Haydut devlet ABD
Amerika’nın savaşı ve işgali sırasında bir milyon kayıp veren Iraklılar, Venezuela'yı neyin beklediğini iyi biliyor. ABD’de iktidarda olan gangsterler, halka boyun eğdirmek için yine ölüm ve yıkım tehdidini kullanacaklar.
Amerika Birleşik Devletleri'nin egemen sınıfı, gerçeklerden kopmuş ve aptallık, açgözlülük ve kibirle kör olmuş bir halde, hem diktatörlüğü önleyen iç düzenekleri, hem de kanunsuz bir sömürgecilik ve silahlı diplomasi dünyasına karşı koruma sağlamak üzere tasarlanmış dış düzenekleri yerle bir etmiştir.
Amerika’nın demokratik kurumları ölüm döşeğindedir. Mafyaya öykünen egemen sınıfı dizginlemekten acizdir veya bunu yapmak niyetinde değildir. Lobiciler tarafından istila edilmiş Kongre, işe yaramayan bir fazlalığa indirgenmiştir. Savaş ilan etme ve yasa çıkarma hakkı da dahil olmak üzere anayasal yetkilerini çoktan terk etmiştir.
Kongre, geçtiğimiz yıl Donald Trump'ın imzasına sadece 38 yasa tasarısı gönderdi. Bunların çoğu, Biden yönetimi altında çıkarılan düzenlemeleri geçersiz kılan « onaylamama » kararlarıydı. Trump, ülkeyi yürütme emirleriyle, imparatorluk kararnameleriyle yönetiyor.
Jeff Bezos'tan Larry Ellison'a kadar şirketlerin ve oligarkların denetimi altındaki medya, Filistinlilere yönelik devam eden soykırım, İran, Yemen ve Venezuela'ya yapılan saldırılar ve milyarder sınıfının yağması da dahil olmak üzere devletin işlediği suçların yankı odasıdır. Paraların havalarda uçuştuğu seçimler tam bir maskaralığa dönüşmüştür.
Antlaşmalar ve mutabakatlar müzakere etmek, savaşları önlemek ve ittifaklar kurmakla görevli diplomatlar topluluğu dağıtılmıştır. Los Angeles, Portland ve Chicago'da Ulusal Muhafız birliklerinin konuşlandırılmasını engellemek de dahil olmak üzere, birkaç cesur yargıcın kararına rağmen, mahkemeler şirketlerin gücüne boyun eğmekte ve temel işlevi Trump'ın siyasi rakiplerini susturmak olan Adalet Bakanlığı tarafından denetlenmektedir.
Güya muhalefeti temsil eden ve şirketlerin denetimine girmiş olan Demokrat Parti, yozlaşmış ve nefret edilen liderliğinin ortadan kaldırılacağını iyi bildiği için Amerikalıları kurtarabilecek tek düzenek olan kitlesel halk hareketlerini ve grevleri engellemektedir.
Demokrat Parti liderleri, umut ışığı olan New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani'ye cüzzamlıymış gibi davranıyorlar. Statü ve ayrıcalıklarından vazgeçmektense, geminin tamamen batmasına izin vermeyi tercih ediyorlar.
Diktatörlükler tek boyutludur. Siyaseti en basit haline indirgerler: dediğimi yap yoksa seni yok ederim.
İnce ayrıntılar, karmaşıklık, uzlaşma ve elbette empati ve anlayış, gangsterlerin, hatta baş gangsterin bile, küçücük duygusal kapasitesinin çok ötesindedir.
Diktatörlükler zorbalar için bir sığınaktır. İster Wall Street'te, ister Silikon Vadisi'nde, ister Beyaz Saray'da olsun, gangsterler, kendi ülkelerini yamyamlaştırır ve başkalarına ait doğal kaynakları yağmalarlar.
Diktatörlükler toplumsal düzeni tersine çevirir. Dürüstlük, çalışkanlık, merhamet, dayanışma ve özveri olumsuz niteliklere dönüşür. Bu değerleri temsil edenler dışlanır ve zulme uğrar. Kalpsizler, yozlaşmışlar, yalancılar, zalimler ve kötüler ise çoğalır.
