Hamas: Netanyahu'nun Golemi mi?
Netanyahu, Filistinlilerin katledilmesini kınayan ülkeleri ve kuruluşları Hamas'a hoşgörüyle bakmakla suçlarken, tarih bambaşka bir gerçeği ortaya koyuyor. Onlarca yıldır, Netanyahu’nun Gazze'deki İslamcı hareketi destekleme ve güçlendirme yolundaki katkısını kanıtlayan çok sayıda olgu, bu hareketi siyasi ve güvenlik stratejisinin temel bir unsuru haline getiriyor.
1970'ler ve 1980'lerde Hamas'ın Kökenleri
Hamas, 1973 yılında Gazze Şeridi'nde Şeyh Ahmed Yasin tarafından kurulan İslami bir örgüt olan Mujama al-İslamiya'dan doğdu. Resmi olarak bir hayır kurumu olan bu yapı, camiler, okullar, klinikler ve kütüphaneler inşa etti. Yaser Arafat liderliğindeki Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve laik ve milliyetçi olduğunu iddia eden El-Fetih partisinin egemen olduğu bir ortamda dini pratikleri güçlendirmeyi ve sosyal hizmetler sunmayı amaçladı[1].
1979'da Mujama al-İslamiya, İsrail tarafından hayır kurumu olarak tanındı ve bu da kuruluşun fon toplamasına ve varlığını genişletmesine olanak sağladı. O dönemdeki birçok İsrailli yetkili, bu tanımanın stratejik bir mantığın parçası olduğunu kabul edecekti: Ana tehdit olarak algılanan FKÖ'yü zayıflatmak üzere İslamcıları kayırmak[2].
1984'te Mujama ile bağlantılı bir camide silah depoları ortaya çıktı. Ahmed Yasin tutuklandı ve ardından bu silahların İsrail ile değil, FKÖ ile savaşmaya yönelik olduğunu açıkladıktan sonra 1985'te serbest bırakıldı. Bu açıklama zayıf görüldü, ancak Filistin toplumunu bölebilecek bir İslamcı aktörün yükselişini görmeyi tercih eden İsrailli yetkilileri ikna etti[3].
1987'de, Birinci İntifada sırasında Yasin ve ortakları Hamas'ı kurdu. 1988'de, örgütün tüzüğü İsrail'in yok edilmesi çağrısında bulunuyor ve müzakere sonucu ortaya çıkacak bir çözümü reddederek topyekun bir çatışmayı öngörüyordu[4]. Bu radikal söyleme rağmen, İsrail, El Fetih'i birincil tehdit olarak görmeye devam etti ve bu da Hamas'ın kök salmasına olanak sağladı.
Oslo ve Hamas'ın 1990'lardaki Yükselişi
1993 ve 1995 yıllarında Oslo Anlaşmalarıyla İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) karşılıklı olarak resmen birbirini tanıdı ve Filistin Ulusal Yönetimi kuruldu. Hamas bu süreci tümüyle reddetti ve yakınlaşmayı sabote etmeyi amaçlayan bir dizi intihar saldırısı düzenledi. Özellikle 1994 ve 1996 yıllarındaki saldırılar, İsrail kamuoyunu derinden etkiledi[5].
1995 yılında Başbakan İzak Rabin, İsrailli bir aşırılık yanlısı tarafından öldürüldü ve barış dinamiği sarsıldı. Hamas, şiddette kilit bir aktör olarak ortaya çıktı, ancak hareketin büyümesi İsrail'in 1980'lerde başlangıçtaki hoşgörüsüne bağlı kaldı.
1996 yılında, Hamas saldırılarının yarattığı korkuyu istismar eden Binyamin Netanyahu Başbakan seçildi. Rakibi Şimon Peres, favori olmasına rağmen, bu saldırı dalgası karşısında zayıfladı. Netanyahu, İsrail'in güvenliğinin taviz vermeyi reddetmeye bağlı olduğunu ileri sürerek Oslo Anlaşmaları’na karşı kampanya yürüttü. 2001 yılında, Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra çekilen bir videoda, Oslo'yu sonlandırdığı ve Washington'u başarıyla manipüle ettiği için övündüğü, bir Filistin devletinin ortaya çıkmasını engelleme niyetini doğruladığı görüldü.
