Skip to main content

Tell Arqa

Tell Arqa ören yeri, üst üste kümelenmiş 30 – 40 metre yüksekliğindeki kalıntılarla yüksekliğiyle olduğu kadar tepede dört buçuk hektara ulaşan yüzölçümüyle de dikkat çekmektedir. 147 metrede bulunan en yüksek noktası tüm ovaya hakim ve Tripoli kentinden antik dönemin Arvad ya da Arados’u Ruad Adasına kadar yayılan bir manzara sunmaktadır.

Kökeni muhtemelen Neolitik döneme kadar uzanan Tell Arqa yerleşimi Orta Çağın son dönemlerine kadar insanlar tarafından kullanıldı ve çok daha kapsamlı bir arkeolojik bütünün parçasıdır. Muhtemelen M.Ö. bininci yılda, ancak Roma döneminde 40 ila 50 hektar arası yüzölçümüyle genişleme olanağı bulan kuzey bölümde bir aşağı şehir gelişmiştir. Tell’in güneyindeki tepelerde nekropoller bulunmaktadır.

Tell Arqa ve Akkar ovası

Arqa, klasik antik dönemin Eleutherius bugünkü Nahr el-Kebir nehrinin bugün Suriye ile Lübnan arasında paylaştırdığı Akkar ovasının orta bölümünün kıyısında yer almaktadır. Arqa ve bölgedeki diğer şehirler, dönemler boyunca temel olarak kaynaklarının işlenmesiyle süregeldiler. Şehir önemini kısmen, güneyde Lübnan dağları ile kuzeyde Ensariye Dağı arasında, kıyıdan iç taraflara doğru belli başlı bir geçiş noktası olan Homs çukurluğunun çıkışında bulunmasından almaktadır.

Neolitik dönemde ve eski Tunç Çağı başlarına kadar, yani kabaca VI ıncı bin yıldan III üncü bin yılın başlarına kadar daha çok tepelik bölümlerde yerleşimler söz konusu olmuştur. O dönemlerde ovadaki az sayıdaki şehir önem kazanmamıştı ve muhtemelen nüfusları da kalabalık değildi. III üncü bin yılın ortalarından itibaren eski Tunç Çağının sonuyla birlikte büyük bir refah dönemi yaşanmaya başlandı.

Biblos gibi bir şehrin uzun süreden beri işlek bir liman sahibi olduğu, Mısırla ve kuzey Suriye ve Fırat üzerindeki Ebla gibi iç bölgelerdeki önemli yerleşim merkezleriyle dar ilişkilerin yürütüldüğü bir dönemde Arqa küçük ve dışarısıyla fazla alışveriş içerisinde olmayan bir şehirdir. Bağımsız ve kendine has bir gelişme tarzı göstermektedir.

Arqa şehrinin ve Lübnan’ın kuzey kıyılarının adı, ilk olarak M.Ö. XIX uncu yüzyılın sonu ve M.Ö. XVIII inci yüzyılın başlarında, Mısır kökenli “lanet metinlerinde” anılmaktadır. II inci bin yılın ilk yarısı boyunca tüm bölge oldukça etkin ve refah içerisindedir. Kıyıdaki diğer yerlerde olanların aksine II inci bin yılın ikinci yarısında Yakın Tunç çağında durum değişir: birçok tell’de yaşanan işgallere ilişkin tanıklıklara daha az rastlanmakta ve sadece ovanın ortasındaki Kazel şehri önemli bir yerleşim olarak göze çarpmaktadır.