Diktatörlükler, hem yurt içinde hem de uluslararası alanda kurbanlarını felç halinde tutmak için uşaklarını güçlendirir. Immigration and Customs Enforcement (Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı - ICE), Delta Force, Navy Seals ve CIA'nın gizli ekiplerindeki uşaklar, herhangi bir Iraklı veya Afgan'ın da doğrulayabileceği gibi, gezegendeki en ölümcül ölüm mangalarıdır.
Federal Bureau of Investigation (Federal Soruşturma Bürosu - FBI) ve Drug Enforcement Administration (Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi - DEA), yani New York'ta Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu kelepçeli olarak götürürken görülenler, Department of Homeland Security’nin (İç Güvenlik Bakanlığı - DHS) ve polisin uşakları.
Birileri Amerika Birleşik Devletleri'nin hâlâ bir demokrasi olduğunu ciddi olarak iddia edebilir mi? İşleyen tek bir demokratik kurum var mı? Devleti dengeleyecek herhangi bir karşı güç var mı?
Ülkede yasal olarak ikamet edenlerin sokaklarda maskeli adamlar tarafından kaçırıldığı, sözde « radikal sol »un muhalefeti suçluya dönüştürmek için bahane olarak kullanıldığı ve ülkenin en yüksek mahkemesinin Trump'a bir krala yakışır yetkiler ve dokunulmazlık verdiği bir ülkede, hukukun üstünlüğünü koruyabilecek herhangi bir düzenek var mı?
Yaklaşan ekolojik yıkımla, insanlığın varoluşuna yönelik en ciddi tehditle mücadele etmemize yardımcı olması gereken çevre kurumlarının ve yasalarının ortadan kaldırılmasıyla birlikte, ortak iyiliğe ilişkin en ufak bir endişenin varlığı iddia edilebilir mi?
Amerika Birleşik Devletleri'nin insan haklarının, demokrasinin, kurallara dayalı düzenin ve Batı medeniyetinin « erdemlerinin » savunucusu olduğu söylenebilir mi?
İktidardaki gangsterlerimiz düşüşü hızlandıracak. Düşüşleri sırasında olabildiğince hızlı bir şekilde olabildiğince çok şey çalacaklar. Trump ailesi, 2024'teki yeniden seçilmelerinden bu yana 1,8 milyar dolardan fazla nakit ve hediyeyi cebine indirdi. Bunu yaparken hukukun üstünlüğüyle alay ediyor ve mengeneyi daha da sıkıyorlar.
Duvarlar kapanıyor. Üniversite yerleşkelerinde ve yayın organlarında ifade özgürlüğü ortadan kaldırılıyor. Soykırımı kınayanlar işten atılıyor ya da sınır dışı ediliyor.
Gazeteciler aşağılanıyor ve sansürleniyor. Palantir şirketi tarafından desteklenen ve dört yıl içinde 170 milyar dolarlık bir bütçeye sahip olan ICE, polis devletinin temellerini atıyor.
Bu teşkilat ajan sayısını %120 oranında artırdı. Ülke çapında gözaltı merkezleri ağı kuruyor. Sadece belgesiz göçmenler için değil, bizler için de. İmparatorluğun sınırları dışındakiler, savaş makinesi için ayrılan trilyon dolarlık bütçeyle daha iyi durumda olmayacaklar.
Sıra Venezuela’da
Bu durum beni, bir devlet başkanının ve eşi Cilia Flores’in, uluslararası hukukun ve BM Şartı'nın açıkça ihlal edilmesiyle kaçırılıp gizlice New York'a götürüldüğü Venezuela konusuna getiriyor.
Amerika Birleşik Devletleri Venezuela'ya savaş ilan etmedi. Ancak Amerika Birleşik Devletleri İran ve Yemen'i bombaladığında da savaş ilan edilmemişti. Kongre, Karakas'taki askeri tesislerin bombalanmasını veya kaçırılmayı onaylamadı çünkü bu konuda bilgilendirilmemişti bile.
