Katil algoritmalar: İsrail ve Lübnan arasındaki gizli savaş
Veri, kablo ve algoritmalarla şekillenen bir savaş alanında, en disiplinli direniş hareketleri bile İsrail'in yeni savaş tarzı karşısında savunmasız hale geldi.
İsrail'in Hizbullah komutanlarına yönelik her suikastı sonrasında (en sonuncusu 24 Kasım'da Hizbullah'ın başkomutanı Haytham Ali Tabtabai'nin öldürülmesiydi), Lübnan direniş çevrelerinde tanıdık bir soru yankılanıyor: Onun bulunduğu yeri nasıl bildiler?
Hizbullah içinde askeri harekat güvenliği neredeyse kutsaldır. Üst düzey yetkililer, dijital tespitlere yakalanmamak için tasarlanmış titiz ve sofistike protokolleri izlerler. Ancak amansız gözetim çağında, kusursuz disiplin bile artık yeterli olmuyor. Tehdit artık komutanların veya hareketin kendisinin ötesine uzanıyor, çoğu zaman farkında olmadan saldırganların hedefi izlemesine olanak tanıyan ve zayıf halka haline gelen tüm destek ağını etkiliyor.
Son yılların en çarpıcı güvenlik ihlallerinden birinde, İsrail Eylül 2024'te binlerce tuzaklı çağrı cihazı ve telsizi patlattı. Paravan şirketler aracılığıyla satın alınan bu cihazlar, Lübnan genelinde eş zamanlı olarak patlayarak düzinelerce insanı öldürdü ve binlercesini ağır şekilde yaraladı.
Bu yıkıcı uzaktan sabotaj eylemi, sadece kadroları ortadan kaldırmakla kalmayıp, iletişim araçlarına olan güveni de sarsmayı amaçlıyordu. Hizbullah, tedarik zincirinin tehlikeye girmesi ve doğrulanmamış dijital ithalatın yarattığı tehlikelerle karşı karşıya kaldı.
Hizbullah'ın askeri harekat ortamındaki bu son ihlal, çatışma kurallarını temelden değiştiren teknolojik bir sıçramayı işaret ediyor. İsrail ile Lübnan Direnişi arasındaki çatışma artık otomatikleştirilmiş istihbarat çağına girdi; algoritmalar asker oluyor, telefonlar savaş alanlarına dönüşüyor ve denizaltı kabloları siber savaş için fırlatma rampaları görevi görüyor.
Kendi dijital gölgesi tarafından kuşatılmış bir Direniş
Bugün komutanların Hizbullah'ın en sıkı korunan askeri harekat çevrelerinde bile nasıl hedef alındığını anlamak için, öncelikle onlara karşı konuşlandırılan çok katmanlı teknolojik cephaneliği kavramak gerekir. Güvenlikte oluşan bu gedik, düzinelerce gözetim sisteminin gerçek zamanlı olarak bilgi kullanan birleşik bir veri motorunda birleştirilmesinden kaynaklanıyor. Hizbullah’ın kullandığı cihazların ötesinde bile iletişim ortamının tamamen kontrol edilmesinden söz ediyoruz.
Geçmişte, siber saldırı bir telefona veya bilgisayara sızmak anlamına geliyordu. Bugün paradigma değişti: hedef artık cihaz değil, onu çevreleyen dijital ekosistem.
İsrail istihbaratının artık Hizbullah cihazlarına doğrudan erişime ihtiyacı yok. Hedefin etrafındaki insanları, çevrelerinden yayılan sinyalleri ve çoğu zaman bunun farkında olmayan aileleri, arkadaşları ve hatta komşuları tarafından paylaşılan verileri izliyorlar.
Bir komutanın internet erişimi olmayan bir telefonu olabilir, halka açık ağlardan kaçınabilir ve dijital kimliği olmadan yaşayabilir. Bunun bir önemi yok. Gözetim, her yolculuğu kaydeden bir akıllı telefonu olan şoförüne odaklanıyor. Binanın Wi-Fi'si sessizce varlıklarını doğruluyor. Bağlantılı araçlar hızlarını, konumlarını ve alışkanlıklarını izliyor. Gözetim kameraları yüzlerini kaydediyor; uygulamalar yakındaki kişileri haritalandırıyor. Böylece, hedefin çevresi tehlikeye giriyor.
Bu sızma modeline « çevresel parmak izi » (EFP) denir. Halkla bütünleşmiş herhangi bir direniş hareketi için bu en büyük zaaftır.
Meta Veriler ve Sessizliğin Ölümü
Batı medyası, haklı olarak sık sık Hizbullah'ın şifreli iletişim kullanıyor olmasını hayranlıkla izlerdi. Örgüt içi düzenekleri neredeyse aşılmazdır. Ancak şifrelemenin meta verileri gizlemediğini unuturlar.
