Skip to main content

İran Ermenileri

İran, uzun dönem eyaletlerinden biri olan komşusu Ermenistan ile yüzyıllar boyunca çok yakın ilişkiler içerisinde olmuştur. Bunun birçok sebebi vardır. Ermeni kültürü İran kültürüyle aynı köklerden beslenmektedir.

 

 

Ermenistan bin yıllara dayanan bu mirası paylaşan tek ülke olmamakla birlikte, yüzyıllardır korunan ortak miras, bu ülkelere iki komşunun dostluğunun ötesinde bir anlam taşıyan ilişkilerini sürdürme olanağı sağlamıştır. Böylece İran ve Ermenistan halkları, aralarındaki dini farklılıklara karşın, Ermenilerin yüzyıllar içerisinde İran’a doğru gerçekleştirdikleri zorunlu veya gönüllü göçün uygun bir ortam sağladığı ekonomik ve toplumsal ilişkilerini korumayı bilmişlerdir. Birçok İran kentinin vazgeçilmez parçası haline gelmiş olan Ermeni mahalleleri ve çok sayıdaki Ermeni kilisesinin yanı sıra, İsfahan’daki Vank Katedrali gibi Ermeni mimarisinin eşsiz örnekleri, atalardan miras kalan ilişkiye dair sağlam kanıtlardır. Ermeniler sadece İran’ın komşuları olmakla kalmamış, ama aynı zamanda bu ülkeye yerleşen en kalabalık halklardan biri de olmuşlardır. Peki, İran’daki güçlü Ermeni varlığının gerçek nedenleri nelerdir?

Gerçekten de İran-Ermeni ilişkileri o kadar eskiye dayanmaktadır ki, ne zaman ve nasıl başladığını kesin olarak belirlemek imkansızdır. Buna ilişkin elimizdeki en eski bulgularda, aynı zamanda bu hanedanlığın M.Ö. VI ıncı yüzyılda kurucusu olan ünlü Ahemeniş hükümdarı Büyük Kiros tarafından sadece Ermenilerden oluşturulan bir ordudan söz edilmektedir. Yirmi bin piyade ve dört bin süvariden oluşan bu ordu, imparatorluğun yıkılmasına dek Ahemeniş başkentinde görevde kalır. Bir yüzyıl sonra, Suse (Elam) ve Persepolis’teki sarayların I inci Darius tarafından inşası döneminde, yaptıkları işin niteliğiyle ün salmış olan, inşaat için çağrılan Ermeni zanaatkarlar ve taş ustaları, hükümdarlara ait büyük sarayların mimarları ve yapımcıları arasında sayılmaktadır. Çalışmalar uzun yıllar sürdüğünden, yavaş yavaş birçok Ermeni ailesi Fars eyaletine göç edip yerleşmiştir.

Ahemenişlerden sonra ve Arşaklılar döneminde, İranlılarla Ermenilerin siyasal ve toplumsal ilişkileri gelişir ve İran’la ilişki içerisinde olan ve burada aileleri bulunan belli sayıdaki Ermeni tüccar ve soylusu, bu ülkedeki vatandaşlarının arasına katılmaya karar verirler. Arşaklılar hanedanlığından Sasani hanedanlığına geçiş sırasında, Ermenistan’dakiler de dahil olmak üzere, İran’ın komşu ülkelerindeki Sasani devlet memurları ile Arşaklı büyük tüccarlar arasında çok kanlı ve ölümcül bir rekabete tanık olunur. Bu dönemde Sasani kralı Ardeşir Babakan döneminde, Ermenistan’a karşı çok kanlı geçen ve ülkeye büyük hasar veren birçok sefer gerçekleştirilir. IV üncü yüzyılda II inci Şapur’un hükümdarlığında Ermenistan yenilir ve işgal edilir. Bunun sonucunda çok ağır bir bedel ödemek zorunda kalırlar ve bazı tarihçilere göre, binlerce Ermeni ailesi zorla yurtlarından edilerek İran’ın merkezinde ikamete zorlanır. Bu ailelerin büyük bir bölümü, toprakla uğraşmak ya da zanaatkarlık yapmak üzere Mezopotamya’ya, Kuzistan’a ve bugünkü Irak’ın bulunduğu topraklara gönderilirler. İran’ın güneyindeki bu Ermenilere ait tarihçilerin elinde çok az bilgi kaynağı bulunmaktadır. Bazı yazılı belgelerden kısmen İmparatorluğun batı ve güney-batısında Ermeni topluluklarının oluşumu ve bunların durumlarından söz edilmektedir.