M.Ö. 3000-1200 yılları arasındaki Tunç Çağı düzeyleri

Eski Tunç Çağı : Eski Tunç Çağının sonlarına (16-15 düzeyi: M.Ö. 2400-2000) denk gelen düzeyde, bir yanda bir mahalle yerleşiminin, bir diğer yanda ise tell’in kenarlarına paralel giden dairesel ya da özekdeş (konsantrik) bir yolun planı oluşturulabilmektedir. İçeriye doğru yer alan bir sıra bitişik oda, muhtemelen başka tahkime sahip olmayan şehrin savunmasını sağlamaktaydı. Yapıların büyük çoğunluğunun bir katı bulunmaktaydı. Kapısı olmayan, dolayısıyla üst kattan ve teraslardan kolay ulaşılabilir olan alt kat büyük olasılıkla depolama alanı işlevi görüyordu; bazı odalar ince tuğla bölmelerle haznelere bölünmüş, bazı odalar ise birçoğu içlerinde hâlâ tahıl bulunan küplerle doluydu.

Bu yerleşim yangın nedeniyle çok şiddetli bir yıkıma uğramış ve hemen ertesinde aynı düzen içerisinde yeniden inşa edilmiştir. Aynı çağlarda diğer Akkar şehirlerinde de yıkım izlerine rastlanmaktadır. Hiçbir antik metinde Arqa adı anılmamış olsa da bu yıkımları belki de Akkad (Mezopotamya) krallarına bağlayabiliriz: Sargon ve torunu Naram-Sin M.Ö.2300/2250 yıllarına doğru Akdeniz kıyılarını işgal ederler.

II inci bin yılın başlangıcında (düzey 14, Orta Tunç Çağı I) tell kıyısındaki yerleşimin yerine bir çömlek atölyesi kurulur.

Orta Tunç Çağı

Orta Tunç Çağı II (düzey 13), XVIII inci yüzyılın ortaları ya da sonuna doğru şehirde hızlı bir gelişme yaşanır: ilk kez tahkimler yapılır. Bu surlar, Yakın Tunç Çağı başlarına kadar, M.Ö.1550/1500 yıllarına kadar kullanılır. Bu dönemdeki yerleşime ilişkin bilgi olmamakla birlikte küp hâlinde çocuk ve hendek hâlinde yetişkin mezarları o dönemde çok da farklılaşmamış bir toplum görünümünü yansıtmaktadır. Yetişkin mezarları içerisinde basit günlük yaşamla ilgili eşyalar ve ölünün sarmalandığı manto ya da kefenin tutturulmasına yarayan büyük tunç çengelli iğneler, çocuklarınkindeyse mezar sunağı olarak sadece küçük bir vazo bulunmuştur.

Yakın Tunç Çağı

Yakın Tunç Çağında (11 ve 12 inci düzeyler), şehir, yıkım katmanında bulunan malzemenin bize XV inci yüzyılın ilk yarısına (12 inci düzey) tarihleme olanağı verdiği bir büyük yangınla yok olmuştur. M.Ö.1460/1450 yılları arasında Arqa ve bölgedeki diğer şehirlerin yıkılması konusuna, III. Tutmosis’in 30 ila 40 yılları arasında yazdığı “yıllıklarda” değinilmektedir. Bu yıkım olayından sonra Arqa’nın önemini yitirdiği sanılmaktadır.

Halbuki yaklaşık bir yüzyıl sonra, III. Amenofis ve oğlu Akenaton döneminde, Suriye’nin ve Lübnan-Suriye-Filistin kıyılarındaki küçük vassallarla Mısır mühürdarları arasındaki yoğun yazışmaları içeren “Amarna Mektupları”nda Arqa adına rastlanmaktadır. Apiru aşiretleri, Abdi-Ashirta isimli yerel şefleri ve oğlu Aziru, Mısırlılardan yardım isteyebilecek Jbeil Kralı Ribb Adi gibi, bölgedeki küçük kralları birer birer uzaklaştırarak, Lübnan’ın kuzeyinde ve Akkar ovasında kendi yararlarına bir birlik oluşturma çabasındaydılar. Bu yolla kurulan Amuru Krallığı kısa sürede Mısır’ın denetiminden kurtulur ve Hititlerin Büyük Kralının himayesine girer.

