Osman Soysal tarafından tarihinde yazıldı. Kategori: Gezi Notları.
İnancını farklı şekilde, ailesiyle, köyüyle, dostlarıyla birlikte ya da onlara karşın yaşayabilmek. Rabah, Abderahman ve Hamid, gittikçe tehdit altında kalan bir inanç özgürlüğü adına öykülerini El-Vatan gazetesinde anlatıyorlar. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, Cezayir’in insan hakları alanında uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmediğini iddia ediyor. Biraz gazetedeki tanıklıklara kulak verelim:
Rabah B. : “Tanrı beni kurtardı, onu tüm yaşamım boyunca bekledim”.
“İsa bana ulaştı. Hayatım boyunca beni sınadı... Her din değiştirme bir mucizedir. Gözlerimi açan odur...” Altmışındaki emekli muhasebeci Rabah Béjaia’da yaşıyor. Zamanın çoğunu kentin hıristiyan cemaati içerisinde protestan Kilisesinde geçiriyor. Evli ve altı çocuk babası Rabah, kendisini Hıristiyanlığa yönelten tinsel macerasını özgürce anlatıyor. Modern binaların yer aldığı sitedeki apartmanın beşinci katında yer alan protestan Kilisesinde sorularımızı içtenlikle yanıtlıyor.
Kapı açılır açılmaz içeriden gitar eşliğinde dini şarkılar duyuluyor. “Çok hoşgörülü bir işçi ailesinde ve çok da dinci olmayan bir çevrede büyüdüm. Atalarımız müslümandı ve o kültürden gelmişlerdi. Çünkü onlara bir gün gelip 'siz müslümansınız' demişlerdi. Evinde ailesi ona karşı çok anlayışlı davranıyor. Eşi ve çocukları din değiştirmesini çok iyi karşıladı ve bugün çocuklarından ikisi hıristiyan. Yalnızca ablası ve yeğeni yeni inancını hoşgörüyle karşılamadılar.
1993 yılında, kendisine sadelikle yaklaşan, ve Tanrı’dan, doğrudan İsa adını anmadan Peygamber efendiden bahseden biriyle tanıştı.
Bu, her zaman Tanrıya inanmış olan, ancak 'İslam dininin dogmalarını' hiçbir zaman kabul etmeyen biri için gerçek bir ilham kaynağı oldu. Tanrı’dan bu şekilde söz edildiğini ilk kez işitmişti ve onu asıl etkileyen ve duygulandıran da bu olmuştu. Terör döneminin yaşandığı karanlık yıllarda, Rabah 46 yaşındayken yaşamının değiştiğini fark etti. Kendisiyle konuşan kişinin Hıristiyan olduğunu bilmiyordu, bunu ancak konuşmalarının sonunda öğrenecekti. Kurtarıldığından, Isa’nın geri geleceğinden, onu da alıp götüreceğinden emindi ve bunun “mükemmel bir şey” olduğunu söyleyerek kendinden geçmişti. Ona Tanrı’dan, bugün adını anmaktan yorulmadığı Isa’dan bahsedilene kadar kendini “gerçek bir müslüman” gibi hissetmemişti.
Bu kişiyle görüştükten sonra, yaklaşık bir yıl boyunca inancını tek başına yaşamaya başladı. Ardından, başka biri onu aynı dinden olan kişilerle tanıştırdı ve iki yıl sonra, kendi deyimiyle “Tanrı’nın sürüsüne” katıldı.
Neden Protestan Kilisesini seçtiğini sorduğumuzda, “reformcular, katolikler, metodistler gibi ayrı kiliselerin olduğunu biliyorum ama doğal olarak burada Béjaia’da ulaşabileceğim kiliseye yöneldim” diyor. Rabah durumunu anlatırken “İsa’nın kardeşleriyle” birlikte huzur içerisinde olduğunu belirtiyor.
İnancının gereklerini yerine getirirken kişisel olarak herhangi bir engelle karşılaşmadığını ve kendini tamamen özgür hissettiğini, ancak tümkiliseler kapalı dahi olsa dinine inanmaya devam edeceğini söylüyor. Béjaia’da dahil olduğu cemaat, 1982 yılındaki kuruluşundan bugüne herhangi bir engelle karşılaşmadı. Kiliseye gelip gidenler herhangi bir rahatsızlık duymadan huzur içinde inançlarının gereklerini yerine getirdiklerini belirtiyorlar. Rabah’a göre, "Kabili bölgesindeki berberilerin Hıristiyanlaşması olgusu tümüyle rastlantısal. Birçok Hıristiyan Arap, Mozabit, Şavi tanıyorum". Katar, Suudi Arabistan ve Mısır’da da Hıristiyanlar var. “Kabili bölgesinde, eğer kimse kıvılcım çakmaya yeltenmezse, her şey şimdilik dengede” diyor.
Öte yandankendisine, İslam dini dışındaki inançların uygulanmasına ilişkin kural ve koşulları belirleyen, 28 Şubat 2006 tarih ve 06-03 numaralı yönetmelik hatırlatıldığında, “bu metin Cezayir’deki Hıristiyanlar üzerinde Demokles’in kılıcı gibi; eğer bir gün sokakta kazara birine inancımdan söz edersem, hapse girmem içten bile değil” diyor.
Başkent Cezayir’in 350 kilometre güney batısındaki Tissemsilt Mahkemesi, 2008 yılında protestanlığı seçen iki Cezayir vatandaşını altı ay hapis ve 100 000.-Cezayir Dinarı (yaklaşık 1000.Euro) ağır para cezalarına çarptırdı. “İslam dini dışındaki bir dine, izinsiz ve yasadışı olarak tapmak”la suçlandılar.
Nisan 2007’de bu kez iki Cezayir’li misyoner, “İslam dinine inancı sarsmaya yönelik belgeler” dağıtmaktan tutuklandılar.
Şubat 2006’dan beri, din değiştirmeye zorlamayı önleyen yasa temel alınarak ona yakın Hıristiyan Cezayir yargısına hesap verdi. Bu yasa, bir müslümanı bir başka dine dönüştürmeye çalışan her türlü ikna yollarını kullanan kişileri ‘din değiştirmeye zorlamakla’ suçlayarak cezalandırıyor.
Cezayir’deki Hıristiyan cemaati 33 milyon nüfus arasında 11000 kişiye yakın bir sayıya karşılık geliyor. İslamın devlet dini olarak kabul edildiği bu ülkede, yetkililerin Hıristiyanlar üzerindeki baskısı zaman zaman artabiliyor. Bu yüzden bu sayı yanıltıcı da olabilir. Çoğu Hıristiyan kiliseye gitmekten çekinerek gizlice garajlarda, bodrum katlarında, villalarda tapınma yolunu seçiyor. Başkentte, Oran’da, Konstantin’de ve Kabili bölgesinde (Annaba, Bejaia, Tizi Uzu) Hıristiyan toplulukları mevcut.
Tabii daha henüz işletilmeye başlanmamış birçok doğal kaynağa sahip bu ülkenin birçok yönden emperyalist ülkelerin hedefi olduğunu da unutmamak gerek. Irak Kürdistan’ında kimi Kürtlerin yahudileştirilmesi çalışmasına benzer şekilde, etnik farklılıklar üzerinden misyoner harekatları yürütülmesi olası.
Cezayir Devleti yurttaşlarını din değiştirmeye zorlayan nedenleri araştırıyor. Yoksulluğun pençesindeki kimi müslümanlar, Hıristiyan cemaatlerini batı ülkelerine vize alabilmek ya da bizdeki cemaatlere yönelen zavallılar gibi maddi destek sağlayabilecekleri, hayatlarını kurtarabilecekleri bir kapı olarak görüyorlar. Cezayir Din İşleri Bakanı Bouabdallah’a göre, Cezayir’de yerleşik kimi yabancılar, Cezayir Anayasasının sunduğu özgürlükçü ortamdan faydalanarak , ‘ulusal birliği hedef alan’ gizli çalışmalar yürütüyorlar. Kiliseler din değiştirmeye zorlayan kurum işlevi görüyorlar. Kimi ‘yasadışı kiliseler’ din değiştirmiş Cezayirlileri kullanarak misyonerlik faaliyeti yürütüyorlar. Açık konuşmak gerekirse Cezayir'de başörtüsü benzeri konularda Türkiye'dekinden daha özgürlükçü bir ortam bulunduğunu söylemek olası. İsteyen istediği biçimde ve tarzda başını 'kamusal alanlar' da dahil olmak üzere örtüyor. Görebildiğimiz ve izleyebildiğimiz kadarıyla, bugünkü siyasal durum içerisinde özellikle büyük şehirlerde başını örtmeyen ve Batılı tarzda giyinen bayanlar üzerinde herhangi bir baskı söz konusu değil.
Ramazan’da Cezayir’de başkentteki ünlü bir iki yer dışında gündüz oruç saatleri içerisinde yiyecek satan yerlerin tümü kapalı. Sokakta, başkentin en lüks yerinde herkesin önünde su içer ya da yemek yerseniz en hafifinden uyarılır ve alenen ayıplanırsınız. Kırsal kesim ya da kenar mahallelerde ise tepki taşlanmaya ya da güvenlik güçleri tarafından ‘halkı kışkırtmaya yönelmek’ suçlamasıyla gözaltına kadar gidebilir. ‘Mahalle baskısı’, ‘ülke baskısına’ dönüşmüş. Cezayirliler Ramazan’da yılın diğer aylarına göre daha az çalışıyor. Sabah 09:00 dolayında işe başlayıp öğleden sonra 15:30’da işi bırakıyorlar. Ekonomi duraklıyor.
Ne dersiniz, bu yalan ve ikiyüzlü referandumdan EVET alacak iktidarımız, ardından elde edeceği belirgin bir seçim galibiyetiyle, ‘engelsiz’ (gerçi çok da ortada engel kalmadı gibi, ‘demokrasimizin bekçisi’ çoğu kurumumuz ABD desteğiyle denetim altına alındı bile) bir şekilde uzun zamandır kendilerini alıkoydukları rüyalarını gerçekleştirmeye girişir mi? Yavaş yavaş bugünkü Cezayir'de yaşanan ortamı arar hâle gelir miyiz?