Yalan ırmağı, yalan okyanusunu doldurur
Netanyahu'nun Trump'ı ziyareti, Washington'un 15 aydır Gazze'deki soykırımı örtbas etmeye çalıştığı son perdeyi kaldırıyor. Nihai hedef etnik temizliktir ve her zaman da öyle olmuştur.
Batılı liderlerin ve medya kuruluşlarının tamamının 16 ay süren göz boyama kampanyasının ardından, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Beyaz Saray ziyareti tüm maskeleri düşürdü. ABD Başkanı Donald Trump, Gazze'deki soykırımın amacını nihayet tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor. Katliamın başından beri 'made in USA' olduğunu, ABD'nin şimdi Gazze'nin kalkınması için kendi deyimiyle 'yönetimini devralıp' geliştireceğini anlatıyor. Ve katliamın amacının her zaman etnik temizlik olduğunu.
Filistinlilerin, « her gün ölmekten » yani ABD'nin İsrail'e verdiği bombalarla katledilmekten « korkmayacakları » bir yere taşınacaklarına inanmamızı istiyor. Böylece Gazze, « Ortadoğu'nun Rivierası » haline gelecek ve burada « dünya insanları » –tercüme etmemiz gerekirse: kendisi gibi zengin beyazlar– deniz kıyısındaki lüks evlerinde huzurla yaşayabilecek.
Trump'ın bize söylediği gibi ABD, Gazze'ye « sahip olduğunda », aynı zamanda rastlantısal olarak yeni sahibini zenginleştirecek olan bol miktarda doğalgazın bulunduğu karasularına da sahip olacak. Bunların Filistinlilerin hiçbir zaman işletmesine izin verilmeyen keşfedilmemiş rezervler olduğunu hatırlatalım.
Trump, belki de istemeden, İsrail'in yaptığı katliamın gerçek bilançosunu bize ifşa ediyor. « Hepsinin –burada belki 1,7 ya da 1,8 milyon insan var– » Gazze dışına çıkarılacağını belirtiyor. 7 Ekim'den önce bölgenin nüfusunun 2,2 ila 2,3 milyon arasında olduğu tahmin ediliyordu. Kayıp yarım milyon Filistinli nerede? Enkaz altında mı? Toplu mezarlarda mı? Sokak köpeklerine mi yem oldu? ABD'nin tedarik ettiği bir tonluk bombalarla parçalara mı ayrıldılar?
Yıkıcı bir katliam
Trump, Filistinlilerin çıkarlarını gözettiğini iddia ederek hazırladığı etnik temizlik planlarını bize yutturmak istiyor. Sanki komşularının yaptığı bir soykırımdan değil de, onları yüksek yoğunluklu bir deprem bölgesinden kurtarmak istiyormuş gibi. O komşuyu ki en yakın müttefiki olarak görmektedir.
Yaptığı açıklamalar Arap ve Batı başkentlerinde dehşet ve şaşkınlığa neden oldu. Herkes Gazze halkına yönelik bu edepsiz etnik temizlik çağrısından kendisini uzak tutmak istiyor. Oysa Gazze'de 15 aydır sistematik olarak evlerin, hastanelerin, kitapçıların, idari binaların, camilerin, kiliselerin, fırınların yok edilmesini suskunluklarıyla örtbas eden aynı liderlerdir. Dahası, BM’nin bölgenin yeniden inşasının 80 yıldan fazla, yani dört nesil süreceği konusunda bizi bilgilendirmesine rağmen, İsrail'in 'kendini savunma hakkı' konusunda nutuk atmayı tercih ediyorlardı.
Silahlandırıp, vicdan azabı çekmeden destekledikleri bu yıkıcı katliamın sonunda ne olacağını düşünüyorlardı? Gazze halkının yıllarca evsiz, hastanesiz, okulsuz, susuz, elektriksiz yaşayabileceğini mi sandılar? Bunun Filistinliler için imkansız bir tercihe yol açacağını gayet iyi biliyorlardı: ya yıkıntılar arasında ölüm tehlikesini göze alacaklardı ya da topraklarını terk etmek zorunda kalacaklardı.
Ve Batılı liderler bunun olmasına izin vermekle kalmadılar, bize bunun 'orantılı' olduğunu, hatta gerekli olduğunu dahi söylediler. Yaşananlara karşı itirazını dile getiren, ateşkes çağrısı, protesto gösterisi yapan herkesi antisemitist olarak yaftalayarak, Yahudi düşmanı olmakla suçlayarak töhmet altında bıraktılar.
