Iran tarzı kıraathane: Kahvehaneler
Eskiden, İran’ın hemen hemen her yerinde kıraathaneler bulunmaktaydı. Bunlar iki çeşidi vardı: yoğun görüşme, fikir alışverişi ve eğlence mekanları olan şehir kıraathaneleri ve yol kenarlarında bulunan, mola veren yolcular için dinlenme yeri işlevi gören çayhane (çay salonları) olarak adlandırılan kıraathaneler.
İlk Kahvehaneler
İran’daki ilk kıraathaneler, muhtemelen dönemin başkenti Kazvin’deki Safevi Şahı Tahmasp döneminde ortaya çıktı. Ardından İsfahan’da Şah Büyük Abbas’ın hükümdarlığı sırasında yaygınlaştı. Hicri ikinci yüzyıldan başlayarak, İranlılar çay yerine gittikçe kahveyi tercih etmeye başlarlar. Kahvehaneler Kaçar hanedanları, özellikle de Nasrettin Şah döneminde gelişme gösterirler. Bu hızlı gelişme sayesinde, kıraathane işletmeciliği çeşitli meslek grupları arasında özel bir yere sahip olur.
Bugün kıraathane adını verdiğimiz mekan, insanların tek başına ya da topluluk halinde aynı çatı altında rahatlamaya geldiği yerlerdir. Halbuki eskiden kıraathane sadece bir dinlenme mekanı değil ama aynı zamanda gösterilerin, törenlerin ya da şiir veya sanata ilişkin tematik gecelerin düzenlendiği bir buluşma yeriydi de. Ne yazık ki, bu İran kıraathanelerinde gerçekleşen tören ve gösterilerle ilgili bugüne kadar yeterince araştırma yapılamadı. Bu yoğun kültürel alışveriş mekanları üzerine yazılmış çok kısıtlı sayıda belge bulunmaktadır. Bu tür kıraathaneler, ilk kahvehanelerin Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman döneminde ortaya çıktığı Türkiye gibi İran’a komşu ülkelerde de bulunmaktaydı.
Etkin sosyalleşme mekanı
Bu kıraathaneler her türden şair ve tasavvufçunun bir araya geldiği yerlerdi. İsfahan’da kıraathanelerin birçoğu kraliyet saraylarının yakınlarında konumlanmıştı. Buraları yıllar içerisinde, tasavvufçular, sanatçılar, şairler için buluşma noktalarına dönüşmüşlerdir. Aynı şekilde çeşitli aşiret reisleri de, toplantılar düzenlemek ya da sadece bu mekanlarda gerçekleşen çeşitli gösterileri izlemek için buralarda bir araya gelirlerdi. Kahvehanelerde düzenlenen etkinlikler arasında, masal anlatımı, söyleşiler, şiir atışmaları, satranç, tavla ve dans sayılabilir.
Özel bir mekan
Bu kıraathaneler genelde, ortasında fazla derin olmayan geniş bir dörtgen havuz bulunan büyük bir salondan oluşmaktaydı. Bu havuzlar, içerisindeki suyun durmadan akmasını sağlayacak şekilde yapılmışlardı. Müşterilerin oturması için havuzların çevresine bir metre yüksekliğinde divanlar yerleştirilmişti. Havuz ve divanlar arasında büyük bir mesafe vardı ve danslar ya da tiyatro gösterileri buradaki boşlukta düzenlenmekteydi. Bütün bu kıraathaneler ayrıca, “kral divanı” adı verilen, buraya gelen krallara ya da soylulara ayrılmış bulunan özel bir divana da sahiptiler. Normal şartlarda her kıraathanede tahta sütunlarla desteklenmiş birçok tonozlu bir çatıya vardı. Bu sütunların dayandığı divanlara “Tagnama” adı verilirdi. Ayrıca alageyik motifli halılarla süslenmiş ve masal anlatıcıya, şarkıcıya, hatip ya da şaire ayrılmış “Sardam” adı verilen bir bölüm de vardı. Kahvehanelerin duvarlarında ermişleri, kralları ya da efsanevi kahramanları tasvir eden tablolar ve dervişlere ait özel eşyalar vardı. Aynı şekilde, özel bir şekilde duvara kazınmış bulunan on yedi meslek grubunun armaları da bulunmaktaydı. Meslek birliklerinin (loncaların) armaları önem sırasına göre, her biri gazel ya da oğlak derisi parşömenlerle birbirinden ayrılarak duvara kazınmaktaydı. Özellikle şu meslekler söz konusuydu:
-Ekmek parçasıyla temsil edilen fırıncılar.