Bu meta veriler içeriğin kendisiyle değil, bağlamla ilgilidir: kim, ne zaman, nerede, ne kadar süreyle ve kime bağlanıyor? Bu veriler herhangi bir güvenli iletişimin ihmal edilen gölgeleridirler. Ve bu meta veriler yapay zeka tarafından çapraz referanslandığında, sonuç yıkıcı olmaktadır.
Sadece zaman, yer, hareket gibi şemalar bir kimliği ortaya çıkarabilir. Bir kişinin tek bir kelime söylemesine gerek yoktur. Onun sessizliği iz bırakır. Ve bu izler onu öldürmek için yeterlidir.
Denizaltı Kabloları: Görünmez Cephe
Birçok kişi uyduların yer istasyonlarına istihbarat ilettiğini hayal ederken, gerçek daha çok karasaldır. Denizaltı kabloları küresel internet trafiğinin %95'inden fazlasını taşır. Lübnan, Kıbrıs, Yunanistan ve Mısır üzerinden çeşitli rotalara bağlıdır. Bu koridorlar, müttefik istihbarat teşkilatları için başlıca avlanma alanları haline geldi.
Kitlesel dinleme gündelik olarak kullanılan bir rutin haline geldi. Veri akışlarının tamamı yakalanıyor, bölgesel merkezlerde depolanıyor ve daha sonra gelişmiş sıralama algoritmaları kullanılarak geriye dönük olarak analiz ediliyor. Tel Aviv'in bir mesajı gerçek zamanlı olarak deşifre etmesine gerek yoktur. Bir telefonun konumu, şifreli bir konuşma, basit bir dijital el sıkışma: her şey haftalar sonra ayrıntılı olarak incelenebilir.
Modern casusluk, yalnızca canlı etkinliklere odaklanmak yerine, dijital geçmişi kullanıyor. İstihbarat teşkilatları artık sinyalleri meydana geldikleri anda takip etmiyor; arşivlenmiş verilere yöneliyor ve görünüşte zararsız veya unutulmuş etkinliklerden hareketle tüm zaman çizelgelerini yeniden oluşturuyorlar.
Suikast zinciri canlı yayınlarla değil, hafıza bankalarından alınan gömülü sinyallerle başlıyor. Dünün verileri bugünün silahıdır.
Beyrut'un Yeni Gerçeği: Kameralar ve Mikrofonlar Şehri
Lübnan'ın gözetim ortamındaki en rahatsız edici değişikliklerden biri, biyometrik hedeflemenin yaygınlaşmasıdır. Devlet sistemlerinden değil, günlük kentsel yaşamdan kaynaklanan yüz ve ses tanıma: Mağaza vitrinlerindeki güvenlik kameraları, binaların güvenlik kamerası görüntüleri, trafik kameraları, ceplerdeki akıllı telefonlar.
Bu görsel kayıtlar genellikle yabancı şirketler tarafından kontrol edilen sunuculara yönlendiriliyor. Buradan itibaren her şey mümkün hale geliyor. Yüz tanıma yazılımı artık net bir fotoğrafa bile ihtiyaç duymuyor: yürüyüş tarzını, kafatası yapısını, gözler arasındaki mesafeyi analiz ediyor. Beyrut'un güney banliyöleri, Güney Lübnan ve ülke genelindeki kentsel mahalleler farkında olmadan gözetim bölgeleri haline geldi.
Ve bu sadece görüntülerle de sınırlı değildir. Sesler de kaydediliyor. Bir komutan belki kendi sesini asla kaydetmeyebilir, ancak etrafındakiler kaydediyor. Bir WhatsApp araması, bir sesli mesaj, bir aile videosu. Bu parçalardan bir « ses izi », başka bir biyometrik anahtar, başka bir ölümcül iz oluşturuluyor.
Gökyüzündeki Kulaklar
İsrail insansız hava araçları artık sadece gökyüzündeki gözlerden ibaret değildir. Yüksek irtifada, sensörleri görünmez yayımları algılıyor: aktif olmayan telefonlardan, Wi-Fi ağlarından, geçen arabalardan gelen Bluetooth sinyallerinden. Binaların içindeki şifreli cihazların potansiyel aktivitesini tespit etmek için frekans spektrumları analiz ediliyor.
Bu tekniği özellikle ölümcül kılan şey, tek bir veri noktası değil, bunların ağ yapısıdır. İnsansız hava araçları tarafından toplanan sinyaller, meta veriler, yapay zeka analizleri, yerdeki saha ajanlarından gelen bilgiler ve çevresel profillerle birleştirilir. Bu ağdan, hedefin varlığının ayrıntılı bir haritası ortaya çıkar.
Ardından, suikast düzenlenecek hedeflerin haritası gelir.
Modelleme tamamlandıktan sonra, sistem hedefin güvenilir bir ısı haritasını oluşturur. Varışının en olası zamanını belirler, yakındaki insan sayısını tahmin eder, en uygun saldırı noktasını seçer ve hatta ikincil hasarı nasıl en aza indireceğini hesaplar.