Dünyanın geri kalanında olduğu gibi, ABD'de de, öğrenciler (çoğu Yahudi olan) yerleşkelerinde kitlesel gösteriler düzenlediler. Üniversite yönetimleri ise üzerlerine polisi salarak onları bastırdı, eylemleri örgütleyenleri kurumlarından attı ve sınav haklarını ellerinden aldı.
Ve ancak şimdi mi, Trump'ın açıklamalarından sonra Batılı siyasetçiler ve medyalar tepkilerini dile getirmeye karar verdiler?
Ölüm hükmünü sürdürüyor
Trump'ın korkunç ve vahşi açık sözlülüğü, son 16 aydır olan bitenin üzerine çöken kalın yalan kümesini gözler önüne seriyor.
19 Ocak'ta yürürlüğe konulan üç aşamalı ateşkes planının da yeni bir yalan olduğunu kim anlamadı? İmza sayfasındaki mürekkep henüz kurumadan, bu planın yalan olduğu anlaşıldı.
Bu bir yalandı çünkü ateşkesin görünürdeki amacı sadece katliamı durdurmak değil, aynı zamanda sivil halkın acılarını hafifletmek, düşmanlıklara son vermek ve Gazze'nin yeniden inşasına olanak sağlamaktı. Bunların hiçbiri gerçekleşmeyecek. Sayın Trump’ın yakın zamanda yaptığı açıklamalardan en azından Filistinliler için durumun böyle olmadığı açık.
İddialarına rağmen İsrail'in Gazze'de ateşkesi sürdürmediği ortada. Şimdilik bomba yağmurları görünmese de, çocuklar da dahil olmak üzere Filistinlileri öldürmeye ve sakat bırakmaya devam ediyor. Medyada bu cinayetler ve sakat bırakmalar hiçbir zaman ateşkes ihlali olarak nitelendirilmiyor.
Son 15 aydır İsrail keskin nişancılarına rutin olarak verilen çocukların kafalarına ateş etme talimatı artık verilmese de gençler ölmeye devam ediyor. Evleri, hizmet verecek durumda hastaneleri, yeterli su ve gıda kaynakları olmadan Gazze'deki çocuklar, gözlerden uzak, resmi sayıları dahil edilmeden açlıktan, hastalıktan, kıtlıktan ölmeye devam ediyor.
Trump'ın Ortadoğu özel temsilcisi Steve Witkoff ise Gazze'nin yeniden inşası için muhtemelen 10 ila 15 yıl gerekeceğini söylüyor.
Ama Gazze halkı 10 yıl bekleyecek durumda değil.
İsrail, bu ay, Filistinli mülteci nüfusa yardım sağlayan Birleşmiş Milletler kuruluşu UNRWA'nın, yasadışı olarak işgal ettiği tüm Filistin topraklarındaki faaliyetlerini yasakladı. İsrail'in Gazze'de yarattığı cehennem ortamında en küçük desteği sağlayabilecek tek kuruluş UNRWA'ydı. Bu kuruluş olmadan, en temel hizmetlerin yeniden sağlanması daha da yavaş olacak ve daha fazla Gazzeli yardım beklerken ölecektir.
Göz yummak
Ama gerçekte Netanyahu'nun ateşkesi ilk aşamasının, yani rehine değişimlerinin ötesine taşımaya hiç niyeti yok. Daha şimdiden açık bir şekilde katliamı yeniden başlatacağının sözünü verdi. Ve İsrail 'geri döndüğünde' Trump yönetiminin ona Biden yönetiminin uyguladığından daha fazla yaptırım uygulamayacağı açık.
Halen İsrail, hareket kısıtlamalarından habersiz olan sivil araçları hedef alarak ateşkesi fiilen ihlal ederken Batılı liderler ve medya olan bitene gözlerini yummayı tercih ediyor. Ve İsrail anlaşmanın son sayfalarını ateşe atmaya karar verdiğinde, Batı da aynı yolu izleyecek ve Hamas'ı ihlallerde bulunmakla suçlayacaktır.
