder. Bu öneri başlangıçta dindarların itirazına yol açar, çünkü Baharistan Sarayı şehir merkezinden uzaktadır ve ulaşımı zordur. Üstelik dindarlar, onayı alınmadan el konulan bu sarayın kullanımı için Hüseyin Han Sipehsalar’ın mirasçılarından izin alınması gerektiğini düşünmektedirler. Ulusal Meclisin ilk oturumu bu yüzden askeri okulda gerçekleştirilir ve meclisin resmi açılışı bundan yaklaşık üç hafta sonra Gülistan Sarayının büyük salonunda (talar) yapılır; ancak kısa bir süre sonra, milletvekilleri askeri okuldaki mekanın darlığı nedeniyle Baharistan Sarayının güney tarafındaki aynalı odada (talar-e aynehye cenubi) toplanırlar. Bu salon 15 metre uzunluğunda ve 7 metre genişliğindeydi ve bahçeye açılan birçok penceresi vardı. Milletvekilleri yan yana yere otururlar ve odanın tahta parapetle ayrılan bir bölümü, oturumları izlemek isteyen yurttaşlara ayrılır. 1907 yılı boyunca Ulusal Meclisin oturumları burada gerçekleşmiştir. Bu mekanın kullanım hakkına ilişkin ahlaki sorunu çözümlemek için, ilk iki oturuma katılan milletvekillerinin aralarında maaşlarından bir miktar toplayarak, bunu Hüseyin Han Sipehsalar’a kira ücreti olarak ödediği sanılmaktadır. Aynı şekilde Tahran Milletvekili ve din adamı Hasan Müderres’in, Aziz-o-Sultan’dan Baharistan Sarayının çevresindeki bahçeyi satın alıp Millet Meclisine verdiği söylenmektedir.

Baharistan Sarayı top ateşine tutuluyor

Muzaffereddin Şah’ın ölümünden sonra oğlu Muhammet Ali Şah tahta geçer. Muhammet Ali Şah Kasım 1907’de Ulusal Meclis’te milletvekilleri önünde Anayasaya bağlı kalacağına yemin eder, ancak çok kısa sürede, hasta olduğu ve bu nedenle aklı başında olmadığı için anayasal bir monarşiyi kabul ettiğini öne sürdüğü babasının almış aldığı kararları iptal etmeye karar verir. Sonuç olarak, Muhammet Ali Şah İran’ın kazak tugayı komutanı Albay Vladimir Liakhov’a altı topla Ulusal Meclise saldırı emrini verir. Gerçekleşen saldırı sonrasında, birçok milletvekili ölür ve yaralanır, Baharistan Sarayının doğu kanadı önemli hasara uğrar ve sarayın içindeki eşyalar çalınır. Birkaç gün sonra, sarayın mermerleri, kapı ve pencereleri de çalınır. Yaklaşık bir yıl süren ve anayasal monarşi taraftarlarının Tahran’ı ele geçirip devrimin karargahı haline gelecek olan Baharistan Sarayını işgal etmeleriyle sona eren, « küçük diktatörlük »  (istibdat-ı sagir) adı verilen dönem sırasında Ulusal Meclis askıya alınır. Muhammet Ali Şah’ın tahttan inmesinden ve anayasal monarşinin yeniden tesis edilmesinden sonra, sarayın onarımı anayasal monarşi taraftarı vatandaşlar tarafından gerçekleştirilmiş ve bu görev mimar Erbab Keyhüsrev Şahrok, Şeyh Hassan Han ve kardeşi Hüseyin Han’dan oluşan üçlüye verilmiştir. Sarayın Şeyh Hasan Han tarafından yönetilen onarımı, herkes tarafından başarılı olarak değerlendirilir. Sarayın sütunları, havuzu (havuzhane) olan yaz köşkünün üstüne yerleştirilen aynalardan oluşan çatıya zarar vermeden değiştirilmiştir. Ve Baharistan Sarayı yeniden İran Ulusal Meclisinin merkezi haline gelir.