Ermenistan’da Arşaklıların yıkılmasından ve bu toprakların Roma ve Pers İmparatorlukları arasında paylaşılmasından sonra, bölgenin büyük bir bölümü yeniden Sasanilerin egemenliğine geçer. Sasaniler, Orta Asya’daki göçebe boylar tarafından devamlı saldırıya uğrayan ülkenin doğu sınırlarını korumak, aynı zamanda Arşaklılara bağlılıkları hala hafızalarda taze olan Ermeni askerlerini kendi topraklarından uzaklaştırmak için, büyük bir bölümü soylu sınıfından gelen otuz bin Ermeni süvarisinden oluşan bir ordu kurarlar. Bu ordu, doğu sınırının korunması için Horasan’daki Nişabur’a gönderilir ve III üncü Yezdigirt’in tahta geçmesine ve Ermenistan’daki isyana dek görevde kalır.

VII inci yüzyılda Pers topraklarının Araplar tarafından fethi ve ardından Ermenistan’ın işgalinden sonra, birçok Ermeni, köle olarak satılır ya da Suriye ve Irak’a göç ettirilir. Topluluklar oluşturacak kadar kalabalık olmayan söz konusu Ermeniler yerel halkın içerisinde erirler.

1048-1049 yıllarında Selçukluların Ermenistan’a saldırılarının başlamasıyla, yaklaşık yüz elli bin Ermeni, o dönemlerde Selçukluların toprağı olan İran’a köle olarak götürülür. Bunların birçoğu zorunlu göç sırasında yaşamını yitirir, ancak hayatta kalanlar İran’ın kuzeyindeki farklı yerlerde, Azerbaycan’da olduğu kadar ülkenin iç bölgelerinde de birçok topluluk kurmayı başarırlar. Birkaç yıl sonra, 1063 ile 1072 tarihleri arasında Selçuklu Alparslan’ın Ermenistan’a yönelttiği saldırılar sırasında, oluşmuş olan bu topluluklara başka esir grupları da eklenir. Bu yeni gelenler, özellikle o dönemde imparatorluğun başkenti olan Zencan’daki Sultaniye kentinin çevresine yerleşirler.

Pers topraklarındaki Ermeniler XIII üncü yüzyıldaki kanlı Moğol istilası sırasında, Perslerle birlikte birçok korkunç katliama maruz kalırlar ve nüfusları belirgin bir şekilde azalır. Ancak Moğollar tarafından tutsak edilen yeni Ermeni kölelerin gelişi sayesinde yeniden topluluk oluşturma olanağı bulurlar. Bu olayları izleyen on yıllar içerisinde, Moğol hanedanlıklarının göreceli istikrarı, özellikle Tebriz, Merend, Marage, Reşt ve Rey’de olmak üzere birçok ermeni topluluğunun oluşumuna olanak tanır.

İlhanlılar döneminde özellikle sanayi ve ticari etkinliklerde bulunan en büyük Ermeni topluluğu hiç kuşkusuz Sultaniye’dekidir. Bu nedenle, Tatar Timurlenk (aksak  Timur)’in istilasıyla birlikte, Sultaniye’deki Ermeni mahallesi Marv Şehr sakinleri taşınırken, bu topluluk ve Kafkaslardan yeni göç edenler, Tatarlarla birlikte çalışmak için Afganistan’ın kuzeyine ve Moğolistan’a sürülmüşlerdir.

Akkoyunlularla Karakoyunlular arasındaki savaşlar ve bunların sonucunda oluşan korkunç yıkımlarla birlikte, İran’ın merkez ve batısındaki Ermeni toplulukları da oluşan girdapta yok olurlar. XVI ıncı yüzyılın sonuna doğru ve Safevilerin yönetimi sırasında Ermeniler daha çok Azerbaycan’da toplanırlar ve aralarından küçük bir bölümü çalışmak için Kazvin, İsfahan ve Rey gibi büyük kentleri seçerler.

1603 yılında, Safevi hanedanı Büyük Şah Abbas İran’ın güçlü komşusu Osmanlı İmparatorluğu’na karşı askeri harekatlarına başlar ve Ermenistan platosunu tümüyle işgal eder. Yaklaşık bir yıl sonra, Sinan Paşa komutasındaki Osmanlı güçleri güçlü bir karşı saldırıya geçerler. Şah Abbas onları Aras nehrinin kıyılarında karşılamaya karar verir. Bu amaçla hızlı bir şekilde geri çekilir ve toprakları yakma taktiğini uygular. Bu amaçla, Osmanlı Ordusunun yolu üstündeki kent ve köyler ateşe verilirken, Ağrı Dağının yamaçlarında yerleşik olan çok sayıda Ermeninin yerlerinden edilmesini emreder. Zorla yer değiştiren Ermenilerden ancak beşte biri İran topraklarına yerleşebilir. Diğerleri, yaklaşık bir yıl kadar süren bu uzun göç sırasında soğuk, açlık, hastalık ve geçtikleri bölgelerde yaşayan göçebe aşiretlerin saldırıları sonucunda yaşamlarını kaybederler.

