Skip to main content

Moritanya Kraliyet Anıtmezarı ve Cherchell

See full size image

 

Başkent Cezayir-Tipaza sahil yolunun son kısmında, Tipaza’ya 13 km kala, kentin doğusundaki Sidi Raşed’e giden yola sapıyorum. Cuma günü halk, yaz normallerine yaklaşan sıcağın etkisiyle sahil bölgelerine akın ediyor. Yollar kalabalık ve yerleşim yerlerinde tek sıra dura kalka ilerliyoruz. İki yanı dev okaliptüslerle çevrili deniz manzaralı dört kilometrelik bir yolu aştıktan sonra zeytin ve çam ağaçlarıyla kaplı yeşillik ve 261 metre rakımlı denize nazır bir tepede, koca bir kaya parçası gibi görünen ve Cezayir’in en ünlü tarihi eserlerinden biri olan anıt mezara varıyorum.

 

Qobr Erroumia ya da Tombeau de la Chrétienne (Hıristiyan Mezarı) adı verilen Numidya Krallığı döneminden kalma eserin, milattan önce 25 ila 23 yıllarında hüküm süren Moritanya kralı Juba II ve eşi kraliçe Kleopatra Selene için inşa edildiği söylenmektedir.

1982 yılında dünya mirası listesine alınan anıt mezar, 80 bin metreküp hacminde küçük bir piramit, bir taş tümülüsüdür. 60,9 metre çapında ve 32,4 metre yüksekliğindedir. 185,5 metre çevreli silindirik temeli 60 kolonla süslüdür. Kolonlarla süslü kısımda haç işaretli dört tane sahte mermer kapı bulunmaktadır. 6,9 metre yüksekliğindeki taş plakalar haç kabartmalarıyla süslenmiş. Hıristiyan mezarı namı bu haçlardan geliyor.

Ben sıcağın altında, Kâbe'nin çevresinde döner gibi tümülüsün etrafında yürüdükçe siyah takım elbiseli, kısa saçlı ve güneş gözlüklü bir adam, hızlı adımlarla anıtın çevresinde peşim sıra dönüp duruyor. Ajan 007 maki sürümü  buranın kayıtlı delisi olmalı. Deli deliden hoşlanmaz, adam bana her turunda ters ters bakıyor.

Binanın uzun süre bulunamayan girişi, temelin altında, sahte doğu kapısının altında bulunmaktadır. Kapı, 1865’te Napolyon III tarafından görevlendirilen müfettiş Adrien Berbrügger tarafından yürütülen kazılar sırasında bulunmuş. Kayar döşeme ile açılan 1,1 metre yüksekliğinde alçak ve dar bir kapı bu. Ardından tavanı çok alçak bir koridor, tam girişinde aslan kabartmaları bulunduğu için aslanlar odası adı verilen mekana kadar uzanıyor. Bu oda bugün ziyaretçilere kapanmış, yani görme olanağım olmadı. Buradan yedi basamak yardımıyla anıt mezarı daire biçimde dolaşan galeriye ulaşıldığı söyleniyor. Hemen hemen anıt mezar çevresinde sahte kapıların gerisinden tam tur atan galerinin sonunda, anıtın merkezindeki kapıya varılıyormuş. Kırık kapı küçük bir odaya açılırarak, buradan da binanın merkezinde bulunan ana odaya geçiliyormuş.

Fransızlar Osmanlıların tümülüsün tepesini topa tuttuğunu iddia ediyorlar. Napolyon’un ‘insanlık’ adına yürüttüğü uzun araştırmalara rağmen hiçbir eşya, hiçbir gizli oda bulunmamış: Ya da uyaroğlu Fransızlar yine yalan söylemektedir! Yapının tepesindeki ve çevresinde taşların birçoğunun zarar gördüğü ve parçalandığı görülüyor.