Demir Çağındaki Düzeyler: M.Ö.1200-330

Arqa’nın Yakın Tun Çağının sonundan bir hayli önce ortadan kalkması, burada M.Ö. 1200 yılına doğru, Tunç Çapı uygarlıklarının ani çöküşüne ve Demir Çağının başlangıcına yol açan “Deniz Halklarının” istilası sırasında yaşanan büyük çalkantılara ilişkin hiçbir iz bulunamamış olmasını açıklamaktadır.

Demir II

Dolayısıyla bu dönem uzun bir boşlukla başlar ve şehir eski önemini ancak IX uncu yüzyılın ortalarına doğru yeniden kazanır. Fenike kıyılarındaki diğer şehirler gibi, M.Ö. 850 yılına doğru Asur Kralı III. Salmanazar’ın bir yazıtında adı geçen küçük bir kralığın merkezidir. Arqa Kralı, “10 000 asker ve 20 savaş arabasıyla” birlikte, Asur yayılmasına karşı birlikte direnen Şam, Hamat ve İsrail krallıklarının koalisyonunun yanında, M.Ö.853 tarihinde gerçekleşen Qarqar savaşına katılır. Bu döneme ait (düzey 10), oturma sıraları ve su tesisatına sahip birçok avlu ve sunağın bulunduğu 3 m kenarlı kare biçiminde küçük bir cella’dan oluşan küçük bir tapınağın kalıntıları bulunmaktadır. Bu kalıntılar çok sade ve çok kötü durumda olmalarına karşın, Fenike dünyasında çok az rastlanan bir dini mimarinin örneğini sundukları için çok önemlidirler. Tell’in yamacında, doğu’da başka yerde az örneğine rastlanan bir gelenek olan, yakılarak gömülmüş birçok insana ait kalıntılar bulunmuştur.

Asurlu III. Tiglatfalazar’ın Fenike’nin kuzey kıyılarına 743-738 yıllarında yaptığı seferden söz eden metinlerde Arqa adına sıklıkla rastlanmaktadır. Bu hükümdarın “yıllıkları” yalnızca şehrin fethedilmesi anlatmıyor, ama sakinlerinin sürgün ettirildiğinden de söz ediyor. Sahada, M.Ö. 740 yılında Asur fethinin yaşandığı döneme denk gelen ve tapınak kalıntılarını örten, yangınla yok edilmeye ilişkin kalın bir katman bulunmaktadır.

Arqa’nın yeniden siyasal bir merkez ya da kendine has özelliği olan bir şehir olarak yeniden anılmasını görebilmek için Roma dönemini beklemek gerekecektir.

Demir III

Fenike şehirleri için göreceli olarak bir bağımsızlık ve yaygın refah dönemi sayılan Asur ve Babil egemenliği altında (düzey 9), ardından da özellikle Pers döneminde (VI ıncı ve IV üncü yüzyıl arası), deniz ve ticari güçlerini geliştiren Tripoli ve özellikle de Arwad gibi kıyı şehirleri olmuştur. Arqa ise bütün bu dönem boyunca, ancak bunlardan birinden birine bağlı olan bir köy olmuştur (düzey 9). 

Helenistik ve Roma Döneminde Arqa: M.Ö. 330 – M.S.323

III üncü yüzyıl boyunca, Eleutherius’a (Nahr el-Kebir) kadar tüm Fenike Mısır Lagitlerinin yönetimi altında kalmış ve Arqa, Selefkos Suriye’siyle sınır üzerindeki bir askeri karakol görevini görmüştür. Ardından Arqa Antakya’ya bağlanır ve şehir bölgesel ölçekte olağan bağlarına yeniden kavuşur. Bir metreden fazla kalınlıkta üst üste inşa edilen yapılar, tell’de bu dönemden itibaren yoğun bir yerleşimin olduğunu göstermektedir (düzey 8 ve 7). Zanaatkar nitelikte birçok yapıdan oluşan sade bir yerleşim söz konusudur, ancak burada bulunan ithal seramik, Rodos kökenli amforalar, komşu şehirlere ait paralar gerçek bir ekonomik dinamizme tanıklık etmektedirler.

