Rey kenti ve Harun Zindanının gizemi
“ Yeryüzünde gerçekten müstesna olan sadece dört yer vardır ki bunlar Rey, Şam, Rakka ve Semerkant’tır.” Bağdat’ın eski halifesi Harun el-Reşit (Harun Reşit)
Dubleksler yani iki katlı daireler günümüzde de çok değerlidir. Ev sahiplerine konfor sağlayan her iki katı birbirine bağlayan merdivenler, iç mekana özel bir biçem kazandırmaktadır. Oysa bu özgün mimarinin nerede ortaya çıktığı ne de bunu kimin icat ettiği konusu pek bilinmiyor. O kadar uzağa gitmeye gerek yok: dubleks yapı mantığı antik Pers döneminde, Rey’de de hayranlıkla görebileceğimiz görkemli Zerdüşt ateş tapınakları ve saraylar inşa ederken dehalarını kullanan, İslam öncesi dördüncü acem hanedanlığı olan Sasaniler döneminde icat edilmiştir.
Harun zindanı gibi tanınmış tarihi yerler Sasani zeka ve yaratıcılığının meyvesidir. İnşa edildiği dönemde bu yapının bugün anıldığı adla hiçbir ilgisi yoktu. Bazı tarihçilere göre, bu yapının taşıdığı bazı mimari özellikler Sasani dönemiyle uyuşmaktadır. Bu zindana ilişkin olarak yazılan bir makalede, Mehdi Bazargan şunları söylüyor: “Kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde bulunan terk edilmiş bu tarihi eser, Abdülazim Türbesinin 9700 metre doğusunda ve eski Horasan yolunun sol tarafında, Mesgar Abad dağlarının eteklerinde bulunmaktadır.” Yaptığı incelemelere göre, bu yapı bir zindan değil ama bir Zerdüşt tapınağıydı; Buna karşın halk burayı Harun zindanı olarak adlandırmıştır. Bu varsayımı kabul edersek, Sasanilerin Rey kenti tarihinde derin bir iz bıraktığını kabul etmemiz gerekmektedir.
Christian Seine tarafından yazılan Sasani döneminde İran kitabında yer alan görüşlere göre, Sasani hanedanlığı, İran’daki yedi büyük hanedanlığın ilki olmuştur. Rey kentinin tarihi görkemini büyük oranda Sasani döneminin kültürel ve sanatsal mirasına borçludur. Bu kent farklı hükümdarlıkların etkisinde dönem dönem isim değiştirmiştir. Örneğin Solukus ona Europus adını vermiştir ya da Arşaklılar burayı yeniden Arsakia olarak adlandırmıştır. Ancak buraya asıl eski ismi olan Rey adını yeniden veren Sasaniler olmuştur. Bu dönemde çömlekçiliğin en üst düzeye ulaştığını ve pamuklu veya hayvan kılıyla dokunan değerli kumaş üretiminin büyük önem kazandığını belirtmeliyiz. Ayrıca yine aynı dönemde Zerdüştçülük ülkenin resmi dini olarak kabul edilmiştir. Dolayısıyla ilk kez bu hanedanlık döneminde İran resmi bir dine sahip olmuştur. Rey’de ve diğer kentlerde birçok ateş tapınağı (ateşkadeh) inşa ettirmişlerdir. Ateş tapınakları öylesine önemli bir yere sahiptiler ki bunlara ait motifler madeni paralara dahi basılmıştır. Nihavend savaşında Sasanilerin Araplar karşısında yenilgiye uğramasından sonra, bu büyük hanedanlık ihtişamını yitirmiş ve İran’ın bilimsel ve edebi dili olan ve Emevi ve Abbasi egemenliği altında geçen iki yüzyıl boyunca yavaş yavaş önemini kaybedecek olan pehlevi dili ortadan kaybolmuştur.
Rey’deki Harun zindanına gelince, buranın başlangıçlarda bir Zerdüşt tapınağı olduğu anlaşılıyor, genel ve özellikle de iç mimarisi bu savı doğruluyor. Arkeolojik araştırmalara göre bu yapının zindan olarak inşa edilmiş olması zayıf bir olasılıktır. Yapı tekniğindeki karmaşıklık ve incelik, ikinci kattaki tuğla dekorasyonlar ve binada dört kemerli bir planın kullanılmış olması, buranın dönemin yöneticilerini için yapılmış bir rekreasyon alanı olduğu düşüncesini teyit ediyor. Yaklaşık 1100 yaşındaki bu yapı, duvarları oldukça kalın ve sağlam koyu renkli volkanik taşlardan, alçı harcıyla örülmüş dikdörtgen küp biçimindedir. Yüksekliği 9 metredir ve 16,5 metre genişliğindedir. Kenarlardan birinin üst tarafında bulunan bir çatı penceresi ve bunun alt tarafında bulunan küçük giriş mekanın dışarıya açılan yegane yerleridir. Her birinde dörder oda bulunan iki kattan oluşmaktadır. Haç biçiminde dört balkonlu yapı birinci ve ikinci kat arasındaki iletişimi sağlamaktadır. Buranın mimarlar tarafından dünyadaki ilk dubleks olarak kabul edilmesi bu yüzdendir. Ama yine de bazı tarihsel belgelerde buranın “Harun zindanı” olarak anılıyor olması konusunun araştırılması gerekmektedir; bu adam kimdi ve Rey kentinin tarihinde ne tür bir rol üstlenmişti?