Geldiğimiz gibi, polis kontrol noktasının bulunduğu kavşaktan geri dönüp ana yoldan Tipaza’ya varıyorum. Limana nazır bir kafede muzlu çikolatalı kreplerimi yedikten sonra Şenua dağının solundan, tarımsal arazilerin ve güzel küçük vadilerin arasından geçen ağaçlıklı yolu izleyerek Cherchell’e (Şerşel) yöneliyorum. Cherchell antik dönemde Tipaza kentinden daha büyük bir öneme sahip olmasına karşın, bugünkü kentin antik kalıntıların üzerine kurulmasından dolayı, günümüze kalan antik kalıntılar Tipaza’dan çok daha az sayıda ve dağılmış durumdalar.

Başkentin 90 km batısında yer alan Cherchell’de, Afrika’nın en büyük askeri akademisi yer almaktadır. Şehir, Roma kalıntıları, balıkçı limanı ve plajlarıyla önemli bir turistik çekim merkezi.

Bugünkü Cherchell, yani Moritanya Cesarea’sı, özellikle Roma döneminde, antik Kuzey Afrika’nın batı kıyısının en önemli şehirlerinden biri olmuştur. Kent, M.Ö. IV ncü yüzyılda Fenikeliler tarafından İol ya da Jol adıyla kurulmuştur. Başlarda Numidya krallığına bağlı olan İol,  M.Ö.105 yılında Jugurtha’nın devrilmesinden sonra, Moritanya’nın egemenliğine geçmiştir. Kent M.Ö.25 yılında Juba II tarafından Caesarea Mauretaniae adıyla yeniden kurulmuştur. M.S.40 yılında Atlantik okyanusuna kadar uzanan Sezar Moritanyası adlı Roma eyaletinin başkenti hâline gelmiştir. Juba II’nin kurduğu kent, 370 hektarı çevreleyen 4460 metrelik kesintisiz duvarıyla, Roma dünyasındaki en büyük surlarından birine sahipti.

İspanyol Morisco’larının XVI ncı yüzyılda gelmeye başlaması ve İspanya’dan Morisco’ların XVII nci yüyılda kovulmasıyla birlikte göçün hızlanması sonucunda kalabalık bir topluluk Cherchell’e yerleşti.

Aynı şehirde, 21 ve 22 Ekim 1942 tarihleri arasında Amerikan Generali Clark ve Cezayir’deki direniş unsurları arasında ‘Torch (meşale) Harekatı’nı hazırlamak amacıyla bir toplantı düzenlendi. Harekat, İngiliz ve Amerikan birliklerinin işbirlikçi Vichy Fransa’sı denetimindeki Cezayir ve Fas’ı işgal etmesini hedefliyordu. 8 Eylül’de müttefik donanma ateşi desteği altında İngiliz-Amerikan birlikleri Fas ve Cezayir’e çıkarma yaptılar. Cezayir kolayca ele geçirildi, fakat Fas’ta sorunlar yaşandı.

Cherchell’de 1942’de Fransız Ordusu tarafından bir subay okulu kuruldu. Bu kurum, İkinci Dünya Savaşı sonundan 1962’deki bağımsızlığa kadar, Fransız kara kuvvetleri subaylarının eğitimi için kullanılmıştır. Günümüzde burada Cezayir Ordusunun seçkin subayları eğitim görmektedir.

Bugünkü şehir kentteki antik kalıntıların üzerine kurulduğu için, bütünlüklü bir ören yerinin varlığından söz etmek mümkün değildir. Eserler kent yerleşimin içerisine sıkışmıştır.

Merkezdeki yüz sütunlu Al Rahman Camii buradaki en ilginç yapılardan biridir. Kilise, manastır ve hatta sinagog’ların camiye dönüştürülmesi olgusuyla daha önce karşılaşmış olmakla birlikle, bir Roma tapınağından cami yapıldığını ilk kez burada görüyorum. Cami bir Roma tapınağının yıkıntıları üstüne XVI ncı yüzyılın başlarında Endülüslüler tarafından inşa edilmiş. Yapının adını ilham olarak aldığı yüz sütun, muhtemelen kentin batısındaki hamam kalıntılarından alınarak buraya getirilmiş. Sömürge döneminde Fransızlar camiyi asker ve sivillere hizmet veren bir hastaneye dönüştürmüşler. Bağımsızlıkla birlikte yapı yeniden cami olarak kullanılmış. Caminin anayola bakan kapısından girip, şadırvanın bulunduğu yan kapıdan dışarıya çıkıyorum.

