Suyla akan
Bugün bütün gün yağmur yağdı. Yağmur yağıyor yağmasına ancak yeterli değil. Radar görüntüsünde modellenen sarı kırmızı kümeler, merkezler bulunduğumuz mevkinin güneyinden kuzeyinden kayıp geçiyor. Bize yağışın kenar kırıntıları düşüyor. Buna da şükür demiyorum, çünkü Ocak ayına geldik, kuyulardaki suların seviyesi hâlâ yükselmedi.
Birbirine yaslanan iki taş konum değiştirdi. Çürük kaya üzerindeki mermer taşı gübrelerle taşınan kireçtaşından kurtuldu.
Koca cüssesiyle zor girdiği ahşap kulübesini üçü yeni kısırlaştırılmış dört kediyle paylaşmak zorunda kalan köpek sevinçle kendini dışarı atarak, köşeli şeklinden normale dönmek üzere uzuvlarını geriyor. Yarı yola kadar gelen kedi sulara batmaya başlayınca geri adım atıyor.
Ağacın en cılız dalından kopan iki iğne yaprak yağmur oluğu girişini kapatmak üzere çatıya uçtu.
Her şey akıp gidiyor. Tek tük su birikintilerinin arasından eğime dayanamayan sular aşağıya doğru kayıyor. Daha sert ve yürünebilir olduğu için yoldan gidiyoruz. Yazın domuzun hırpaladığı yeni zeytinlerin çanakları su dolmuş. Sabri Amcanın kamburunu çıkaran üzüm bağının yerinde yükselen hobi bahçesinin çitlerine yapışan naylon poşetleri topluyorum.
Hiç değişmeyen manzara dikkatle bakıldığında bir ebru suyu gibi gözlerimle ellendikçe şekil değiştiriyor.
Aslında olmayan bir izinle 40-50 yıllık meşe ağaçlarını kesen alt komşunun arazisinde in cin top oynuyor. Yaklaşık bir ay önce ormandan izin aldığını söyleyerek muhtar dahil herkesi kandıran arkadaşlar, kesimi dere yatağındaki çınar ağaçlarına doğru kaydırınca orman müdürlüğüne yapılan ihbar sonucunda para cezası ödemek durumunda kaldılar. Daha önce kesilen ağaçların dalları yakılırken yapılan ihbar üzerine aynı araziye gelen güvenlik güçleri ise kesim izin belgesini sormak ve kontrol etmek yerine, kesimi yapanlara ihbarı yapan hakkında ipuçları vermekle yetinmişti.
Atı alan ırzımıza geçiyor. Darbe, anayasa, tüyik, asgari ücret, beynimin içi derken çok yakında ilk gece hakkı gündemimize gelecek. Faşizm tespitini, mücadelenin şeklini, sokağa çıkma zamanını, direnişi tartışa tartışa şimdi maruz kaldıklarımızdan zevk alıp almama aşamasındayız.
Otuzun altında da üstünde de aslında biz hiç yok’uz.
Yol kenarındaki baklalar 5 cm boyunda. Aralarında domuz gezmiş, ama bitkileri ezmemeye özen göstermiş. Allah razı olsun.
Bağın kenarında toprağın altından çıkardığım 3/4’lük mavi kangal boru bağın içerisinde duruyor. Yaz mevsiminin darü’l harp’ı yani bostan yeri bataklık halinde. Patlıcan, domates, biber, bamya bitkilerinin hayaletleri toprağa sımsıkı sarılı bir şekilde temizlenmeyi bekliyor. Meyvelerini yere döken ayva rahatlamış. Dere cılız bir şekilde akıyor. İki ay önce tohumdan diktiğim yeşil salata, soğan ve turplar daha yeni patlamış.
Sırılsıklam bir alakarga yapraksız kalmış armut dalından penceremdeki yansımama bakıyor. Saçları dikelmiş. Bakışları sevecen. Ağzını bıçak açmıyor. Cesaret edip toprağa inse görecek ebesinin kanyonunu.
Çırılçıplak kalmış ceviz ağaçları ellenmeyi bekliyor. İki yıl önce yazın ortasında yağan sebepsiz yağmur sonrasında mildiyö felaketi yaşayan ve yeni toparlanan bağ nihayet yapraklarını dökmüş. Bir ay içerisinde budama için seyreltme yapmam gerekecek.
Bu zamanı geçirilmemesi gereken önemli zorunluluklar da olmasa yaşamın bir anlamı kalır mıydı acaba?
Budanmış zeytin ağaçlarının yere düşen dal artıkları, Eylül ayı başında yağan yağmurda patlayan, ardından da Kasım’a kadar susuz kalıp gelişmeyen turp otlarının üzerini gümüş rengi bir katmanla kaplıyor.
Annem bugün aramadı.
Yağmur devam ediyor.