Ancak bundan sonra yapay zeka aktif muharebe karar verme aşamasına geçer.
Makineler kimin öleceğine karar veriyor
Algoritmik suikasta doğru yaşanan bu geçiş, askeri çevrelerde endişeleri artırıyor. Dünya çapındaki analistler ve yüksek rütbeli subaylar, makinelerin yürüttüğü savaşın hızı ve özerkliği konusunda uyarıda bulunuyor.
Emekli Avustralyalı General Mick Ryan bu değişimi açık bir dille özetliyor:
« Yapay zeka, istihbarat, gözetleme ve keşif (ISR) verileri de dahil olmak üzere devasa veri hacimlerinin analizini mümkün kılıyor. "Hedefi bul-imha et-kullan-değerlendir" döngüsünü önemli ölçüde hızlandırıyor. Hedefleri belirleme ve ortadan kaldırma kararları artık, insan analizinin şart olduğu eski zamana kıyasla çok daha kısa sürede alınıyor. »
Siber güvenlik uzmanı Profesör Alan Woodward, biyometrik ve coğrafi boyutları inceliyor:
« Hassas hedefleme, iletişim cihazları, GPS ve yüz ve ses tanıma tarafından toplanan verilere bağlıdır. Sadece yapay zeka, görünüşte ilgisiz bilgileri yüksek hızda ilişkilendirerek bir hedefin yerini hassas bir şekilde belirleyebilir. »
ABD Hava Kuvvetleri'nin eski yapay zeka testlerinden sorumlu Albay Tucker "Cinco" Hamilton, 2023 yılında düzenlenen savunma zirvesinde bir uyarıda bulundu. Simüle edilmiş bir düşünce deneyine atıfta bulunarak şunları açıkladı:
"Sistem, tehdidi tespit etmesine rağmen, insan operatörün bazen onu öldürmemesini söylediğini, buna karşılık öldürerek puan kazandığını fark etti. Peki, o ne yaptı? Operatörü öldürdü. Çünkü o kişi, sistemin amacına ulaşmasını engelliyordu."
Hamilton daha sonra bu tür testlerin gerçek dünyada yapılmadığını açıkladı, Ancak bu örneğin gelecekteki savaşların ölümcül özerkliğiyle ilgili çok gerçek endişeleri ortaya koyduğunu vurguladı.
Gelişmiş sistemler artık makine öğrenimini sadece bireyleri tanımlamak için değil, aynı zamanda davranışlarını önceden var olan "şüpheliler" veritabanlarıyla karşılaştırarak onları tahmin etmek için de kullanıyor.
İstihbarat raporları, « Lavender » gibi İsrail sistemlerinin işleyişini şöyle açıklıyor:
« Sistem, telefon görüşmeleri, grup sohbet üyelikleri ve coğrafi hareketler gibi göstergeleri kullanarak, bireyleri önceden belirlenmiş bilinen savaşçı profillerine benzerliklerine göre sınıflandırıyor. Ardından, bireyi suikast için meşru bir hedef olarak belirleyen bir "olasılık puanı" üretiyor. »
Çağdaş savaşta yapay zekanın giderek yaygınlaşmasıyla birlikte, askeri hassasiyet ile algoritmik öldürme arasındaki çizgiye ilişkin tartışma yoğunlaşıyor; burada kimin ölmeyi hak ettiğine insanlar değil, makineler karar veriyor.
Her yer savaş alanı
İsrail'in Hizbullah'a karşı savaşı artık geleneksel alanlarla sınırlı değil. Bundan böyle her savaşçının dijital gölgesini hedef alıyor ve bir zamanlar birincil savunmaları olan görünmezliği ortadan kaldırıyor.
Bugün güvenlik artık bir komutanın ortadan kaybolma yeteneğiyle değil, çevresindekilerin tam gizliliği sağlama yeteneğiyle ölçülüyor. Savaşta artık saklanmak değil, iz bırakmamak önemli: sinyal yok, gölge yok, başkaları tarafından iletilen veri yok.
Bir sonraki savaş yalnızca Güney Lübnan'ın tepelerinde veya işgal altındaki Filistin sınırlarında verilmeyecek. Deniz altında, yörüngedeki uydularda, sunucu çiftliklerinde ve frekans bantlarında, cebimizde taşıdığımız makinelerin kalbinde verilecek.
Algoritmik savaş çağındayız. Ve hiçbir direniş bunu görmezden gelemez.
Mohamad Shams EDDİNE
Özgün kaynak: Le Cri des Peuples aracılığıylaThe Cradle
(İnvestig’action.net sitesinde 8 Aralık 2025 tarihinde Mohamad Shams Eddine imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir https://investigaction.net/quand-les-algorithmes-tuent-la-guerre-secrete-israel-liban/ )