Caminin önünde yer alan serin gölgeli ‘Bellombras’ ağaçları ve Roma sütun ve sütun başlıklarıyla süslü Şehitler Meydanı (Place des Martyrs), Roma devrindeki forumun bulunduğu yerdedir ve burada bir Roma çeşmesinin kalıntıları yer almaktadır. Meydanın denize bakan bölümünden, Joinville adacığı ve gümrük rıhtımıyla, deniz feneri ve limanın sade manzarasını görmek mümkün.  Meydana bakan eski müze bakım nedeniyle kapalı. Ana yol üstündeki yeni müze ise 1979 yılında kurulmuş. Birinci salonunda,  Kartaca, Roma ve Müslüman devirlerine ait günlük kullanım ve cenaze eşyalarına ait koleksiyon bulunmakta. İkinci salon Roma dönemine ayrılmış. Burada, filozof, Roma tanrı ve tanrıçalarına ait büstler ve heykeller ve zamanında villaları süsleyen rölyef ve fresk parçaları gibi birçok sanat eseri bulunmaktadır. Müzenin bahçesinde ise Tipaza antik kentinden taşınmış mozaikler sergilenmektedir.

Tiyatro, kentin güneyinde, Büyük Camiinin yakınlarında, askeri akademinin ön tarafında yer alıyor. Bu yapı, Kartaca’nın 30 km kuzey batısındaki Utica kentinin tiyatrosuyla birlikte Kuzey Afrika’daki ve Batı Akdeniz’deki en eski tiyatrolardan biridir. Mahalle arasında sıkışmış kalmış bir ören yeridir. Yapının büyük bir bölümü toprak altındadır.

 

Kentin batısında, minibüs duraklarının arkasında Roma hamamları bulunuyor. Caesarea’da aslında üç tane hamam bulunuyordu. Merkezde, tiyatronun yakınlarında bulunan hamam ve doğudaki hamam artık gezilemeyecek durumda. Osmanlı Döneminde Sultan Sarayı adı da verilen Batı hamamları ise (115 x 70 m) Timgad’dakilerden daha ihtişamlıdır. M.S. II nci yüzyıldan kaldıkları düşünülmektedir. Girişi aştıktan sonra üç soğuk banyo ve iki gezinti alanından oluşan Frigidarium bölümüne ulaşılmaktadır. Frigidarium’undan batısında bulunan Tepidarium’a (ılık oda) geçiliyor, oradan da Caldarium adı verilen kalın duvarlı sıcak bölüme geçiliyor.

Kentin doğu girişinde yer alan kapı da bugün döner kavşağın bulunduğu meydanın ortasındadır. Kentin güney doğusunda, dar sokakları ve kentteki Endülüs etkisini yansıtan evleriyle, Ain-Ksiba adı verilen küçük Casbah’ı, yani eski mahallesi yer almaktadır.

Zamanında Şenua Dağından gelen suyu Cherchell’e taşıyan iki tane su kemeri bulunmaktaymış. Üç katlı ve 35 metre yüksekliğinde olan büyüğünden günümüze kalan kalıntılar kentin 10 kilometre doğusunda görülebilir. Yine kentin doğusunda, 4 kilometre mesafede bulunan Oued-Bellah su kemeri de dikkat çekicidir.  

Şehirde ayrıca çeşitli balıkçı teknelerinin bulunduğu liman, Tizirin Burnu (Cap Tizirine) ve müzeye elli metre mesafede bugün top sahası haline getirilmiş Roma hipodromu da gezilebilir.

Polis kontrol noktalarına geldikçe sıkışan trafikte, bu yorucu geziden aklımda taş sütunlardan çok, Şehitler Meydanının yakınındaki küçük lünaparkta bir yörük çadırında sevme olanağı bulduğum küçük oğlağın minyatür kara boynuzları kalıyor. 

Tarihi bilgiler wikipedia ve internetteki çeşitli Fransızca kaynaklardan derlenmiştir.