-At nalıyla temsil edilen nalbantlar.
-Para kasesiyle temsil edilen sakiler.
-İğne iplikle temsil edilen terziler.
-Koçbaşıyla temsil edilen çobanlar.
-Kaşkolleriyle (hep üzerilerinde taşıdıkları özel heybe) temsil edilen dervişler.
-Silahlarından biriyle temsil edilen askeri haberci ya da postalar.
-Çaydanlıkla temsil edilen kıraathane işletmecileri.
Ayrıca deri bir parşömen de hatibin özel divanını temsil etmekteydi.
Safeviler döneminde yaşanan gelişim
Kahvehaneler Safevi hanedanlığı döneminde çok büyük önem kazanmışlardır. Safevi kralları, özellikle de Şah Abbas tarafından çok tercih edilmekteydiler ve kıraathane açma ruhsatı sadece saygıdeğer ve onurlu insanlara veriliyordu. Her işletmeci müşterilerle ilgilenmek üzere çoğunlukla Ermeni, Gürcü ya da Çerkezlerden oluşan eli ayağı düzgün gençleri ya da yeniyetmeleri işe alıyordu. Bu gençlerin çoğu garsondu ama aralarında en yakışıklı olanları uzun ve güzel saçlarıyla, rengarenk giysiler giyerek müşterileri dans ederek ya da gösteriler düzenleyerek eğlendiriyorlardı. Büyük Şah Abbas döneminde, çeşitli şair ve sanatçıların kıraathanelerde bir araya gelip çok ateşli geçen söyleşi oturumları düzenlemeleri gelenek haline gelmişti. Şiraz’lı panayır cambazı, usta aşık ve müzik adamı Tiş’li Baba Şems’in İsfahan’ a geldiği ve huzuruna kabul edildiği Büyük Şah Abbas tarafından kendisine bir kıraathane açma ruhsatı verilmesi emri verildiği bilinmektedir. Bu kıraathanenin inşaat masrafını şahın kendisi üstlenmiştir. Mekanda gerçekleştirilen birçok gösteri sayesinde, Baba Şems Kıraathanesi öylesine ün kazanır ki, Şah çoğu zaman misafirlerin burada ağırlar.
Kahvehanelere çayın girişi
Kahvehanelerde kahvenin yerini çayın alması süreci Safevi hanedanlığı döneminde başlar. Çayın acem topraklarına girişi onu ithal eden Uzakdoğu tüccarlarının sayesinde gerçekleşir. İranlıların bu yeni içeceği keşfiyle birlikte, çay çok tutulur ve hızla kahvenin yerini alır.
1517 yılında, Holstein’ın II.Frederik’inin büyükelçisi bu konuda şunları yazar:
“İsfahan’daki kahvehanelerin dışında, soyluların çay içerken rahatlamak ve satranç oynamak üzere gittikleri çayhane adı verilen yerler de vardır.”
Büyükelçiye göre, İranlılar koyu bir renk elde edinceye kadar çay yapraklarını kaynatıp, bu şekilde elde ettikleri sıcak içeceği şeker ve rakı ile tatlandırarak içmekteydiler. Çayın sağlığa iyi geldiğini düşünüyorlardı. Öte yandan, misafirlerine ikram ettikleri çay öylesine sıcaktı ki, gümüş ya da porselen bardağı elleri arasında tutmak hemen hemen imkansızdı.
