Suriye için altı senaryo
Suriye'deki durum Libya'daki kaosa benziyor ancak burada yerel ve dış olmak üzere daha fazla aktör faaliyet gösteriyor ve bundan dolayı gelecekte ne olacağını tahmin etmek zorlaşıyor.
Suriye'deki mevcut rejimin gelecekte de aynı şekilde devam edeceğine inanmak saflık olur.
Suriye bugün sonu belirsiz bir geçiş sürecinde ve farklı silahlı ve sivil gruplar arasındaki anlaşmazlıklar çözülmediği sürece siyasi-askeri durum dalgalanmaya devam edecek.
Arap ayaklanmaları dönemi, bir rejimin çöküşünün mutlaka istikrarlı veya demokratik bir hükümetin kurulmasına yol açmayacağını bize gösterdi. Tunus'ta demokratik geçiş süreci, mevcut cumhurbaşkanının İslamcıları iktidardan uzaklaştırmaya ve ülkeyi bir despot olarak yönetmeye karar vermesiyle sona erdi.
Mısır'da Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan rejimleri, Müslüman Kardeşler'in seçilmiş yönetimine son vermek için General Abdülfettah el-Sisi liderliğindeki bir askeri hükümetin kurulmasına yardımcı oldu. Bu ülkelerdeki anlaşmazlıklar yalnızca iç gelişmelerin sonucu değildir, çoğu zaman bölgesel çatışmaları, komploları ve rekabetleri de yansıtmaktadır.
Türkiye ve Katar Müslüman Kardeşler'in yönetimini desteklerken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri onların iktidardan uzaklaştırılmasını ve hükümetten dışlanmasını destekliyor. Bu nokta Suriye'deki olayların devamının anlaşılması açısından merkezi önemde olacaktır.
İsrail ve ABD, Suudi ve Birleşik Arap Emirliği kampına yakın ama aynı zamanda Katar'a da yakınlar ve Müslüman Kardeşler ABD'yle sıkı bir işbirliği içerisinde ve hatta İsrail'e karşı radikal bir tavır almaktan kaçınıyor gibi görünüyor.
Mısır Devlet Başkanı Muhammed Mursi, İsrail'le yapılan barış anlaşmasını feshetme girişiminde bulunmadı ve hatta İsrail'in askeri ve istihbarat teşkilatları ile eşgüdümün sürdürülmesine izin verdi.
Ayrıca, Washington İnstitute for Near East Policy’de (WİNEP) yapılan toplantının ardından Tunuslu İslamcıların lideri Raşid Gannuşi, ABD'nin taleplerine uygun hareket etti ve Tunus parlamentosunun İsrail ile normalleşmeyi suç sayma girişimini dondurdu.
Suriye'nin siyasi ve askeri durumu çeşitli nedenlerden dolayı daha karmaşıktır.
ABD, Suriye topraklarının önemli bir bölümünü işgal etmeyi sürdürüyor. Amerika Birleşik Devletleri, faaliyetleri yerel hükümetin kontrolü dışında olan bir ülkeye asker konuşlandırdığında, o ülke (ya da en azından bir bölümü) fiilen Amerikan işgali altındadır.
ABD'nin Irak'ta birkaç bin askeri bulunuyor ancak hükümet üzerinde güçlü bir etki yaratmaya devam ediyor ve Parlamento'nun bu birliklerin geri çekilmesi yönündeki çağrılarına kulak asmıyor.
Son haftalarda, Suriye'deki ABD askeri gücünün kamuoyuna açıklananın iki katı büyüklüğünde olduğunu ve küçük de olsa bir askeri birliğin varlığının bile bölgede önemli bir askeri destek gücü gerektirdiğini öğrendik.
ABD sadece IŞİD'le savaşmakla kalmıyor (IŞİD'e karşı bitmek bilmeyen mücadelesi için herhangi bir takvim veya yol haritası sunmuyor), aynı zamanda Suriye'de kontrolü altındaki milislere de destek sağlıyor.
Amerika Birleşik Devletleri, Orta Doğu'da güç kullanımı konusunda devlet tekelini vaaz ediyor, kendi adına vekalet savaşı yürüten milislerinin bir ülkede faaliyet gösterdiği durumlar dışında.
Türkiye ve İsrail'in Rolleri
Türkiye'nin Suriye'de güçlü bir askeri varlığı var ve ABD gibi Suriye’deki ortaya çıkabilecek bir hükümetin işini kolaylaştırarak ya da zorlaştırarak sahadaki gelişmeleri kolayca etkileyebiliyor. Türkiye'nin askeri ve istihbarat alanında müdahalesi Beşar Esad'ın devrilmesinde kilit rol oynadı.
İsrail, rejimin devrilmesinin ardından Suriye topraklarındaki işgal ettiği toprakları genişletti ve ülke içinde yüzlerce bombardıman gerçekleştirdi. Diğer aktörler gibi İsrail de gelecekteki hükümetin yönünü ve politikalarını şekillendirmek istiyor ve radikal veya demokratik bir rejimin ortaya çıkmasını engellemeye çalışıyor.
