SAVAŞA KARŞI SAVAŞ
TOPRAKLARDAN SAVAŞLARA: YERYÜZÜ İSYANLARI NEDEN ‘SAVAŞA KARŞI SAVAŞ’ ÇAĞRISINDA BULUNUYOR?
Fransa ve Savaşın Mantığı
Savaşın « geri dönüşü » konusundaki egemen medya ve hükümet söylemi, birçok halk için savaşın asla gerçekten sona ermediği gerçeğini göz ardı ediyor. Bu sözde « yenilik », genellikle Gazze'de devam eden soykırımın uzun geçmişine, bitmek bilmeyen silahlı çatışmaya ve Sudan, Sahel, Yemen vb.'de devam eden tüm savaşlara pek dikkat etmiyor.
Fransa, sömürgeci mirasıyla hiçbir zaman bağlarını koparmadı. Bu miras sayısız çatışmada herhangi bir « ahlaki duruş » ya da « insan haklarının sıkı bir şekilde savunulması » ile öne çıkmıyor. Ve bu yüzden en uzaktaki savaşlar bile, Fransa'nın yakın çevresinde üretiliyor. Fransa, dünyanın en büyük ikinci silah ihracatçısıdır [1]. Silahlı çatışmaların yaygınlaşması Fransa için kazançlı bir iş olmaktadır. Filistin'de [2] ve Sudan'da[3] sivillerin katledilmesine ortak olmaktadır. Şirketlerinin ambargoyu delerek Rusya'ya silah göndermesine izin vermektedir[4]. Hammadde kaynaklarını, uranyum ve nikeli yağmalamak için çeşitli ülkelerde askeri yollarla, açık veya gizli bir şekilde faaliyet göstermeyi sürdürmektedir. Afrika'nın bazı bölgeleri[5] ve Hint-Pasifik bölgesi üzerindeki emperyal egemenliğini sürdürmeye devam etmektedir.
Askerileştirme mantığı, ordu/polis/sınır güvenliği sürekliliğinin güçlendiği « ulusal topraklara » da uzun süredir nüfuz etmiş durumdadır[6]. Bu süreklilik, « iç düşmanı » hedef almaktadır: yabancılar, Müslümanlar, sapkınlar ve siyasal muhalifler. Avrupa sınırlarındaki ölümler, Nahel Merzouk ile dayanışma protestocularına karşı gönderilen tanklar, Kanaky'de işlenen sömürge suçları, Sainte-Soline'deki el bombası yağmurları ve son toplumsal hareketler bunu kanıtlamaktadır. Savaş silahlarını da, « düzeni koruma » silahlarını da üreten aynı şirketlerdir. Hükümet, protestolarla başa çıkmak için kendi « yeniliklerine » güvenmektedir. İç politika açısından, « yeniden silahlanma » çağrısının artık norm haline gelen istisnai durumun sürekli olarak uzatılması anlamına geldiğini unutmayalım. Bu, devletin en basit aygıtına indirgenmiş bir güvenlik önlemidir: aşırı sağ tarafından içeriden kemirilen bir askeri ve polis teşkilatı. Bu hükümetin ağzından, « yeniden silahlanma » aynı zamanda işçi sınıflarına karşı yürütülen sınıf savaşını derinleştirmenin bir yoludur: sağlık ve sosyal koruma sistemlerinin sürekli olarak tasfiyesi, çalışma koşullarının ve sosyal hakların gerilemesi...
Toprağa Karşı Yürüttükleri Savaşlar
Toprakların askeri yoldan ele geçirilmesi ve buralarda yaşayan halkların silah yoluyla köleleştirilmesi anlamına gelen savaşlar, fosil kapitalizmin yayılmasında tarihsel bir kaldıraç işlevi görmektedir. Savaşlar sınırsız çıkarcılığın ve su, petrol, gaz, maden kaynaklarına ve tarım arazilerine el koymanın arkasındaki araç ve itici güçtürler. Silahlı çatışmaların yol açtığı büyük yıkım, silah ve beton tüccarları için kazançlı bir iş anlamına gelir. Savaş onlar için kârlıdır. Trump bunu açıkça kabul ediyor: Ukrayna'dan nadir toprak elementleri çalmayı planlıyor ve Gazze'de on binlerce sivili sınır dışı ederek bu topraklara lüks bir gayrimenkul kompleksi inşa etmeyi planlıyor.
Mevcut jeopolitik yeniden yapılanmalar, bu yağma sürecinde yeni bir aşamaya işaret ediyor. Batı Şeria'dan Baltık ülkelerine, Kongo'dan Grönland'a, iklim felaketinin yoğunlaşması ve kaynak kıtlığı, en büyük askeri güçlerin yayılmacı planlarını daha da açığa çıkarıyor. Küresel seçkinlerin, belirgin ekolojik çöküşe rağmen yaşam standartlarını ve kârlarını artırmak için yürüttükleri uluslararası haçlı seferi, günümüz savaşlarının temel güdülenimidir. İşte bu bağlamda, Batı'da bir milyarderler grubu, otoriter rejimleri iktidara getirme çabalarını iki katına çıkarıyor.