Ateşkes de bir yalandan ibarettir. Çünkü İsrail, Gazze'yi yaşanmaz hale getirip, adeta bir ölüm kampına dönüştürdükten sonra, soykırımı işgal altındaki Batı Şeria topraklarına yönlendirmektedir. Son 15 aydır küçük sahil kasabasında uyguladığı taktikleri yavaş yavaş burada da uygulamaya koyuyor. Geçtiğimiz hafta sonu, Gazze'yi ve Güney Lübnan'ın bazı bölgelerini maruz bıraktığı gibi, Cenin mülteci kampının tüm mahallelerini patlayıcılarla yıkarak harabeye çevirdi.
İsrail, Hamas'ın değil, direnişi bastırmak için kendi güvenlik güçleriyle işgal güçleri arasındaki işbirliğini « kutsal » sayan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın yönettiği Batı Şeria'ya saldırarak, bir başka yalanı daha ortaya çıkarıyor. Zira Batı Şeria'nın Hamas'ın 7 Ekim 2023'te gerçekleştirdiği saldırıyla hiçbir ilgisi yoktur.
Elbette bu bizi şaşırtmamalıdır. Uzun zamandır bunun Gazze'deki katliamlar için, Hamas’ın bebeklerin başlarını kestiği veya sistematik tecavüzleri gibi geniş bir şekilde ifşa edilen yalan dağları için sadece bir bahane olduğunu biliyorduk.
Ve şimdi, Biden'ın geçen ay ateşkesin Gazze halkının « mahallelerine geri dönmesine » izin vereceği iddiası gibi yeni bir yalan dalgasına tanık oluyoruz. Ancak artık ortada geri dönülecek mahalle de kalmadı. Yaşam alanları Biden yönetiminin Gazze'yi küle çevirmek için gönderdiği milyarlarca dolarlık bombalar altında yeryüzünden silindiler. Ve hiç kimse Trump yönetiminin İsrail'e ek bir milyar dolar değerinde yeni bir mühimmat sevkiyatı yapmaya neden karar verdiğini sormadı.
Utanmadan
Ateşkes yalandır, çünkü son 16 aydır her şey koskoca bir yalandı. Bu, her biri diğerini meşrulaştırmaya ve genel bir yalan anlatısı, dev yalanı yaratmaya yarayan yalanlar zincirinin son halkasıdır.
Bu dev yalan, bize Filistinlilerle onlarca yıldır süren 'çatışmadan', İsrail'in bölgedeki 'hayatta kalma savaşından' söz ediyor.
Bu dev yalan, gerçekte neyin bahis konusu olduğunu gizliyor: bu kez stratejik açıdan önemli bir bölgede, petrol zenginliğiyle dolu Ortadoğu'da yerleşik bir halkın yok edilmesini içeren Batı'nın oluşturduğu son yerleşimci-sömürgeci proje.
Bu dev yalana göre Hamas, 7 Ekim 2023'te Filistinlilerin 16 yıldır İsrailli zalimler tarafından normal bir yaşamın temel ihtiyaçlarından mahrum bırakılarak hapsedildiği toplama kampının yerleşkesini yıkarak 'savaşı başlattı'.
Bu dev yalana göre, Hamas bir terör örgütüdür ama yetmiş beş yıldır Filistin topraklarını yasadışı olarak işgal eden, sömürgeleştiren ve kuşatan İsrail değildir.
Bu dev yalana göre, İsrail'in on binlerce erkek, kadın ve çocuğu katletmesi, çok daha fazlasını da sakat bırakması, 'Hamas'ı ortadan kaldırmak' amacıyla meşrulaştırılıyor ve tüm büyük insan hakları örgütleri tarafından kabul edilen İsrail'in soykırım niyetinin bir göstergesi değildir.
Biden'ın Dışişleri Bakanı Antony Blinken sahneden ayrılırken bu son yalanın anlamsız olduğunu itiraf etti. İsrail'in örgütlediği öldürme çılgınlığının aslında kendi kendini yok etme etkisi yaratacağını anlattı. « Tahminlerimize göre Hamas kaybettiğinden daha fazla adam topladı » diyen Obama, « bu, bir ayaklanma ve bitmeyen bir savaş için en iyi reçetedir » dedi.
Gazze'deki yetkililer, geçtiğimiz hafta İsrail bombardımanlarına verilen arayı, gerçek ölü sayısını yeniden değerlendirmek için fırsat bildiler. Enkaz altında kaybolanların isimleri de eklendiğinde, sayının yaklaşık 62.000 olduğu belirlendi. Ve daha çok fazla sayıda ölünün ise kimliğinin henüz belirlenmediği tahmin ediliyor.
