Bişapur antik kenti
Bişapur antik kenti Şapur ırmağının güneyinde, yaş olarak çağdaşı olan ve Elam ve Part akınlarından izler barındırdıkları için her ikisi de çok eski yerleşimler olan Şiraz’ın güneyindeki Kazerun kentinin yirmi kilometre kuzeyinde bulunmaktadır. Dağlarla çevrelenmiş bir ovaya yayılan kent, Şapur ırmağının ortasından akıp Basra Körfezine döküldüğü yerde, bölgesel bir çölün yakınlarında sona ermektedir.
Eskiden bu antik kent, bir taraftan ikisi de birer önemli antik metropol olan Firuzabad ve İstakhr kentleriyle, diğer taraftan ise Mezopotamya’ya, Susa’ya ve Sasani başkenti Ktesifon’la temas içerisindeydi. Bu konum, açık denizlere ulaşan üç yola sahip coğrafi konumuyla birleşince, kent Sasani imparatoru I inci Şapur’un dikkatini çeker ve tutsak aldığı Roma ordusunun burayı Antakya ile boy ölçüşebilecek bir metropole dönüştürmeleri için emir verir.
244 yılında imzalanan barış anlaşması uyarınca Arap Filip ya da asıl adıyla Marcus Julius Philippus tarafından gönderilen Romalı zanaatkarların etkisiyle, bu Part kentinde uygulanan yeni plan burayı, Ahemeniş Part tarzı ve Mezopotamya etkisi dahil Roma’dan Sasani’ye çeşitli mimari tarzların buluştuğu bir kırkyama’ya dönüştürmüştür. Kentin planı, dairesel olarak düzenlenmiş mahallelere sahip Part kentlerinkinden çok, üç kenarı derin yar ya da hendeklerle korunan bir dörtgenden oluşan oldukça ilkel bir çeşit dama tahtası olan Hippodamus tarzındadır.
Kentte çeşitli mahalleler bulunmaktaydı ve büyük soylulara ait evler geniş bahçelerin içerisinde inşa edilmişti. Bu konutlar günümüze kadar izler bırakan bazı mimari özelliklere sahiptiler:
-Sasani mimarlık sanatında bir yenilik olan haç biçimindeki tören odaları. Bu odaların planı kısa sürede yaygınlaşır ve bir örnek oluşturur. Bu odalarda, karşı karşıya yerleştirilmiş ve fresklerle ve kabartmalarla süslenmiş dört simetrik İvan* bulunmaktaydı. Çoğunlukla toprak, sarı, siyah ve mavi renkleri kullanılmaktaydı. Odada 64 adet niş (duvar oyuğu) vardı.
- Tören odasına, odanın doğu ve batısından hollerle bağlantılı olan mozaik İvan. Dolayısıyla, yay biçiminde, fresklerle ve alçı süslemelerle bezenmiş, doğayı ve insanları tasvir eden mozaik döşemeli iki tane İvan vardı.
Bu kent, zengin geçmişinden dolayı çok geniş bir eski eser hazinesine sahiptir. Bu kentteki mimari eserler arasında Anahit Tapınağını sayabiliriz. Küp biçiminde, 14 metre yüksekliğinde kenarları olan bu yapı, su ve bereket tanrıçası Anahit’i simgeleyen dört öküz kabartmasıyla süslüdür. Tapınak arkeolojik ve tarihi önemiyle olduğu kadar, su tedarik sistemiyle de dikkat çekmektedir. Suyun dolaşımına gösterilen özen, Sasani hanedanlığı döneminde bu tanrıçaya verilen önemin göstergesidir. Hanedanlığın ilk kralı ünlü müneccim Sasan’ın soyundan gelmekteydi ve hanedanlığın kuruluşunda Kral Artakserkses ve Şapur bu tapınaktan bizzat sorumluydular.
Aynı şekilde, Büveyhoğuları hanedanlığı döneminde din okuluna dönüştürülen Valeryen sarayından da söz etmemiz gerekir.