2005'te Gazze'den Çekilme
2000 yılında, Camp David zirvesinin başarısızlığı ve Ariel Şaron'un Mescid-i Aksa'yı ziyaret etmesi, İkinci İntifada'yı tetikledi. Hamas, ayaklanmadaki rolü sayesinde gün geçtikçe halkın desteğini kazanırken, FKÖ ve El Fetih zayıflamış ve ulusal davayı ilerletmekten aciz görünüyordu. 2004 yılında İsrail, Ahmed Yasin'i suikast sonucunda öldürdü, ancak örgüt gücünü korudu.
2005 yılında Başbakan Ariel Şaron, Gazze'den tek taraflı olarak çekilme kararı aldı. İsrail ordusu Gazze Şeridi'nden çekildi, ancak İsrail sınırların (anlaşmalara tabi olan Mısır tarafındaki Refah hariç), hava ve deniz sahasının ve nüfus kayıtlarının denetimini elinde tutarak Filistin egemenliğini sınırladı[6].
Bu karar, çeşitli zorunluluklara yanıt niteliğindeydi. Güvenlik alanında, İsrail ordusu, bir milyondan fazla Filistinlinin yaşadığı bir bölgenin kalbindeki yaklaşık 8.000 yerleşimciyi korumak için sürekli olarak binlerce asker seferber etmek zorundaydı; bu durum giderek daha da sürdürülemez ve insan hayatı ve kaynaklar açısından maliyetli hale geliyordu. Uluslararası alanda Şaron ABD'nin baskısı altındaydı ve Bush yönetimi, onu ikinci İntifada'nın ardından felç olan barış sürecini canlandırmak için ciddi bir inisiyatif almaya teşvik ediyordu. Ülke içinde ise Şaron inisiyatifi yeniden ele geçirmeye çalışıyordu: Sınırlı ve tek taraflı bir geri çekilme gerçekleştirerek, İsrail solunun ayağını kaydırırken, İsrail'in Batı Şeria'daki stratejik olarak kabul edilen büyük yerleşimci blokları üzerindeki denetimini de pekiştiriyordu. Şaron daha sonra amacını, Gazze'den çekilmenin Filistinlilerle « siyasi süreci dondurmayı » ve sahada yeni bir gerçeklik dayatmayı mümkün kıldığını açıklayarak özetleyecekti[7].
2006 Seçimleri ve Filistin’in Bölünmesi
Hamas, Ocak 2006'da Filistin parlamento seçimlerini kazandı. Oylama gözlemciler tarafından özgür ve adil bulunsa da uluslararası alanda şok etkisi yarattı. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve İsrail, terör örgütü olarak belirlenmiş bir örgütün iktidara gelmesini kabul edilemez buldu. Uluslararası yardımlar askıya alındı.
2007'de gerginlikler çatışmalara dönüştü. Hamas, El Fetih'i Gazze'den kovdu ve El Fetih Batı Şeria'ya çekildi. Filistin, Gazze'yi kontrol eden Hamas ile Ramallah'a hapsedilmiş Filistin Yönetimi arasında kalıcı olarak bölünmüş durumdaydı[8].
Netanyahu'nun Dönüşü ve Hamas'ın Gazze'de Güçlenmesi
Netanyahu, 2009'da Filistin devletinin kurulmasını engellemek ve iç bölünmeyi sürdürmek gibi net bir politikayla yeniden iktidara geldi. Çok sayıda analist, Hamas'ın Gazze'deki hakimiyetinin, Filistinlileri birlik olamayacak ve dolayısıyla uluslararası tanınmaya uygun olmayan kişiler olarak göstermesine olanak tanıdığı için Netanyahu’nun amaçlarına hizmet ettiğine dikkat çekiyor[9].
2015 yılında Netanyahu'nun siyasi müttefiki Bezalel Smotrich, « Filistin Yönetimi bir yük, Hamas ise bir kazançtır » diyerek, radikal ve tanınmayan Hamas'ın varlığının her türlü Filistin devleti olasılığını engellediği mantığını açıkladı[10].