Takvimimizin başlangıcında, Roma İmparatorluğu döneminde Arqa daha çok ovada üzere oldukça gelişir ve tell terk edilir. Bu devirde, kalıntıları muhtemelen tell’in uç tarafında ortaçağda yapılmış kalenin yıkıntıları arasında olan sadece şehrin ana tapınağının ayakta olduğu tahmin ediliyor. Burada, Venüs’e benzeyen Sami bir Astarte olan, Venüs’ün ardından yas tutarak ağlayan Venüs’ün tutumuyla örtüşen başörtülü bir kadın tarafından temsil edilen çok eski ve tapıncı Byblos ve Baalbek’tekilerle aynı olan yerel bir dişi bereket tanrıçasına tapılıyordu.

M.S. II inci yüzyılda Arqa Lübnan ‘sı adını almış ve kısa bir süre sonra da Roma kolonisi düzeyine yükseltilmiştir. M.S. 205 yılında Arqa’da doğan Alexander Severus döneminde şehir imparatorluğun nimetlerin fazlasıyla yararlanır. Şehrin yerleşim bölümü o dönemde 40 ila 50 hektar arası bir yüzölçümüne sahipti. Yerel topoğrafları, jeofizik ölçümlerin özenle incelenmesi ve tell çevresinin ayrıntılı olarak haritasının çıkarılması şematik bir plan çizilmesine olanak tanımıştır: doğu batı doğrultulu decumanus adlı bir eksen ve stadyum. Kenti besleyen su kemerinin uzunluğunun 7 km olduğu bilinmektedir. Gerçekleşen buluntular ya da kaçak kazılar Roma şehrinin zenginliğini ortaya koyan, M.S. 4 üncü yüzyıla ait güzel bir malikaneye ait mozaikler gibi kalıntıları gün yüzüne çıkarmıştır.

Bizans Dönemi: M.S. 337-636

IV üncü yüzyılın sonuna doğru, tell’in bütünü tümü kesme taştan yapılmış ve kare biçimli kulelerle desteklenen bir surla çevrildi; dağınık hâldeki çok hasarlı sur kalıntıları ortaya çıkarılmıştır (düzey 6). Sur içinde kısa sürede kamusal ve özel binalar yapılmış ve İslam fethinin arifesinde tell yeniden çok yoğun bir nüfusa sahip olmuştur.

Ortaçağ Dönemi

Haçlılar dönemine ait yapıların hemen hemen her yerde doğrudan bu yıkım tabakasında üst üste gelmiştir. Arqa, Tripoli’yi koruyan önemli bir kale olmaya devam eder. Arqa ve Tripoli, Kudüs’ün alınmasından yaklaşık on yıl sonra ancak 1108/1109 yıllarında tümüyle ele geçirilir. Arqa, doğudaki başlıca Latin devletlerinden biri olan Tripoli Kontluğuna bağlanır. 1289’da Memluk sultanı Baybars tarafından fethedilen Tripoli’den önce 1266’da Memluklular tarafından ele geçirilir. Tell’de Haçlılar döneminden kalma önemli izler bulunmaktadır. Kısmen ayakta olan eski Bizans surları kare biçimli kulelerle desteklenmiş ve şevle, hendekle ve bir ön surla korunmuştur. Ancak, önce muhtemelen Memluk döneminde Tripoli’de inşa edilen yapılara malzeme sağlamak için, sonra da çevredeki köylere taş ocağı işlevi görerek bu sur da büyük zarar görmüştür.

(Lübnan Turizm Bakanlığı – Dr.Jean Paul Thallman’ın Fransızca metninden Türkçeleştirilmiştir)