Pehleviler döneminde Baharistan Sarayında birçok mimari değişiklik yapılır

1924’te , usta Cafer Han Mimarbaşı tarafından sarayın batı kanadına, banyoların üstüne birçok süslemeye sahip tuğladan bir yeni bina yapılır. Bu yeni binanın mimarisi, İran’da o dönemde moda olduğu üzere Avrupa tarzından esinlenmişti. Aralık 1931’de, Baharistan Sarayında büyük bir yangın çıkar. Yangın sarayın tam ortasında bulunan özel toplantı odasında başlar ve Talar-e Ayneh-ye Cenubi’ye ve giriş holüne kadar yayılır. Sarayın onarımı bir kez daha Erbab Keyhüsrev’e emanet edilir ancak bu kez yeni inşaatların planını, binanın mimarisinde önemli değişiklikler yapan ve güney cephesine Fransız Ulusal Meclis binasındakine benzer sütunlar ekleyen bir Fransız mühendis çizer. İç dekorasyonun özellikle de Talar-e Ayneh’in restorasyonu, usta Cafer Han Mimarbaşı ve usta Lorzade tarafından gerçekleştirilir. 1934 ilkbaharında, arabaların bahçeye girebilmesi için sarayın kapı girişindeki alınlık yıkılır. Bunun sonucunda yapıya bir kez daha, giriş kapısındaki metal süslemeler ve kapı ve pencere kolları gibi batı mimarisi unsurları eklenmiş olur. 1936 yılında, usta Hasan Tahirzade, Persepolis’teki Apadana Sarayındakilere benzer şekilde bir sıra sütun ekleyerek sarayın kuzey cephesini değiştirir.

Muhammet Rıza Pehlevi’nin hükümdarlığı sırasında, özellikle de 1960’lı yıllardan itibaren Baharistan Sarayında, bu olanları hassasiyetle belirlememizi sağlayacak hiçbir belgenin günümüze kadar kalamadığı, bir yıkım, yenileme, mimari değişiklikler dönemi başlar. En önemli değişiklikler sarayın içerisinde gerçekleştirilmişti, çünkü milletvekili sayısının artması, Ulusal Meclisin oturumları için daha geniş bir salon gerektiriyordu. 1965’te, sarayla kütüphanenin yapı birliğini ortadan kaldıracak şekilde sarayın doğu kanadı yıkılır. 1969’dan itibaren, alçıdan ve aynalı birçok süsleme eklenir ve sarayın batı kanadına bir banka inşa edilir. 1977’de Baharistan Sarayı İran’ın tarihi eserleri listesine eklenir.

1979 Devriminden sonra

1906’dan 1979’a kadar Ulusal Meclise ev sahipliği yapan Baharistan Sarayı, İslam Devrimi Merkez Komitesi (Komite-yi Merkezi-ye İnkilabı İslami) adıyla bir araya gelen devrimci milislerin karargahı olur. 1988 yılında, İran-Irak Savaşı sırasında, sarayın çatısının bir bölümü İrak’tan atılan bir roketle hasar görür; çatının onarımı kısa sürede gerçekleştirilir. Aralık 1994’te, Baharistan Sarayı’nda bir kez daha yangın çıkar ve binanın yarısı yıkılır. Yangını söndürmede kullanılan su binaya en az yangının kendisi kadar zarar verir. Bahçenin yenilenmesine ve Baharistan Sarayının depreme dayanıklılık ölçütleri dikkate alınarak onarımına karar verilir. Bu onarım 1996’da başlar ve 1998’de tamamlanır.

1979 Devriminden sonra ve 1980 ilkbaharından itibaren, 1989’dan beri İslami Meclisi (Meclis-e Şura-yi İslami) adıyla tanımlanan İran parlamentosu eski senatoyu kullanır ve Baharistan Sarayının bahçesinde, eski sarayın kuzeyinde yeni inşa edilen binaya taşınıncaya kadar burayı kullanmaya devam eder. Söz konusu bu yeni binanın yapımı 2004 yılında tamamlanır. Baharistan Sarayındaki yer darlığından hareketle parlamento için bu yeni binanın yapım projesi, 1979 Devriminden birkaç yıl önce kararlaştırılmıştı. Anayasa Binası (Sahteman-e Meşrutiyet)  olarak adlandırılan bu yapı, Cumartesi-Çarşamba günleri arası 09.00-14.00 arası halka açık bir müzeye dönüştürülmüştür. Parlamentonun kütüphane ve arşivleri de burada bulunmaktadır.

Kaynakça

. İslam Ansiklopedisi Vakfının (Bonyad-e Dayeratol-Marif-e İslami) Baharistan maddesi

. Büyük İslam Ansiklopedisi (Dayeratol Marif-e Bozorg-e İslami) Baharistan maddesi.

. Encyclopedia İranica’nın internetteki Baharistan maddesi (05.04.2011)

. İran Parlamentosu (Meclis-e Şura-ye İslami) Kütüphane, Belge Merkezi ve Müzesinin internet sitesi, www.ical.ir (05.04.2011)

(La Revue de Téhéran dergisinin Mayıs 2011 tarih ve 66 numaralı sayısında Arefeh Hedjazi, Mireille Ferreira, Djamileh Zia ve Afsâneh Purmazâheri imzalarıyla Fransızca yayınlanan yazılardan Türkçeleştirilmiştir)