Katar Finansmanı ve Nakit Bavulları
2012'den itibaren Katar, Gazze'nin ana mali destekçisi haline geldi. Çoğunlukla nakit olarak aktarılan bu para, hükümetin onayıyla düzenli olarak İsrail üzerinden geçiyor. Kasım 2018'de, on beş milyon doların bulunduğu bavullar İsrail'in onayıyla Erez sınır kapısından geçti. Basında yer alan bu görüntüler, bu benzeri görülmemiş durumu gözler önüne seriyor[11].
Resmi olarak bu fonlar, insani bir krizden kaçınmak için memur maaşlarını ödemek ve yakıt satın almak için kullanılıyor. Ancak birçok gözlemci, bu mekanizmanın öncelikle Hamas'ın iktidarda kalmasını sağladığını belirtiyor. Netanyahu, bu para transferlerine izin vererek statükoyu garanti altına alıyor: Hamas Gazze'yi elinde tutuyor, Filistin Yönetimi dışlanıyor ve bir Filistin devleti olasılığı geriliyor[12].
İsrail muhalefeti, Netanyahu'yu Mahmud Abbas ile herhangi bir müzakereden kaçınmak için Hamas'ı beslemekle suçluyor. Taraftarları ise bunun bir ara verme yöntemi olduğunu açıklıyor. Ancak sonuç, Gazze'nin Batı Şeria'dan ayrı bir şekilde Hamas'ın kontrolü altında kalması ve Netanyahu'nun uzlaşmaz bir düşman karşısında kendini güvenliğin tek garantörü olarak sunarak iç gücünü pekiştirmesi oluyor.
Kontrol kaybı mı?
1979'da Mujama al-İslamiya'nın tanınmasından, 2006 seçimleri ve Hamas'ın 2007'de Gazze'de iktidarı ele geçirmesi de dahil olmak üzere 2018'deki bavullar dolusu paraya kadar, tarih tek bir değişmeze işaret ediyor: İsrail ve özellikle de Binyamin Netanyahu, tamamen stratejik nedenlerle Hamas'ın güçlenmesi sürecini destekledi. Hamas, Filistin Kurtuluş Örgütü'nü zayıflatarak ve birleşik bir Filistin devleti olasılığını engelleyerek bir bölünme aracı olarak hizmet etti. Bu tercih, Hamas'ın askerileşmesini finanse etmesine ve Gazze'de kök salmasına olanak sağladı.
Netanyahu, Hamas'ı destekleyerek ve Oslo Anlaşmaları'nı baltalayarak her iki halkın da doğrudan bedelini ödediği bir şiddet sarmalının sürmesine şüphesiz katkıda bulundu. İster İsrailli ister Filistinli olsun, bu kurbanların siyasi sorumluluğu bu stratejik tercihten ayrı tutulamaz.
Geriye tek bir soru kalıyor: Hamas, Netanyahu için stratejik bir varlık olmaktan çıktı mı, yoksa bu araçsallaştırma, Gazze'ye askeri müdahaleyi meşrulaştırmaya mı hizmet etti?
MARCAN
(Bam news internet sitesinde 28 Eylül 2025 tarihinde MARCAN imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir https://bam.news/politique/le-monde/hamas-le-golem-de-netanyahou?utm_source=newsletter_149&utm_medium=email&utm_campaign=bam-les-nouvelles-de-la-semaine )
[1] Hamas | Definition, History, Ideology, & Facts | Britannica
[2] How Israel Helped To Spawn Hamas | PDF
[3] General Staff Report: Large Rise in Number of Rapes in IDF - Haaretz Com
[4] The Avalon Project : Hamas Covenant 1988
[5] Jaffa Road bus bombings - Wikipedia
[6] Retrait israélien de la bande de Gaza — Wikipédia
[7] Row erupts as top Sharon aide says there will be no Palestinian state | World news | The Guardian
[8] Hamas takes control of Gaza | Palestinian territories | The Guardian
[9] How Israel helped prop up Hamas for decades | Analyst News
[10] For years, Netanyahu propped up Hamas. Now it's blown up in our faces | The Times of Israel
[11] Three suitcases stuffed with $15 million passed to Hamas in Gaza | The Jerusalem Post
[12] Israel sent suitcases of cash into Gaza for years despite concerns about funding Hamas