Çevre Mücadelelerinden Askeri-Sınai Komplekse
Çevre mücadeleleri ve anti-militarist mücadeleler uzun süredir birbirini tamamlıyorsa, bunun nedeni savaş ile toprak tahribatı altyapıları arasında bir süreklilik olmasıdır. Üç örnek bu ölümcül iç içe geçme sürecine ışık tutuyor:
- Tarımsal-sınai kompleks dediğimiz şey, 1945 sonrası askeri teknolojilerin tarımsal amaçlara uyarlanmasına karşılık gelir. Bu, tarımsal kimyasalların yaygın kullanımı ve makineleşme yarışıyla birlikte, köylü sınıfının ve biyolojik çeşitliliğin yok edilmesinde önemli bir rol oynamıştır[7]. Bugün, sömürge bağlamında tarımsal ve askeri politikaların yerleşmesini tanımlamak için bir İsrail « tarımsal-askeri » kompleksinden bile söz edilmektedir[8].
- Gezegenimizin küresel yıkım sürecini tanımlamadan önce, ekosid kavramı başlangıçta Vietnam Savaşı sırasında bombardıman ve Portakal Gazı (Agent Orange) ile ormanların ve mangrovların topyekun tahribatını tanımlamak için ortaya atılmıştı[9]. ABD ordusu, Vietkong direnişini yok etmek için ülke ormanlarının %20'sini ve 400.000 hektarlık tarım arazisini yok etti!
- Fransa'nın nükleer denemeleri, Cezayir çölünde ve Polinezya takımadalarında yaşayan insanları zehirledi ve çevreyi tahrip etti. Bu bölgeler hâlâ bu denemelerin sağlık ve çevresel sonuçlarından muzdarip. Fransız nükleer caydırıcılığının elde edilmesi, aynı zamanda sömürgelerindeki ekolojik yıkımın da bir sonucuydu.
Askeri-sınai kompleks ile dünyayı tahrip eden altyapının bu iç içe geçmişliği karşısında, bugün yerel ekolojik direnişimiz ile emperyalist savaşlara karşı verilen uluslararası mücadele arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeliyiz. Mart 2025'te Grenoble'da ST Micro-electronics şirketine karşı mücadele ettiğimizde, aynı zamanda su kaynaklarımıza el konulmasına, bunların zehirlenmesine ve İsrail ve Rus ordularının eline geçen elektronik bileşenlerin üretimine de karşı çıkmış oluyoruz[10]. Terörizmi finanse ettiği gerekçesiyle yargılanacak olan çokuluslu şirket Lafarge-Holcim tesislerini hedef aldığımızda, hem Fransa'daki yapaylaştırma aktörlerini hem de Orta Doğu'daki büyük bir savaş kışkırtıcısını hedef alıyoruz.
Anti-Emperyalizm ve Anti-Faşizmden alınacak dersler
Bugün, anti-militarist bir ekolojiyi hayata geçiren Larzac köylülerinin ve Greenham Common feministlerinin yıkıcı mirasını; aynı zamanda anti-emperyalist eleştirinin kökeninde yer alan işçi sınıfı enternasyonalizmini ve sömürgeciliğe karşı mücadeleleri de yeniden canlandırmak bizim için yaşamsal önem taşıyor. Mevcut mücadelelerimizde, devam eden küresel çalkantılar ışığında bu öyküleri güncelleyerek, emperyalizme ve onun savaşlarına karşı bir cepheyi yeniden inşa edebiliriz.
Savaşa Karşı Savaş koalisyonu, başka kurumların yanı sıra, Urgence Palestine, Tsedek, Survie, Collectif Sans Papiers 75, Vietnam Dioxine, Marche des Solidarités, Paris-Banlieue Feminist Meclisi, Désarmons-les, Filistin Öğrenci Komiteleri, Réseau Vérité et Justice (Hakikat ve Adalet Ağı)’i bir araya getiriyor. Filistin'den Fransa'ya, sınırlarda uygulanan baskıları ve kimyasal savaşın etkileri de dahil olmak üzere, herkes uluslararası askeri-sınai kompleksin en yıkıcı yönleriyle ve bunun Fransız topraklarındaki tezahürleriyle boğuşuyor.
Küresel ölçekte, otoriter bloklar arasındaki çatışma alanları ve ittifaklar yeniden şekilleniyor, ancak savaşlar devam ediyor. Devletler içinde, Fransa'da ve başka yerlerde, gerici güçler taarruz halinde. Tarih boyunca savaş tehditleri faşizmin yükselişini körüklemiştir. Faşizm ise sistematik olarak emperyalist savaşların başlatıcısı olmuştur. Zaten dolaylı olarak aşırı sağa boyun eğen bir Fransız hükümetinin, bizi koruyacağına inandırmak üzere savaş söylemini kullanmasına izin vermeyelim. Bizi bölmelerine ve Filistin'deki soykırımın veya Fransa'daki İslamofobinin en güçlü şekilde kınanmasının antisemitizmi onaylamakla eşdeğer olduğuna inanmamızı sağlamalarına izin vermeyelim. Trump ve Putin'in oluşturduğu uluslararası tehdit gerçektir. Ancak tehlike, aynı şekilde Retailleau, Darmanin, Bolloré ve Bardella'da da vücut buluyor. Onlara karşı durmak ve uluslararası dayanışmanın araçlarından yaralanarak, çevreci, sendikal, feminist, ırkçılık ve faşizm karşıtı kamplar arasındaki bağları yenilemeyi gerektiriyor. Bunu yapmanın en mükemmel yolu ortak eylemdir.