Tütün
Pipo ve nargile, İran’a Türkiye’den gelmiştir. Tütünün Acem topraklarına girişinin ise Yeni Dünyayı keşfeden kaşifler tarafından keşfinden bir yüzyıl sonra gerçekleştiği sanılmaktadır. Safevi Şahı Safi tütün içen ilk kişi olmuştur. Ardından, nargile ve pipo, çay ve kahvenin ayrılmaz dostları haline gelmişlerdir. Başlarda, sadece aristokratlar tütün kullanmaktaydı ancak sonra yavaş yavaş iki tütün tüketicisi grubu oluşmaya başladı:
-Nargile içen soylu ve aristokratlar.
-Pipoyu tercih eden din adamları ve aydınlar.
Sigaranın acem topraklarına girişi ise bundan yüz yıl sonra Rusya’dan olmuştur ve zamanla hemen hemen pipo ve nargilenin yerini almıştır.
Kahvehanelerde çalışanlar
Bunlar mal sahibi işletmeciler, içeceği bardaklara dökmekle yükümlü kişi (ocakçı), siparişi alan ve içeceklerin servisini yapan garson, şeker kırıcı ve nargile ve pipo sorumlusundan oluşmaktaydı. Bu kişilerin her biri stajyer ve çırak olarak işe başlamaktaydı.
Kahvehanelerde düzenlenen eğlenceler
Masal anlatımları (nagâli) müşterilerin kalabalık olduğu gecelerde gerçekleştirilirdi. Anlatıcı, mitoloji ve Kürt Hasan’ın romanı Şahların Kitabı ya da İskender’in Kitabı, Behram’ın Kitabı ve Sınırların Kitabı gibi önemli edebi eserlerden alınmış öyküler anlatırdı. Bu kıraathanelerdeki anlatıcıların çoğu ayrıca dinsel ya da mistik konularda, kimi zaman sabahlara kadar sürebilen çok ilginç söylevler yaparlardı. Son olarak, daha önce de saydığımız gibi, tiyatro, cambaz ya da sihirbaz gösterileri, danslar, bilmece ya da oyunlar da düzenlenirdi.
Safevi hanedanlığı sonrasında bir güvensizlik ve kısmi kargaşa ortamı yaşanır. Dolayısıyla da insanlar bu tür mekanlarda zaman geçirmeye imkan bulamazlar ve kıraathaneler, aşırı dinsel ortamda kahvehanelerin nadir eğlence yerleri haline geldiği Kaçar hanedanlığının başlangıç dönemine dek toplumda kazandıkları özel yeri yavaşça kaybetmeye başlarlar.
Günümüzde İran kıraathaneleri, insanların tek başına ya da topluluk halinde çay içmeye ve sohbet etmeye gittiği dinlenme mekanlarıdır. Eski zamanda gerçekleştirilen etkinler artık çok nadir düzenlenmektedir. Ne olursa olsun, kahvehaneler halkın bir araya gelme biçimlerinin uğradığı dönüşüme ayak uydurmuşlardır. Çoğunlukla insanların dinlence saatlerine, özellikle de panayır cambazlarının, masal anlatıcılarının, hatiplerin ve şarkıcıların insanları sabahlara kadar eğlendirdiği ramazan gibi kutsal aylardaki gecelerde eski itibarlarını yeniden yaşamaya başlamışlardır. Bu tür fırsatlarda kahvehanelerde bir araya gelen birçok insan, ebedi dostluk atmosferi içerisinde yoğun bir kültürel değiş tokuş da gerçekleştirmektedirler.
(La revue de Téhéran dergisinde Murteza Johari imzasıyla yayınlanan yazıdan Türkçeleştirilmiştir)