ABD ve İsrail Gazze’yi kendi isteklerine göre yeniden şekillendirmek için « şok doktrini »ni nasıl kullanıyorlar?
ABD'nin onayladığı « Barış Konseyi », Gazze'ye sömürgeci bir himaye rejimi dayatıyor. Bu, « şok doktrini »nin son perdesidir: Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, Gazze'de Filistin toplumunun soykırımdan geriye kalan bölümünü kendi amaçlarına uygun olarak şekillendirmeye çalışıyor.
Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen Filistinli teknokratlardan oluşan komite, Gazze Şeridi'ne girmeye hazırlanıyor. Amerika Birleşik Devletleri tarafından onaylanan bu « teknokrat komite », yakın zamanda açıklanan Donald Trump başkanlığındaki yeni kurulan « Barış Konseyi »ne rapor verecek.
Filistin örgütleri daha önce Konseyi reddetmiş, onu İngiliz Mandası döneminin bir geri dönüşümü ve yeni bir sömürgeci egemenlik biçimi olarak nitelendirmişti. Ancak Filistin'in tutumu artık tamamıyla değişti.
Tüm Filistin örgütleri artık teknokrat komiteye desteklerini ifade ediyor. Hamas bile yayınladığı bir bildiriyle, Trump'ın Barış Konseyi'ne bağlı olmasına rağmen, Gazze'nin yönetimini bu kuruma devretmeye hazır olduğunu belirtti.
Filistinlilerin bu yeni düzenlemeyi kabul etmesi, ne kadar şaşırtıcı olsa da, Gazze'de iki yıldır yaşanan eşi benzeri görülmemiş yıkım ve katliamların yanı sıra sistematik toprak gaspı, yerleşimci şiddeti ve Batı Şeria'daki on binlerce Filistinlinin evlerinden yerinden edilmesi sonrasında gerçekleşti.
Bu iki yıl Filistin toplumunu ve siyasetini harap etti. Filistinlilerin önceliklerini yeniden değerlendirmelerine yol açtı. Filistinlilerin bunun etkilerinden kurtulması yıllar alacak.
Teknokrat komisyonunun kamuoyuna duyurulmasından önce Filistin örgütlerinin temsilcileri arasında çok sayıda toplantı yapıldı. Bu örgütler, böyle bir komisyonun Filistin Yönetimi (FY) başkanı Mahmud Abbas'ın başkanlık kararnamesiyle kurulmasını ve FY'ye rapor vermesi talebinde bulunmuştu.
Bu şart, İsrail'in talebi lehine reddedildi: Ne Hamas ne de Filistin Yönetimi Gazze Şeridi'nin sorumluluğunu üstlenmemelidir.
Filistinlilerin bu durumu kabul etmesi tesadüf değildir ve bu süreç Gazze ile başlamadı.
Bu, Kanadalı yazar Naomi Klein'ın « şok doktrini » olarak adlandırdığı, dünya çapında on yıllardır mükemmelleştirilmiş, toplumların direniş yeteneklerini yok eden ölümcül bir kolektif şoktan sonra onlara politikalar dayatmayı içeren bilinçli bir stratejinin etkisidir.
Klein, kitabında « şok doktrini » uygulamasının izini, CİA'nın demokratik yollarla seçilmiş sosyalist devlet başkanı Salvador Allende'yi devirerek yerine General Augusto Pinochet yönetimindeki askeri diktatörlüğü dayattığı Şili’de 1973'teki ABD destekli askeri darbeye kadar dayandırıyor.
Pinochet'nin askeri cuntası, Şili tarihinde karanlık bir dönemde başkanlık etti ve 12 yıldan uzun bir süre boyunca ülke genelinde yargısız infazlara, işkencelere ve gözaltında kayıplara neden oldu.
Pinochet ayrıca bu dönemde, büyük sanayileri özelleştiren ve okullarda ekmek ve süt dağıtımı gibi hizmetler için tüm kamu desteklerini ortadan kaldıran radikal serbest piyasa politikaları uyguladı.
Bu politikalar, neoliberal ekonomi teorisyeni Amerikalı ekonomist Milton Friedman'ın kişisel önerileri üzerine uygulamaya konuldu ve Friedman'ın Pinochet Şili'sindeki politikalarını bir tür « şok tedavisi » olarak tanımladığı bildiriliyor.