Ne pasifizm ne de kutsal birlik
« Savaşa savaş », Rosa Luxembourg ve Jean Jaurès'in 1914-1918 büyük katliamının arifesinde haykırdığı bir slogandı. Bu ifade, bugün bizi rahatsız eden çelişkiyi özetliyor: Askeri-sınai kompleksin mantığına karşı çıkıyoruz, ancak Filistin'de, Ukrayna'da veya başka yerlerde insanların emperyalist ve sömürgeci istilalara veya onları ezen diktatörlüklere karşı kendilerini silahsız olarak savunamayacaklarını kabul ediyoruz. Bizim de dayanışma içerisinde olduğumuz halkın kendi kaderini tayin hakkı olanakları, savaşlarla mücadele etmenin somut araçlarından kaynaklanıyor. Direnişin ihtiyaçlarını karşılamak için mümkün olduğunca tabandan çeşitli destek kaynakları bulma konusunda sürekli bir aciliyete ihtiyaç duyuyorlar. Silahlı mücadelenin gereklilikleri ile halk egemenliği ideali, militarizasyon dinamikleri ile özgürleşme dinamikleri arasında hassas dengeler icat edip bunları sürdürmeye özen gösteriyorlar.
Fransa'dan, askeri-sınai komplekse olan bağlılığımız ince bir çizgide yürüyor: Ne devam eden çatışmalarda taraf tutma zorunluluğundan kendimizi muaf tutarak tüm savaşlara ilkeli bir ahlaki karşı çıkış; ne de « bizim » ulus-devletimizin ardındaki kutsal birliğe, silahlanma yarışına karşı eylemsizliğe ve onun adına bize dayatmaya çalıştığı fedakarlıkları pasif bir şekilde kabullenme. Batılı hükümetlerin Rusya'ya seçici ve çıkarcı askeri desteği, kamusal özgürlüklerdeki bir gerilemeyle birlikte daha fazla sosyal ve ekolojik gerilemeyi meşrulaştırmanın yeni ve zorunlu bahanesi olamaz. Dahası, bu hiçbir şekilde askeri-sınai kompleks için bir geçiş yolu, onun suçlarını ele almaktan veya nüfuzunun toplumun tüm katmanlarına yayılmasına izin vermekten kaçınmak için bir gerekçe teşkil etmemelidir. Askeri-sınai kompleksin kapitalist ve emperyalist dinamiklerine karşı harekete geçmek, soykırım ve savaş suçlarına ortak olan şirketleri hedef almak, askeri komutanlıkların ve çokuluslu silah şirketlerinin kendi çıkarlarına hizmet etmek üzere savaş ve barış mekanizmalarına tek başlarına karar vermelerine izin vermemek anlamına gelir.
Yeryüzü İsyanları - Nisan 2025
(https://lessoulevementsdelaterre.org/blog/de-terres-en-guerres-pourquoi-les-soulevements-appellent-a-faire-la-guerre-a-la-guerre )
[1] https://www.obsarm.info/spip.php?article644
[2] https://disclose.ngo/fr/article/guerre-a-gaza-la-france-equipe-en-secret-des-mitrailleuses-utilisees-par-larmee-israelienne ve https://disclose.ngo/fr/article/livraisons-darmes-a-israel-11-ong-attaquent-la-france-en-justice
[3] https://www.amnesty.org/fr/latest/news/2024/11/sudan-french-manufactured-weapons-system-identified-in-conflict-new-investigation/#:~:text=Le%20syst%C3%A8me%20GALIX%2C%20fabriqu%C3%A9%20par,pour%20contrer%20des%20menaces%20proches
[4] https://www.obsarm.info/spip.php?article560
[5] https://shs.cairn.info/l-empire-qui-ne-veut-pas-mourir--9782021464160?lang=fr
[6]Mathieu Rigouste, La guerre globale contre les peuples, mécanique impériale de l'ordre sécuritaire, La Fabrique éditions, 2025.
[7] https://hal.science/hal-03376895/document et https://shs.hal.science/halshs-04373357v1/file/Bonneuil_2022_Lyautey%20Bonneuil_cultures%20de%20guerre.pdf
[8] https://grain.org/fr/article/6901-fermes-armes-et-agro-diplomatie-israelienne
[9] https://www.mediapart.fr/journal/france/280620/ecocide-histoire-d-une-idee-explosive
[10]https://www.obsarm.info/spip.php?article486 et https://www.obsarm.info/spip.php?article502