Bu dev yalanın içinde, bir yıldan fazla bir süre önce Uluslararası Adalet Divanı'nın verdiği, İsrail'in soykırıma karışması riskinin 'makul' olduğuna ilişkin karar, Batılı siyasetçilerin ve medyanın çizdiği tablodan kaybolmuş durumda.
Ve bununla da bitmiyor! Batı, İsrail’in Uluslararası Adalet Divanı tarafından soykırımla suçlanmasına yol açan, katliamları gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğu bombaları tedarik etmek için hiç zaman kaybetmedi.
Bu dev yalan sayesinde İngiltere Başbakanı Keir Starmer, İsrail'in Gazze halkını aç bırakmasını yasal bir durummuş gibi, bir 'meşru müdafaa' meselesiymiş gibi sunabiliyor. Ve şimdi gazeteciler ve politikacılar, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında, açlığın bir savaş silahı olarak kullanılmasıyla ilgili savaş suçlarından tutuklama emri çıkarmış olmasına rağmen, Starmer'ın utanç duymasını önlemek için onun sözlerini duymazdan gelmek üzere birlik oluyorlar.
Medya emre amade
Bu dev yalana göre, İsrail tarafından esir değişiminde bozuk para olarak kullanılmak üzere aralarında yüzlerce doktor, yardım görevlisi ve çocuğun da bulunduğu binlerce Filistinli, ‘terör şüphelisi’ olarak meşru bir şekilde tutuklanan ‘mahkumlar’ olarak kabul edilirken, Hamas’ın elindekiler rehine oluyor.
Yine bu dev yalana göre, İsrail hükümeti ateşkesten önce bazıları İsrail bombaları altında can veren rehinelerin gerçek akıbetine olan duyarsızlığını ortaya koyacak şekilde daha fazla bomba atmakla meşgulken, rehinelerini kurtarmak için Gazze'yi yerle bir etmek zorunda kaldı.
Bu devasa yalanda, Gazze'nin yağmalanması, insani yardımların engellenmesi ve 2,3 milyon Filistinlinin karşı karşıya kaldığı kıtlık, sanki sihirle 'meşru' ve 'orantılı' hale geliyor. Oysa gerçekte Filistinlileri komşu Sina Yarımadası topraklarına veya Arap dünyasındaki diğer yerlere göç etmeye zorlamak amacıyla, bölgeyi yaşanmaz hale getirme stratejisinin bir parçasından ibarettir.
Ve 'ateşkes' yalanı bu devasa yalanın içine kusursuzca oturuyor.
Bu devasa yalan, Biden'ın 7 Ekim 2023'ün ertesi günü Netnayahu'yla yapılacak tek bir telefon görüşmesiyle devreye sokulabilecek bu 'ateşkesi' elde etmek için 'çok çaba harcadığını' söylüyor. 'Zor kazanılmış' ateşkes, geçen yılın mayıs ayında da aynı şartlarla masaya yatırılmıştı ancak İsrail'e soykırımını gerçekleştirmesi için daha fazla zaman tanımak amacıyla ertelenmek zorunda kalmıştı.
Ve dev yalan, Biden ve Trump'ın bu ateşkesi ‘kopararak’ gerçekleştirdiği ‘diplomatik darbeyi’ kutlarken, bir yıldan fazla süredir bu ateşkesi talep eden Batı'daki milyonlarca protestocu iftiraya uğradı, polis tarafından dövüldü ve Yahudi karşıtı olma suçlamasıyla tutuklandı. Ve İsrail'in başlıca silah tedarikçisi, en ateşli savunucusu ve en tehlikeli silahlı kanadı olan Washington'u onlarca yıldır 'tarafsız bir hakem' olarak sundu.
Ve yine bu dev yalan ve X'in korunması için, Blinken'ın geçen ay görevden ayrılışı dolayısıyla düzenlediği basın toplantısında bulunan iki gazetecinin dışarı atılması gerekti. Her iki gazeteci de İmparator Biden'ın aslında en başından itibaren çıplak olduğunu belirtmişti. Bu olay, Ukrayna işgali sırasında medyanın dile getirmeye çok hevesli olduğu tutku ve öfkeyi, Gazze'de 15 aydır neden unuttuğunu, neden emre amade hareket ettiğini merak eden herkese bir cevap oldu.