Bölgesel anlaşmazlıklar henüz kesin olarak çözülmedi.
Türkiye-Katar-İsrail-ABD ekseni şu ana kadar Suriye'de büyük başarılar elde etti (halen ülkeyi yöneten eski El Kaide milislerine yönelik destekleri veya hoşgörüleri sayesinde), ancak Rusya ve İran hâlâ intikam alma ya da bölgesel güçler olarak statülerini güçlendirme girişiminde bulunabilir.
Rusya ülkedeki büyük bir stratejik askeri varlığını kaybederken, İran da Suriye üzerinden Hizbullah ile var olan doğrudan bağlantısını kaybetti.
Suriye'de Tunus ve Mısır'dakinden daha fazla sayıda milis faaliyet gösteriyor ve hepsinin birden fazla dış örgütleyicisi var. Suriye'de yeni hükümetin oluşumunda dış güçler devreye girecektir.
Suriye'deki mevcut durum Libya'daki kaosa benziyor ancak burada faaliyet gösteren aktörlerin (yerel ve dış) sayısı çok daha fazla.
Altı farklı senaryo
Yerel ve bölgesel çatışmaların Suriye'de yeni ve potansiyel olarak istikrarlı bir hükümetin ortaya çıkmasını nasıl etkileyeceği belli olmasa da aşağıdaki senaryoların gerçekleşmesi mümkündür:
1- Libya modeli
Suriye, Libya örneğini pekala izleyebilir. Libya'da olduğu gibi İslamcıları destekleyenlerle onlardan nefret edenler arasındaki bölgesel çatışmalar uzun yıllar boyunca sürebilir.
Obama yönetimi büyük bir coşkuyla Libya'da yeni bir demokrasi ve 2011'deki NATO saldırısının ardından zalim yönetime son verme sözü verdi.
Suriye'de çok sayıda İslamcı milis, Heyet Tahrir eş-Şam'ın (HTŞ) merkezi hükümetin kontrolünü ele geçirmesiyle (en azından resmi olarak) sona ermeyecek bir katliamcı geçmişe sahip.
Yeni hükümetin milis kuvvetlerinin sayısı çok fazla değil ve birçok cephede askeri zorluklarla karşı karşıya kalabilir. Suriye, Libya örneğini izlerse, Rusya, Türkiye, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve ABD'nin hepsi sürece dahil olacaktır. Şam'da yandaş bir rejim kurmaktan her türlü çıkarı bulunan İsrail de bu işin içinde olacaktır.
Esad'ın devrilmesinden bu yana İsrail'in Suriye'yi yoğun şekilde bombalaması, Suriye'nin askeri altyapısını yıkmayı ve yeni hükümete gözdağı vermeyi amaçlıyor. HTŞ, gündeminin İsrail'e düşman olmadığını ve Suriye topraklarını İsrail işgalinden kurtarmakla –sözlü olarak bile olsa– ilgilenmediğini hemen açıkça ortaya koydu.
Birleşememe ve parçalanma riski çok yüksektir çünkü Suriye, (etnik ve dini açıdan) Libya'dan çok daha az homojendir. Yeni hükümetin Alevilere yönelik baskısı öfkeye ve Alevi bölgesinde meşru müdafaa çağrılarının yapılmasına yol açtı.
2- Askeri darbe
Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, Mısır'daki Sissi gibi yandaş bir asker despotu iktidara getirmek için bir askeri darbe düzenleyebilir.
Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır'da 2013 darbesinde kilit bir rol oynadı ve Şam'daki yeni rejimle ilgili endişelerini dile getiren tek medya, onların medyasıydı. Sonuçta Birleşik Arap Emirlikleri lideri Esad'la son anına kadar yakın temas halindeydi ve onu İran'dan ve « Direniş Ekseni »nden uzak tutuyordu.
Hatta Esad, Birleşik Arap Emirlikleri ile yakınlaşmaya başladığı günden itibaren İran ve Hizbullah subaylarının seyahat ve faaliyetlerini kısıtladı. Darbe senaryosu, Suudiler ve Emirliklerle bağlantılı cumhuriyetçi despotik rejimlerden oluşan bölgesel bir ittifakın kurulmasını destekleyecektir.
Birleşik Arap Emirlikleri şu ana kadar Somali, Yemen (güney), Libya, Sudan (Hızlı Destek Kuvvetleri ile birlikte) ve Mısır'da siyasi ve askeri iradesini dayatmada daha başarılı oldu.
Suudiler İsrail'le bir barış anlaşması üzerinde anlaştığında, iktidardaki bir askeri rejim kolayca İbrahim Anlaşmaları'na dahil edilebilir. Bu senaryonun sorunu, Birleşik Arap Emirlikleri'nin, Suriye'de büyük etkiye sahip olan Müslüman Kardeşler'in bölgedeki ana düşmanı olmasıdır.
Bu, Hüsnü Mübarek'in devrilmesinden önce ve sonra Müslüman Kardeşler'in üssü olan Mısır'da olduğu gibi, onlara karşı kaba kuvvet uygulanmasını içerecektir.