Trump yönetimi, 80 cana mal olan bu suçu uyuşturucu operasyonu ve daha da tuhaf bir şekilde ABD’deki ateşli silah yasalarının ihlali olarak gizledi: « makineli tüfek ve tahrip edici cihaz bulundurma ve makineli tüfek ve tahrip edici cihaz bulundurma komplosu ».
Bu suçlamalar, Gazze'deki soykırımı « İsrail'in kendini savunma hakkı » olarak meşrulaştırma girişimi kadar saçmadır.
Eğer sorun gerçekten uyuşturucu olsaydı, eski Honduras Cumhurbaşkanı Juan Orlando Hernández, ABD'de 400 tondan fazla kokaini dağıtmak için gizli plan yapmaktan 45 yıl hapis cezasına çarptırıldıktan sonra geçtiğimiz ay Trump tarafından affedilmezdi. Bu mahkumiyet, Maduro aleyhindeki delillerden çok daha güçlü kanıtlarla destekleniyordu.
Ancak uyuşturucu bir bahaneden ibarettir.
Başarılarının sarhoşluğuna kapılan Trump ve yetkilileri daha şimdiden İran, Küba, Grönland ve belki de Kolombiya, Meksika ve Kanada'dan söz ediyorlar.
İçeride ve dışarıda mutlak iktidar yayılıyor. Her yasadışı eylemden besleniyorlar. Totalitarizme ve felaket niteliğindeki askeri maceracılığa doğru kartopu gibi büyüyorlar. İnsanlar ne olduğunu anladığında artık çok geç olacaktır.
Venezuela'yı kim yönetecek? Gazze'yi kim yönetecek? Bunun artık bir önemi var mı?
Eğer uluslar ve halklar Washington'un büyük Molek’inin karşısında baş eğmezlerse, bombalanırlar. Bir meşru iktidar kurulması söz konusu değildir. Adil seçimlerin yapılması söz konusu değildir. Ölüm ve yıkım tehdidi altında topyekun bir itaatin sağlanması söz konusudur.
Trump, Venezuela geçici devlet başkanı Delcy Rodríguez'i « doğru olanı yapmazsa, çok yüksek bir bedel ödeyecek, muhtemelen Maduro'dan bile daha yüksek » diyerek uyardığında bunu açıkça ortaya koydu.
Maduro uyuşturucu kaçakçılığı veya makineli tüfek bulundurması yüzünden kaçırılmadı. Petrol söz konusudur. Bu, Trump'ın dediği gibi, Amerika Birleşik Devletleri'nin Venezuela'yı « yönetmesi » içindi.
Trump Cumartesi günü düzenlediği basın toplantısında, « Dünyanın en büyük Amerikan petrol şirketlerini getireceğiz, milyarlarca dolar yatırım yapacağız, ağır hasar görmüş altyapıyı, petrol altyapısını onaracağız ve ülkemiz için para kazanmaya başlayacağız » dedi.
Amerikan savaşı ve işgali sırasında bir milyonu öldürülen Iraklılar, bundan sonra sıranın ne de olduğunu iyi biliyorlar. Saddam Hüseyin döneminde inşa edilen modern ve verimli altyapı –ben Saddam döneminde Irak'ı bizzat takip ettim ve buna şahitlik edebilirim– tamamen yok edildi. Amerika Birleşik Devletleri tarafından yerleştirilen Iraklı kuklaların ülkeyi yönetmek gibi bir dertleri olmadı ve bunların ülkenin yaklaşık 150 milyar dolarlık petrol gelirini çaldıkları düşünülüyor.
Amerika Birleşik Devletleri sonunda Irak'tan kovuldu, ancak hâlâ Irak’ın petrol gelirlerini kontrol etmeye devam ediyor ve bu gelirler New York'taki Federal Rezerv'e aktarılıyor. Bağdat hükümeti İran ile ittifak halinde. Ordusunda İran destekli milisler ve Halk Seferberlik Güçleri bulunuyor. Irak'ın başlıca ticaret ortakları Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan ve Türkiye’dir.
Amerikan vergi mükelleflerine 4 ila 6 trilyon dolar arasında bir maliyete mal olan Afganistan ve Irak'taki fiyaskolar, ABD tarihinin en pahalı felaketleridir. Bu felaketlerin mimarlarından hiçbiri hesap vermedi.