Bugün bu yöntemler Gazze'de uygulanıyor ve dünyanın geri kalanında da uygulanması bekleniyor.
Peki, kim bu teknokratlar?
Gazze Ulusal Yönetim Komitesi (NCAG) olarak adlandırılan teknokratlardan oluşan bu organ, tamamı Gazze Şeridi kökenli olan 13 Filistinliden oluşmaktadır. Bunların her biri belirli bir idari görev üstlenmektedir ve geniş yetkilere sahip bir tür yerel yönetim veya belediye gibi birlikte işlev görmeleri amaçlanmaktadır.
NCAG'nin başında, 1995-2004 yılları arasında Filistin Yönetimi'nde Planlama Bakan Yardımcılığı ve ardından 2004-2016 yılları arasında Ulaştırma Bakan Yardımcılığı görevlerinde bulunan, Gazze'nin güneyindeki Han Yunus kökenli Filistinli bir mühendis ve iş adamı olan Ali Şaath bulunmaktadır.
Filistin Yönetimi liderleriyle yakın bağlarına rağmen, kamuoyunun bilgisi dahilinde herhangi bir siyasi bağlantısı bulunmamaktadır.
Komitede ayrıca, kadın işlerinden sorumlu Hana Tarazi gibi, Gazze toplumunun önde gelen isimleri de yer almaktadır. Tarazi, Gazze'de yalnızca ailevi anlaşmazlıkları karara bağlayan Şeriat mahkemelerinde görev yapan ilk Hıristiyan kadın avukat olarak bilinmektedir.
Komitenin diğer üyeleri Gazze'de önemli bir sosyal role sahip ve üçüncü partilerle siyasi bağlantıları bulunuyor. Bunlardan biri, Filistin Tıbbi Yardım Derneği'nin Gazze şubesinin başkanlığını yapmış ve Filistinli siyasetçi Mustafa Barguti liderliğindeki merkez sol Filistin partisi Filistin Ulusal Girişimi'nin önde gelen isimlerinden biri olan, sağlık alanından sorumlu doktor Aed Yaghi'dir.
Komitenin diğer üyeleri ise ekonomi ve ticaret işlerinden sorumlu Ayed Ebu Ramadan gibi iş dünyasından geliyor. Ebu Ramadan, Filistin İslami Bankası'nın müdürlüğünü yapmış ve Gazze Ticaret Odası başkanlığı görevini yürütmüş, burada Gazze'deki özel sektör adına Dünya Bankası’ndan hibe sağlamak için çaba harcamıştır.
Profili, Gazze'yi yönetme yaklaşımının, İkinci İntifada'dan sonra Filistin Yönetimi tarafından uygulanan neoliberal ekonomik politikaları yansıtacağını gösteriyor.
Komitenin diğer üyelerinin ise, Abbas tarafından Fatah'tan ihraç edilen Birleşik Arap Emirlikleri merkezli Muhammed Dahlan liderliğindeki El Fetih içindeki muhalif fraksiyona yakın oldukları biliniyor. Bunlar arasında eğitimden sorumlu Jabr Daour, aşiret işlerinden sorumlu Hüsnü Muğni ve hatta Ali Şah'ın kendisi dahi bulunuyor.
Ancak Gazze'nin teknokrat komitesinin en tartışmalı üyesi, güvenlikten sorumlu Sami Nasman'dır.
Nasman, 2007'de Hamas'ın Gazze Şeridi'nin kontrolünü ele geçirmesinin ardından Gazze'den ayrılan emekli bir Filistin Yönetimi güvenlik güçleri generalidir. Uzun süredir Fetih üyesi ve Gazze Şeridi'ndeki Hamas rejiminin en sesli muhaliflerinden biri olmuştur.
Hamas geçmişte onu, 1990'larda üyelerini tutuklama kampanyalarına öncülük etmekle ve 2007'de Fetih ile Hamas arasındaki ayrılıktan sonra Gazze Şeridi'nde hareket tarafından kurulan rejime karşı hareket etmekle suçlamıştı.
Arapça yayın yapan El Şark’ül Evsat gazetesi, Nasman'a yakın kaynaklara atıfta bulunarak, kendisine karşı yöneltilen suçlamaları « Filistinliler arasındaki bölünmeler bağlamında karşılıklı suçlamaların bir parçası » olarak değerlendirdiklerini belirtti.