Safeviler döneminde İran’a götürülen Ermeniler, Reşt, Kazvin, Şiraz, Arak, Hamadan, Anzali ve özellikle İsfahan kentlerine ve çevredeki köylere yerleşişler. Şah Abbas’ın emriyle, Ermeni tüccar ve zanaatkarlar Safevi başkentinin güneyine, Zayandeh Ruh kıyılarına yerleştirilirler.

İsfahan’da kurdukları ilk Ermeni mahallesine anayurtlarının anısına Jolfa adını verirler. Yeni gelenlerin toplumsal kaynaşmasını kolaylaştırmak ve yeni topraklara bağlılıklarını arttırmak için Şah Abbas onlara, aralarında dinsel inançlarını özgürce yerine getirmek ve diledikleri kadar kilise inşa etmek ve inandıkları şekilde dinsel sistemlerini düzenlemek gibi  bazı kolaylık ve özgürlükler sağlar. Ayrıca, İsfahan’daki Ermenilerin yaşamlarını düzenlemek üzere, kendi toplumsal sistemlerini ve dinsel hiyerarşilerini korumalarına izin verir. Şah Abbas Ermenilere duyduğu güvenin göstergesi olarak, onlara çok değerli bir mal olan ipeğin ticareti üzerinde tekel olmalarını armağan eder.

Safevi hanedanlığının sonu, Afganların işgali ve ardından oluşan ve XIX uncu yüzyılın başlangıcına kadar süren iç savaşlar nedeniyle, hüküm süren istikrarsızlık ve güvensizlik ortamı birçok İranlı Ermeninin zorunlu olarak, yeni topluluklar kuracakları Hindistan gibi daha güvenli diyarlara gitmek üzere İran’ın merkezini ve güneyini terk etmelerine neden olur.

İran’da kalan Ermeniler ise daha çok Tebriz, Tahran, İsfahan gibi büyük şehirlerde toplanırlar. Bunların küçük bir bölümü tarım ya da hayvancılıkla uğraşmak üzere kırsal kesime yerleşir. Kentli Ermeniler işinin ehli zanaatkarlar ya da başarılı tüccarlardır. Bu arada İran’ın güneyindeki ve Basra Körfezi kıyılarındaki bölgelerde tanınan ticari kolaylıklar Ermeni tüccarlarının bu bölgeye ve Şah Abbas idaresindeki Fars bölgesine göçünü hızlandırır.

Şah Abbas’ın ölümünden sonra, Ermeniler için durum değişir. Bu hanedanın mirasçıları Ermeni tüccarlara yönelik bir dizi kısıtlayıcı yasa çıkarırlar ve oldukça ağır vergileri yürürlüğe koyarlar. Bu yasalara karşı gelişen tepkiler sert bir biçimde bastırılır ve karşı çıkanlar direklere bağlanarak canlı canlı ateşe verilir.

Nadir Şah döneminde, İran halkının tümü için olduğu gibi Ermeniler de aynı zor koşullar altında yaşamak ve dönemin para birimiyle 60 500 Naderi’ye kadar ulaşabilecek çok ağır vergileri ödemek zorunda kalırlar. Bu duruma tepki olarak bazı Ermeniler Java, Hindiçini ya da Hindistan’a yerleşmek üzere ülkeyi terk ederler. Ermeniler İran’ın bazı bölgelerinde, kuyumculuk, marangozluk ya da şarapçılık gibi sadece belli sayıda meslek gruplarını icra etme hakkına sahiptiler.

Ancak Kaçar hanedanlarının iktidara gelmesinden sonra, iki yüzyıldan sonra ilk defa olmak üzere Ermeniler ayrıcalıklı yurttaş statüsüne yeniden hak kazanırlar. Bu dönemden günümüze kadar Ermeniler, İranlı yurttaşlarla aynı haklara sahiptirler ve İslam Cumhuriyetinde İran Meclisinde kendi haklarını korumak üzere iki milletvekilleri bulunmaktadır.

(La Revue de Téhéran dergisinin Ocak 2009 tarih ve 38 inci sayısında Arefeh Hedjazi imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir.)