« Rejim değişikliği »nin hedefi olan ülkeler, ABD, Kanada ve Fransa'nın 1991 ve 2004 yıllarında Jean-Bertrand Aristide'i devirdiği Haiti gibi, kendi içlerinde çöküyor. Bu darbe, toplumun ve devletin çöküşüne, çete savaşlarına ve artan yoksulluğa yol açtı.
Aynı şey, 2009'da ABD destekli bir darbeyle Manuel Zelaya'nın iktidardan alaşağı edildiği Honduras'ta da yaşandı. Yakın zamanda affedilen Hernández, 2014'te başkan oldu ve dünyadaki eroinin %90'ının üretildiği Afganistan'da Amerikan kuklası Hamid Karzai'nin yaptığı gibi, Honduras'ı bir uyuşturucu devletine dönüştürdü.
Ve sonra, petrol zengini bir başka ülke olan Libya var. 2011 yılında Obama yönetimi döneminde NATO tarafından devrilen Muammer Kaddafi'nin ardından Libya, savaş ağaları ve rakip milisler tarafından yönetilen bölgelere bölündü.
Amerika Birleşik Devletleri'nin başta Kosova, Suriye, Ukrayna ve Yemen'de olmak üzere « rejim değişikliği » girişimlerinin felaketle sonuçlanan örneklerinin sayısı çoktur. Hepsi emperyalist aşırılığın çılgınlığını ortaya koyuyor. Hepsi de gelecekte bizi neyin beklediğinin habercisidir.
Amerika Birleşik Devletleri, Hugo Chávez'in 1998'deki seçim zaferinden beri Venezuela'yı hedef aldı. 2002'deki başarısız darbe girişimini destekledi. Yirmi yıl boyunca yıkıcı yaptırımlar uyguladı. Muhalif siyasetçi Juan Guaidó'yu « geçici devlet başkanı » olarak atamaya çalıştı, ancak Guaidó hiçbir zaman seçimleri kazanmayı başaramadı.
Bu girişim başarısız olunca, Guaidó, Trump'ın muhalif figür ve Nobel Barış Ödülü sahibi María Corina Machado'yu terk etmesi gibi aynı alaycı tavırla bir kenara atıldı. 2020'de, kötü eğitimli paralı askerlerle, halk ayaklanmasını tetiklemek için « Keystone Cops » tarzı gülünç bir girişimde bulunuldu. Ancak bunların hiçbiri işe yaramadı.
Maduro'nun kaçırılması, yeni bir fiyaskonun başlangıcını işaret ediyor. Trump ve uşakları, dünyayı kendi iradelerine göre şekillendirmeye çalışan önceki yönetimlerin yetkililerinden daha yetenekli değiller, hatta muhtemelen daha da yeteneksizler.
Çöküşe geçen imparatorluğumuz, felaketlerinden ders çıkaramayan, kibir ve beceriksizlikle felç olmuş, hukukun üstünlüğünü ayaklar altına alan ve kör endüstriyel şiddetin yitirilmiş bir hegemonyayı geri getireceğini hayal eden yaralı bir hayvan gibi ilerliyor.
Yıkıcı askeri güç yansıtma yeteneğine sahip olan bu imparatorluğun ilk başarısı kaçınılmaz olarak maliyetli ve kendi kendini yok eden bataklıklara yol açıyor.
Trajedi, Amerikan imparatorluğunun can çekişmekte olması değil, birçok masum insanı da beraberinde felakete sürüklemesidir.
Chris HEDGES
Chris Hedges, Pulitzer ödüllü bir gazetecidir. 15 yıl boyunca The New York Times'da yurtdışı muhabiri olarak çalışmış ve Ortadoğu ve Balkanlar bürolarının sorumluluğunu üstlenmiştir.The Dallas Morning News, The Christian Science Monitor ve NPR'da çalıştı. The Chris Hedges Report programının sunuculuğunu yapmaktadır.
(arretsurinfo.ch sitesinde 8 Ocak 2026 tarihinde Chris HEDGES imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir https://arretsurinfo.ch/les-etats-unis-un-etat-voyou/ )