Diğer gazeteciler ise, bu iki isyancıyla özdeşleştirilmeleri halinde akreditasyonlarının kaybetme korkusuyla başlarını öne eğmiş, karşılarındakiyle göz göze gelmemeyi tercih ediyorlardı. Tabi soykırımın tam ortasında, sarayın görgü kurallarına uymak gerekir.
Dev yalanın her ne pahasına olursa olsun korunması gerekir.
Sihirli toz satıcıları
Siyasetçilerin ve medyanın söylemlerinin aksine ateşkes bizi bu işin sonuna yaklaştırmıyor. Yoksulluğa sürüklenen ve acılarının sonuna gelen Filistin halkına sadece kısa bir soluklanma fırsatı sunuyor.
Bu ateşkesin, Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer ve tüm yalancıların, sihirli toz satıcılarının dev yalanını güçlendirmesine izin vermemeliyiz. Starmer, geçtiğimiz ay ateşkes anlaşmasının sağlanmasına yaklaşılırken yaptığı açıklamada, anlaşmanın Gazze halkına « daha iyi bir gelecek » sağlayacağını, buna « kendi ayakları üzerinde durabilen ve egemen bir Filistin devletinin » kurulmasının da dahil olduğunu açıklamıştı.
Gerçekten öyle mi?
Hiç kimse bu ateşkesin en iyi ihtimalle Gazze için ne anlama geldiğini düşünme zahmetine girmedi. Starmer'ın iddiası, İsrail'in kalıcı bir ateşkes sağlama isteği gibi tamamen gerçek dışı bir fanteziye dayanıyor. Ancak gerçek şu ki, bu bizi doğrudan 6 Ekim 2023'te İsrail'in Gazze'ye sert bir abluka uyguladığı, 2,3 milyonluk nüfusunu rehin tuttuğu ve temel ihtiyaç maddelerini ithal etmesini yasaklayarak, onları sürekli ihtiyaç halinde tuttuğu duruma geri götürüyor.
İsrail, hastaların yalnızca yurtdışında sağlanabilen yaşamsal tedavileri görmek üzere dışarı çıkmalarını yasakladı. İsrail ihracatı yasaklayarak ekonomiyi çökertti. Gazze halkına günde yalnızca birkaç saat elektrik kullanma olanağı sağladı ve her yerde bulunan drone sürüleri gece gündüz bu durumu gözetledi.
En iyi ihtimalle Gazze bu eski durumuna geri dönecek, ancak o tarihten bu yana İsrail'in yaşattığı yıkımın boyutuyla yüzleşmek zorunda kalacaktır. Konut yok, okul yok, üniversite yok, kanalizasyon sistemi yok. Yaralanmalar veya hastalıklar nedeniyle ciddi tedavi gerektiren çok sayıda insan var. Ve bakıma muhtaç yaklaşık 40.000 yetim bulunuyor.
Starmer'ın sözünü ettiği « en iyi gelecek » bu mu? Peki, İsrail soykırım uygulamalarını Batı Şeria'ya da aktarmakta vakit kaybetmezken Gazze'nin 'en iyi senaryodan' yararlanma şansı nedir?
Ateşkes koskoca bir yalandır, çünkü bize bu konuda anlatılan her şey yalandır. Bize İsrail'in normal, liberal bir Batı demokrasisi olduğu, İsrail'in komşularıyla barış içerisinde yaşamak istediği, İsrail ordusunun dünyanın en ahlaklı ordusu olduğu vesaire söylendi...
İsrail Devleti, yerli halkı yok ederek topraklarına el koymaya çalışan sıradan bir yerleşimci kolonisi değildir. İsrail, yerleşimci koloniler tarihi boyunca en zengin silahlara sahip, en çok korunan sömürge devletidir. Ve yerleştiği tüm coğrafyaya dayattığı yakıp yıkma politikasının sarhoşluğu içindedir.
Gerçek şu ki İsrail hakkında bize söylenen her şey yalandır. Ve bu yalan var olduğu sürece ne bir onarım, ne de bir iyileşme söz konusu olacaktır.
Jonathan COOK
Özgün kaynak: middleeasteye
(investig’action sitesinde 11 Şubat 2025 tarihinde Jonathan COOK imzasıyla yayınlanan yazıdan Türkçeleştirilmiştir https://investigaction.net/la-riviere-des-mensonges-remplit-locean-des-mensonges/ )