Antik eserlerin bir kısmı, Bişapur kalıntılarının kuzey-doğusunda yer alan Tang-e Çogan’daki kabartmalar gibi daha da ünlüdürler. Bunlar Şapur nehrinin iki tarafında olmak üzere toplamda altı tanedirler.
Kabartmaların tümünde, düşmanlarını ayaklarının altına almış muzaffer Sasani kralları tasvir edilmektedir ve bunlardan en ünlüsü Romalı İmparator Valeryen karşısında I inci Şapur’un zaferini simgelemektedirler. Kabartmaların ikincisi, birincisine göre daha çok ayrıntı içermektedir ve burada Şapur’un başının üstünde uçan, ona zaferin simgesini veren bir melek dikkat çekmektedir. Bu resmin çevresinde üzerinde değerli taşlar, askerler ve süvarilerin görüldüğü nişler vardır.
Nehrin sol yakasında, I inci Şapur’un Valeryen karşısında kazandığı zaferin kutlama töreni bulunmaktadır. Bir tarafta Romalı askerler ve esirler, diğer tarafta ise İranlı fetihçiler yer almaktadır. Şapur önünde diz çökmüş, yalvararak ellerini uzatan Valeryen ve ona bir taç armağan eden İranlı üst düzey yöneticilerin başlıklarını taşıyan iki adam görülebilir.
Sol yakadaki gravürlerin ikinci serisi, ona develer ve atlar getiren esirlerle birlikte, başlığında tüyüyle görünen İkinci Behram’ın zaferi tasvir edilmektedir. Ayrıca I inci Behram’ın (273-277) taç giyme törenini tasvir eden bir kabartma da vardır. Ahura Mazda’nın temsilcisinin elinden tacını almaktadır.
Son gravür, elinde kılıcı, tahtına dayanmış durumda İkinci Şapur’u göstermektedir. Sağında sarayın ileri gelenleri ve solunda savaşın mağlupları durmaktadır.
Son olarak, yaklaşık altı kilometre daha kuzeyde, Tang-e Çoğan’ın mahzeninde I inci Şapur’a ait bir heykelin varlığından söz edebiliriz. Sasani döneminin başyapıtlarından biri olan bu heykel yedi metre yüksekliğindedir.
Bişapur’un Sasani dönemine ait eşsiz bir kent olduğunu söyleyebiliriz. Peki öyleyse neden Persepolis’ten daha az tanınmaktadır? Bunu kimse bilemiyor. Ancak ziyaretçiler için Bişapur asla kaçırılmaması gereken bir kent olma özelliğini hiç yitirmiyor.
* İvan, büyük bir kemer aracılığıyla bir kenara açılan tonozlu geniş bir giriş, holden oluşan mimari bir öğedir. İzlerini Ortadoğu’daki ev ve sarayların mimarisinde bulmak mümkündür. Her ne olursa olsun, İvan’ın tam olarak Sasaniler döneminde geliştirildiği anlaşılmaktadır ve Sasani döneminden itibaren Acem mimarisinin temel bir öğesi olarak kullanılmaktadır. İlk örneklerinden biri I inci Ardeşir’in sarayıdır. Ahemeniş saraylarının kare planıyla birleşik İvan İran tarzı denilen cami planında (İran’ın tümünde ve daha da uzakta Özbekistan, Pakistan ve benzeri ülkelerde dahi karşımıza çıkan) bir avluya açılan dört İvan örnek alınmıştır. Medreseler de bu mimari öğeyi kullanmaktadırlar ve bu yolla Suriye, Mısır ve Mağrip ülkelerde bu geleneğin yayılımını sağlamışlardır. Başka birçok binada da İvan kullanılmaktadır: bunlar arasında imaristanları (hastaneleri), İvan’ında güçlü İran etkisini görebileceğimiz Kirbat el-mafjar gibi sarayları sayabiliriz.
(La Revue de Téhéran dergisinin Ağustos 2007 tarih ve 21 inci sayısında Marzieh Mehrabi imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir.