ABD ve İsrail, El Kaide'nin Suriye'deki mirasçılarını sessizce nasıl yeniden canlandırdı?
Suriyeli isyancıların İdlib bölgesinde başlattıkları taarruzun şiddeti herkesi şaşırttı. Ancak bu saldırı doğaçlama bir şekilde gelişmedi. Washington'da birkaç yıldır tanık olduğumuz yeni bir şiddet patlamasının siyasi hedefleri yeniden hayata geçirmeyi mümkün kılacağının farkındaydık. Ayaküstü bir makyaj operasyonuyla tehlikeli bağlantıların yeniden canlandırılması anlamına gelse bile.
El Kaide'nin eski yan kuruluşu Hayat Tahrir el Şam liderliğindeki Suriye muhalefet güçleri, Halep'in ele geçirilmesinin ardından yeni topraklar ele geçirmek üzere saldırılarını yoğunlaştırırken, Washington taarruz eden güçlere mesafeli durdu. İdlib bölgesinde « ılımlı isyancılar » olarak sunulan bu grupların silahlandırılmasına uzun süredir verilen destek dikkate alındığında bu geri dönüş çok çarpıcıdır.
Gerçekten de, Barack Obama'nın başkanlığı döneminde ABD hükümeti, Beşar Esad hükümetini devirmeyi amaçlayan gizli bir operasyona el altından milyarlarca dolar enjekte etti. Teşkilatın en pahalı operasyonlarından biri olan CİA'in Timber Sycamore programı, en yoğun uygulandığı dönemde eğitimli Suriyeli militan başına 100.000 dolar aktardı; bu militanların çoğu nihayetinde El Kaide ile bağlantılı fraksiyonların bayrağı altında savaşacaktı.
Washington'un suç ortaklığının boyutu diplomatik yazışmaların yayınlanmasıyla ortaya çıktı. Bu yazışmalar, 2012'de Hillary Clinton'ın özel kalem yardımcısı Jake Sullivan'ın şu şaşırtıcı itirafını içeriyordu: El Kaide « Suriye'de bizim tarafımızda ». Ulusal Güvenlik Konseyi'nin Orta Doğu koordinatörü Brett McGurk ise İdlib'i « 11 Eylül'den bu yana El Kaide'nin en büyük sığınağı » olarak nitelendirdi.
Altın fırsat
Biden yönetiminin Orta Doğu'dan Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Dana Stroul, 2020'de Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi alt komitesinde yapılan bir sunumda, « Rusya ve İran'ın Suriye’de istikrarı ya da yeniden inşayı sağlayacak kaynaklara sahip olmadığını » doğruladı. Zaten bocalayan Suriye ekonomisinin « çökmeye devam ettiğini » ekledi. Durum, Lübnan'daki ekonomik kriz ve ABD'nin uyguladığı yaptırımlar nedeniyle daha da kötüleşti.
Stroul o dönem burada « yakalanacak bir fırsat » olduğunu açıklayarak proaktif bir yaklaşım çağrısında bulundu. Bu nedenle ABD'nin « siyasi süreci yeniden canlandırmak için bir sonraki şiddet patlamasından yararlanmanın » bir yolunu planlamaya başlaması önerisinde bulundu. Stroul'a göre bu strateji, siyasi konularda katı bir turum sergilenmesi, yaptırımlar ve imar yardımının durdurulmasıyla birlikte, ABD'nin Türkiye ile yakınlaşmasını içermelidir.
Hedef her zaman aynıdır: İran'ı Suriye topraklarından çıkarmak ve Şam'ı Lübnan Hizbullah'ıyla olan ittifakından vazgeçmeye zorlamak. Bu hevesler basit bir stratejinin çok ötesine geçiyor. Bu, bölgedeki güç dengesini ABD ve İsrail çıkarları lehine yeniden şekillendirmeyi amaçlayan gerçek bir vizyondur.
HTŞ'nin Halep'i ele geçirmesinin ardından BAE ve ABD, yeni bir Ortadoğu vizyonlarını bir adım daha ileriye taşıma fırsatını buldu. Şaşırtıcı bir zamanlamayla, Suriye'deki mücadeleyi kalbinden vuran bir öneride bulundular: Şam'ın uzun süredir müttefiki olan İran'la bağların kesilmesi karşılığında ekonomik yaptırımların hafifletilmesi.
Tehlikeli ilişkiler
Yılın başında Washington'da yıllık çatışma farkındalık günü düzenlendi. American Coalition for Syria bayrağı altında bir araya gelen rejim değişikliği yanlısı lobiciler, ABD'li yetkililerle görüşme fırsatını buldu ve El Kaide ile bağlantılı gruplar için finansman talebinde bulundu. The Grayzone tarafından yayınlanan bir araştırmaya göre, Florida Eyaleti Senatörü Rick Scott'ın özel kalemi, Suriye muhalefetini savunanlara şu güvenceyi verdi: "« İsrailliler, iplerin sizin elinizde olmasını istiyor. »
Washington İnstitute for Near East Policy (Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü - WİNEP) gibi İsrail yanlısı düşünce kuruluşlarının analizleri, Arap Birliği'nin Şam'ı desteklemek için pozisyonunu değiştirdiğine işaret ediyor. Ancak bu yakınlaşma hesaplanmış bir hedefi de beraberinde getiriyor: ABD ve İsrail'in hedefleriyle mükemmel bir uyum içerisinde olan İran karşıtı bir gündemi ilerletmek.
Ana hedef açıktır: Suriye'de Başkan Beşar Esad'ı İran'la ilişkileri kesmeye ve Hizbullah'a silah tedarikini sona erdirmeye zorlayacak müzakere edilmiş bir çözüm.
HTŞ'ye makyaj
Son yıllarda Suriye'deki savaş çıkmaza girerken, Batılı dış politika yapıcılar Heyet Tahrir El Şam'ın (HTŞ) imajını yeniden tesis etmeye çalıştılar. Bu çabanın merkezinde HTŞ lideri Ebu Muhammed el-Colani'nin imajının yenilenmesi vardı. Askeri kıyafetleriyle tanınan el-Colani, ABD televizyonunda tamamen farklı bir makyajla yeniden ortaya çıktı, takım elbise giydi ve kendisini kibar ve resmi bir lider olarak sundu.
Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Center for Strategic and İnternational Studies (Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi) HTŞ'ye ilişkin analizinde şunları belirtiyor:
« HTŞ'nin mesajları, Suriyeleştirme önlemlerini, ulusötesi İslamcı gruplara karşı terörle mücadele kampanyalarını ve İdlib'in kuzeyinde bir yönetim yapısı kurma girişimlerini açıkça ortaya koydu. Bu ısrarlı mesaj ve HTŞ'nin kontrol ettiği bölgeler dışında askeri operasyonların olmayışı, grubun yardım, kaynak ve nihayetinde uluslararası tanınırlık elde etmek amacıyla kendisini Suriye'de nispeten ılımlı bir hükümet gücü olarak konumlandırmaya devam edeceğini gösteriyor. »
Trump yönetimi sırasında ABD'nin eski Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Hayat Tahrir el Şam'ı ABD'nin İdlib'deki stratejisi için bir « imkan » olarak tanımladı.
Hayat Tahrir el-Şam HTŞ'nin görünümünün dönüşümü, işkence ve insan hakları ihlallerine ilişkin kahredici raporlara rağmen ilerleme kaydetti. Grup, İdlib'de davasına sempati duyan gazetecileri dahi hedef aldı. 2020'de yayınlanan bir Birleşmiş Milletler raporu, HTŞ de dahil olmak üzere Suriye sahasındaki her büyük grubun saflarını güçlendirmek için çocuk askerlerden yararlandığını vurgulayarak, örgüt üzerinde daha da karanlık bir gölge yarattı.
Her ne kadar ABD, Suriye'deki son gerilime doğrudan müdahaleden açıkça uzak dursa da, gerçek göründüğünden çok daha karmaşıktır. Resmi olarak terör örgütü olarak tanımlanan grupları açıkça desteklemek, Washington'u zor durumda bırakabilir ve bundan kaçınmayı tercih edecektir.
Robert İnlakesh
Özgün kaynak: Mint Press
(İnvestig’action sitesinde 6 Aralık 2024 tarihinde Robert İnlakesh imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir https://investigaction.net/comment-les-etats-unis-et-israel-ont-discretement-ranime-les-heritiers-dal-qaida-en-syrie/)