Ağaç düştü
An geliyor, her şey el ele verip üstümüze kapanıyor. Gözümüze koskoca vuran küçüklükler öz hacimlerini kaybedip kuruyup gidiyor. Toprak ısınıyor, su çekiliyor, doğal yaşam ayan beyan gerilmeye, bal gibi aleyhimize dönmeye başlıyor.
Ottan karıncıya, domuzdan boz tavşana, alakargadan serçeye, oklu kirpiden şahine tüm doğal oyuncular olağan döngülerinden çıkıp sapıtıyor, daha önce asla yapmadığı şeyleri yapmaya başlıyor. Takımyıldızların biçimleri bozuluyor, sağdan soldan, yukarıdan aşağıya ışıltılı kütleler atmosferde yanan kütlelerin devinimiyle birleşiyor.
Ağaç düştü.
Bu kadar büyük cüsseli olmasa da bizden önce de o hep oradaydı. Bizimle birlikte gelişti büyüdü. Ana daldan ayrılan ve en az ana gövde kadar kalınlaşan bir yan dal üzeriden sanki ağaç üzerinde topraktan yükselen gövdesinden de büyük yeni bir ağaç yükseldi gitti. Üzerine ağaç ev yapma hayallerimizin bir türlü gerçekleşmemesinin ağırlığı içten içe çok güçlü görünen gövdeye yüklenmeye devam etti. Yere saplanan ve kopan kütlenin ana gövdesinin yere düşmesini engelleyen yan dallar toprağa saplandı.
Ağaç düştü.
Meyve ağaçlarına dalmadan önce alakargaların ara konağı. Ağustos böcekleri cırlamayı bırakmadan önce, biz de sıklıkla onun tam altında, güçlü gölgesinin serinliğinde işlerimizi bitiriyorduk. Unutmak üzere yaşanmış anıların ekşiyerek bellek borumuza geri yükselerek birikmesi gibi, acı gerçeklik kahverengi bir patırtıyla ortalığı toza buladı. Altına topladığımız kozalakları sapır sapır döktük. Her seferinde çok iyi becerdiğimiz gibi kısa bir sürede bu yıkıcı olayı bir an önce unutmamızı sağlayacak şekilde ortalığı toparladık. Baltayla küçülttüğümüz odunları ona dayadık.
Ağaç düştü.
Gündeliğin hiç de sıradan olmayan ürkütücü tekrarında onu görmezden geldiğimiz bir öğle üzerinde yere uzanmadan önce sıradan ama daha önce birbirinin üzerine binmeyen olaylar dizisi yaşanmış olmalı. Çifte kumrulardan erkeği dengesi çoktan bozulmuş dala ayağını dayamış. Rüzgar hiç esmemiş, kaynağı kavranamayan, kulağımız için sessiz kalan bir seda iğne yaprakları oynatmış. Cırcırların ses frekansları üst üste binmiş. Ana gövdeden ayrılan bir tonluk koca kütük, yerinden ayrılıp kısmen salıncak kurduğumuz dalın ağaca bağlandığı noktaya yaslandı. Varoluşumuz gibi bal gibi belli olan belirsizliğimizin uçurumunda askıda. Gergin. Dayanaklarından ayrılsa bir kez daha patladı patlayacak. Bir kez daha, bir kademe daha düştü düşecek.
Ağaç düştü.
Bal gibi kapkara bir felaketin tam da orta yerindeyken, belki bir şekilde bir yerden mevcudiyetimizi kurtarırız düşüncesiyle fiili durumu kavramaktan kendimizi alıkoyuyoruz. Amipler gibi her şeye, her koşula, her darbeye rağmen illa ki aptalca bir yaşama ya da daha doğrusu hayatta kalma ısrarı, yaşlandıkça yani aleni bir biçimde ölüme yaklaştıkça daha mide bulandırıcı bir hal alıyor. Zaten tiksindiğim, kalabalıklaştıkça varoluşlarını unutarak aptallaşan diğer insanların yanı sıra bu konuda bugüne kadar alışkanlıklarımı kırıp çok da farklı davranamadığım kendimden de iğreniyorum.
Ağaç düştü.
Ucunda kozalakların toplandığı uç dallar ‘tavuk evi’ne, bodrum deponun sundurmasına, pet şişelerin içerisinde köklenmeye bırakılmış asmaların üzerine çarptı ve zarar verdi. Dallardan önü kapanarak işlevsiz kalan Hotbird LNB’sinin önü açıldı. Görüntüler netleşti, kapalı alanlar açıldı. Güneş ihtiyacı olmadığı bir alanı daha kazandı.
Ağaç düştü.
Düşene kadar olağan varlığının yaşamımızda kapladığı alana, bizim için taşıdığı önemin ayırdına varamadığımız diğer unsurlar gibi onun kütlesinin de değerini hakkıyla tartamamışız. İki gün süren aralıksız çalışmadan sonra enkazlar kalktıktan sonra ortaya çıkan kuru ve kavrulan boşluğu görünce durumu daha iyi kavramaya başlıyoruz.
Ağaç düştü.
Ağacın gölgesinde uyuyan traktör üstüne çullanan odunumsu korkudan çelikimsi bir ölüme yattı. Zaten çürümüş olan sağ çamurluğu yamuldu. Direksiyonu kırıldı. Koltuğu parçalandı. Tam da iki yıl aradan sonra belgeleri olmadan gittiği ilçe sanayisinde bakım görüp bir ara güç kazandığından tam on gün sonra.
Önce bir iki kozalak hızla yere çakıldı. Kuru küçük dallar öncü çatlamanın sarsıntısıyla silkelenip çatır çutur kırıldı. En az ana gövde kadar kalın olan yan dal ağaca bağlandığı yerden hızla ayrıldı. Patlama sesi kütlenin yere değmesinden sonra geldi. Koskoca yer ağırlığın altında dayanamayıp sarsıldı. Didiklenmiş plastik ip ağarlıklı boş bir alakarga yuvası yaprak gibi salınarak yere değdi. Karıncalar arkalarından gelecek olanlar ağlayana kadar gülsün diye kahkahalarını asitle yere kazıdılar. Odun yığınının ta merkezine yerleşmiş kırmızı gözlü gece ruhları silkinmediler bile.
Sizin umurunuzda olmadı.
Biçimsiz gölge sarsıldı.
Kara ebabil silkindi.
Salıncak sallandı.
Beyaz kedi zıpladı.
Sarı köpek uzaklaştı.
Yeşil zeytin yutkundu.
Ağaç düştü.