Bazı araştırmacılar başlangıçta bu yapının merkezi hükümete uzaklığından ve tamamen kapalı yapısı nedeniyle belli bir dönem boyunca zindan işlevi gördüğüne inandılar. Ancak, daha yakın zamana ait bazı tarihsel belgelere göre kral ve yöneticiler burada dinlenmek ve avlanmak için bir araya geliyorlardı.
“Harun” ismine gelince, bu kişi “Harun el Reşit” adıyla tanınan beşinci Abbasi halifesidir. Babası olan Muhammet Mehdi, Rey kentini bir dönem yönetmiş ve kentin ismini değiştirerek “Muhammediye” adını vermiştir. İslam sonrası yeni Rey kentinin bir bölümü onun emriyle inşa edilmiştir. Hicri 146 (miladi 766) ortanca oğlu Musa Hadi dünyaya gelir ve iki yıl sonra ise Rey’de Mehdi’nin küçük oğlu, 22 yaşında halife olan Harun el Reşit doğar. Harun doğduğu topraklara çok bağlıydı ve buralardan hep neşe ve coşkuyla söz ederdi. Ona göre, Rey kenti serinliği, güzelliği ve yeşilliğiyle dünyanın en muhteşem dört kenti arasındaydı. Diğer üç kent Şam, Rakka ve Semerkant idi. Halifeliği süresince Harun el Reşit birçok kez Rey’e gitti ve burada dört ayda bir oğullarını bir araya getirdi. Bundan kısa bir süre sonra, Bağdat’a dönmeden önce Abdullah İbn-ül Malik Kaza’yı Rey, Demavend, Tabaristan ve Hamedan illerinin valisi olarak atadı. Bu arada, bir süre Suriye’deki Rakka kentinde yaşadı. VIII inci yüzyılın sonlarına doğru Rey’e son ziyaretini gerçekleştirdi, ardından Horasan’a gitti. Hicri 193 (miladi 809) yılında Tus kentinde öldü. Harun el Reşit’in yokluğunda Rey kenti önem ve etkinliğini yitirdi. Bazı varsayımlara göre bu dönemde söz konusu yapı zindan olarak kullanılmaya başlandı. Döneme ait bazı tarihsel yazılarda bu durum teyit edilmekle birlikte, bugünün arkeologları bununla ilgili elimizde kesin bir kanıt bulunmadığını belirtmektedirler.
Günümüzde herkes Harun adını, “Bağdat halifesi Harun” namıyla Bin Bir Gece Masalları’nın kahramanı olarak anımsamaktadır. Kendini Sasani krallarının halefi olarak tanıtmayı sevdiğinden ve saray erkanının lüksüne çok düşkün olduğundan tüccarlara Bağdat’a Çin’den seramik kaplar getirmelerini emretmiştir. Bazı tarihçilere göre, birçok Çinli çömlekçiyi Bağdat’a davet etmiş ve onlara bugün Samarra’da kalıntıları ortaya çıkarılan atölyeler dahi inşa ettirmiştir.
Tarihsel anıtlara ait bazı kaynaklarda bu yapının inşası Buyid hanedanlığına dayandırılmakla birlikte başka kaynaklarda bu dönemde sadece restorasyon yapıldığı belirtilmektedir. Ne olursa olsun, günümüzde çok az insan bu yapının varlığından haberdardır ve Rey kentinin sakinleri dahi bu yerin adını duyduklarında şaşkınlıklarını gizlememektedirler. Bu ilginç yapıya ilişkin bir fikir edinebilmek için bir buçuk kilometrelik asfaltsız yolda ilerlemek gereklidir. Tahran-Meşet yönünde Karavan yolunun on ikinci kilometresinde, Mesgar dağlarının eteklerinde yer almaktadır. Geçen zamanın etkisiyle şimdilik unutulmuş gibi görünse de, Kültürel Miras Örgütü kısa bir süre boyunca, buranın onarımını üstlenmişti. Ancak onarım bugüne kadar tamamlanamamıştır. Yapının karşı tarafında sadece bir çimento fabrikası bulunmasına ve bölge oldukça ıssız olmasına karşın, burası hala büyük oranda çekiciliğini korumaktadır. Binanın birkaç adım ötesindeki küçük nar ağaçları sayesinde çevrede, dallara asılı duran kırmızımsı küçük narlardan yapının hapsolmuş bedenini çevreleyen büyük taşlara doğru narin bir yaşam havası esmektedir.
(La Revue de Téhéran dergisinin Aralık 2007 tarihli 25nci sayısında Afsaneh veFarzaneh Purmazaheri imzalı yazıdan Türkçeleştirilmiştir)