3- Bir Demokrasi
Yeni hükümet, çok sayıda Suriyelinin beklentilerini karşılayarak serbest seçimlerin yapılacağı ve yeni bir anayasanın hazırlanacağı bir geçiş sürecini başlatabilir. Bu, demokratik sistemin birçok boşluktan muzdarip olduğu ve dış müdahale ve manipülasyona maruz kaldığı 1950'lerden bu yana Suriye'nin tanık olmadığı demokratik bir hükümetin kurulmasına yol açacaktır.
Bu demokratik senaryo, kendi haline bırakılan halkın mutlaka Batı'nın ve İsrail'in çıkarlarına hizmet etmeyeceğinin bilincinde olan hem İsrail'i hem de ABD'yi endişelendirecektir. Despotik bir rejim her zaman Batı'ya ve İsrail'e tercih edilir. ABD, Suriye halkına yönelik insanlık dışı yaptırımlarını henüz kaldırmadı (her ne kadar HTŞ liderinin başına konulan 10 milyon dolarlık ödülü kaldırmış olsa da, Washington bunları gelecekteki herhangi bir Suriye hükümetine şantaj yapmak için kullanabilir).
4- HTŞ diktatörlük rejimi
HTŞ, daha geniş temsil taleplerini göz ardı ederek siyasi gücü tekeline alacak ve tek başına yönetecektir. Yeni liderlerin ideolojik kökenleri göz önüne alındığında, böyle bir senaryo dini azınlıkları ve kadınları endişelendirecektir. Filistin’in yanı başında kontrol edilemeyen bir demokrasiye bir seçenek olsaydı, ABD ve İsrail bu senaryoyu destekleyebilirdi.
5- Parçalanmış bir Suriye
Suriye toprak bütünlüğünü kaybedebilir ve Dürzilerin kendi eyaletlerini yönettikleri, Alevilerin ve Kürtlerin de aynısını yaptığı, yarı bağımsız mezhepsel bölgelerden oluşan bir yama parçası haline gelebilir. Bu senaryo, Suriye'deki bağımsız bir Kürt adasını ezmek için askeri güç kullanmaya hazır olan Türkiye için fazlasıyla endişe verici olacaktır.
Batı ve İsrail böylesi bir sonucu memnuniyetle karşılayacaktır. Sonuçta Joe Biden ve Antony Blinken, 2003 ABD işgalinden sonra Irak'ın üç bölgeye bölünmesini savundular. Bu senaryo gerçekleşirse, Kuzey Lübnan (Trablus ve Akkar) Sünni bölgeye katılmak için başvurabilir.
6- Restorasyon
Gerçekleşmesi en güç senaryo, eski rejimin İran ve Hizbullah'ın yardımıyla yeniden kurulmasıdır. « Direniş Ekseni » üyeleri Esad'ın iktidarı bu kadar kısa sürede terk etmesine öfkeli. Aynı şekilde Suriye'yi İran'dan uzaklaştırmak için Birleşik Arap Emirlikleri ile yakın işbirliği içinde olunduğunun ortaya çıkmasına karşı da öfkeliler.
İran ve Hizbullah zayıflatıldı ve Esad'ın geri dönme isteğini ortaya koyması halinde, düşmüş rejimi savunmak için güçlerini riske atmayacaklar. İran ve Hizbullah’ın Suriye'ye müdahale etmeleri İsrail'in onları hedef almasına yol açacaktır.
Suriye'nin siyasi geleceğini tahmin etmek çok zor. Ülkeyi yönetmek hiçbir zaman kolay olmadı ve onlarca yıldır Esad yönetimi altında yaşadıkları birçok Suriyelinin zihninde derin bir iz bıraktı.
Ancak Suriye'nin yeni liderlerinin taşıdığı ideoloji, tarihsel olarak laik eğilimlere sahip çoğulcu bir toplumun çok uzağında. Ülke içinde iktidar için yarışan pek çok kişi var ve çok sayıda dış güç (mecazi ya da gerçek anlamda) Suriye'nin bir bölümünü talep ediyor.
Ne olursa olsun, bir sonraki aşama barışçıl olmanın çok uzağındadır.
As’ad Abu Khalil
As'ad AbuKhalil, Kaliforniya Eyalet Üniversitesi Stanislaus'ta Lübnan asıllı Amerikalı siyaset bilimi profesörüdür. 'Lübnan Tarihsel Sözlüğü' (1998), 'Bin Ladin, İslam ve Amerika'nın Terörizme Karşı Yeni Savaşı' (2002), 'Arabistan Suudi Arabistan Savaşı' (2004) kitaplarının yazarıdır ve popüler blog The Angry Arab'ı yönetmektedir. . @asadabukhalil ismiyle tweet atıyor
Özgün kaynak https://consortiumnews.com, 29.12.2024
(Arretsurinfo.ch sitesinde As’ad Abu Khalil imzasıyla 2 Ocak 2025 tarihinde yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir https://arretsurinfo.ch/six-scenarii-pour-la-syrie/ )