Komite, Gazze'de tanınmış ve saygın birkaç bağımsız kişilikten oluşuyor. Ancak bunların arasında çok sayıda tartışmalı kişiliklerden var ve Filistinlilerin, özellikle de Filistin örgütlerinin başka herhangi bir durumda bunu reddedecekleri kesindir.
Dahası, NCAG'nin en tartışmalı yönü bileşimi değil, Trump'ın sömürgeci manda modeline dayanan Barış Konseyi'ne bağlı olmasıdır.
Bu konseyin yürütme komitesinde, hepsi de açıkça İsrail yanlısı olanTrump'ın damadı Jared Kushner; Trump'ın Ortadoğu özel temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio yer alıyor.
Yürütme komitesinin diğer üyesi ise Irak'ın işgalinden ve yıkımından sorumlu eski İngiliz Başbakanı Tony Blair'dir.
Kabul Edilemez Olanı Kabul Etmek
NCAG'nin oluşturulmasını çevreleyen koşullar, İsrail'in işbirliği olmadan Gazze'deki Filistinlilerin feci yaşam koşullarını iyileştirme konusunda çok az hareket alanı bırakıyor. Bu, NCAG’ın İsrail'in dayattığı koşulları kabul etmek zorunda kalacağı anlamına geliyor.
Ve biliyoruz ki İsrail, mevcut ateşkes aşamasındaki taahhütlerini bile yerine getirmedi ve Dünya Gıda Programı'na göre Gazze'ye kararlaştırılan yardım miktarının yarısından azının girmesine izin verdi.
İsrail ayrıca inşaat malzemelerinin girişini engelledi ve Gazze Şeridi boyunca ölümcül saldırılarını sürdürdü.
Tüm bunlara rağmen, daha önce Gazze'deki yeni otoritenin BM tarafından denetlenmesini talep eden Filistin örgütleri, şimdi tamamen İsrail'in, Trump'ın ve « Barış Konseyi »nin insafına kalmış bir komitenin kurulmasını kabul etmeye hazır.
Bu öncelik değişikliği, Filistinlilerin toplu şoktan kaynaklanan bir durum olan « hayatta kalma modunda » faaliyet gösterdiklerini yansıtıyor.
Şili buna ilk örnek olaydı, ancak Klein, son derece travmatik saldırılara maruz kaldıktan sonra toplumlara dayatılan popüler olmayan siyasi gerçekler ve ekonomik politikalar gibi benzer süreçleri başka yerlerde de tespit etti.
1976'daki benzer bir askeri darbeden sonra Arjantin, 2003'teki ABD liderliğindeki işgalden sonra Irak, hatta 11 Eylül saldırılarından sonra Amerika Birleşik Devletleri'nde bile.
Ancak 7 Ekim'den sonra Gazze'de yaşananlar sadece bir « şok » değildi: Gazze'deki tüm bir toplumun yok edilmesi, Filistin'in tüm sosyal ve siyasi dokusunu alt üst etti ve işlevsiz bıraktı.
Filistin'e uygulanan şok doktrininin etkileri Filistin dışında bile hissediliyor.
İsrail tarafından gerçekleştirilen soykırım, dünya düzeninde şok dalgaları yarattı ve yakın zamanda Davos'ta ortaya çıkan ve Craig Mokhiber'in « dize gelmiş bir dünya » olarak tanımladığı yeni dünya düzenine kapı açtı.
Filistinliler, bu tektonik değişimlerin ortasında kendilerini dünyanın terk ettiği bir durumda buluyorlar; hayatları yeni küresel aktörlerin elinde sadece birer piyon haline indirgenmişken, kendi siyasi güçleri de parçalanmış, boyun eğdirilmiş, ele geçirilmiş veya yok edilmiş durumda.
Sonuç olarak, sömürgeciliğe karşı bir asırdan fazla süren direnişin ardından, Filistinlilerin önüne bugün kabul edilemez olanı kabullenmekten başka seçenek bırakılmıyor.
Qassam MUADDİ
Özgün kaynak: Mondoweiss
(İnvestig’action sitesinde Qassam Muaddi imzasıyla 29 Ocak 2026 tarihinde imzalanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir https://investigaction.net/comment-israel-et-les-etats-unis-utilisent-la-doctrine-du-choc-pour-remodeler-gaza-a-leur-guise/ )