Skip to main content

1983 Beyrut Kışla bombalaması

Eylül 1982'de, iç savaşla parçalanmış bir Lübnan'da, BM desteği olmadan Beyrut'taki Çokuluslu Güvenlik Gücü adlı bir barış gücü kuruldu. Bu güç, Fransa'dan (2.000 asker), Amerika Birleşik Devletleri'nden (1.600 asker, iki uçak gemisi), İtalya'dan (1.400 asker) ve Britanya'dan (100 asker) gelen askeri birliklerden oluşuyordu. 1983 yılının Eylül ayında, Falanjistlerle Dürziler arasındaki çatışmalar devam ederken, Lübnan askerleri iki ateş arasında kaldılar ve başkanlık sarayının yakınlarında dar bir alanda sıkıştılar. Lübnan hükümeti ABD’den acil yardım talebinde bulundu ve ABD Beyrut’a 2000 deniz piyadesi daha gönderdi ve bunlar Beyrut Havalimanı yakınlarında geçici olarak konuşlandırıldı. Zaten Beyrut açıklarında bulunan ABD 6ncı Filosu hükümet birliklerine yardımcı olmak için Dürzilerin, Suriye askerlerinin ve FKÖ militanlarının mevzilerini bombalamaya başladı. 

23 Ekim 1983 sabahı saat 06.18 sıralarında havalimanına kargo taşıyan bir kamyon görüntüsündeki 5400 kg TNT yüklü Mercedes marka sarı renkli bir kamyonet dur ikazlarına aldırış etmeden 24. Marine Amphibious Unit’e (Deniz Amfibi Birliği - MAU) bağlı 8. Deniz Piyadeleri Alayı’nın 1nci Taburu’nun havalimanındaki kışla nizamiyesinden içeriye girdi ve barikatları aşarak doğrudan deniz piyadelerinin kaldığı binanın içerisine daldı. Bunu, o zamana kadar yeryüzünde görülen en şiddetli konvansiyonel patlama izledi ve bina tamamen çöktü. Patlamada 220’si Deniz Piyadesi, Amerikan Donanması’na bağlı 18 denizci, Kara Kuvvetleri’ne bağlı 3 asker olmak üzere 241 ABD askeri yaşamını yitirdi ve yüze yakın asker yaralandı.

Bu olaydan 20 saniye sonra 3 km uzaklıktaki Fransız kışlası (daha önce Suriye gizli servisi Muhaberat’ın kullandığı Poste Drakkar) saldırıya uğradı. Altı katlı bina çöktü ve 1nci ve 9ncu Paraşütçü Avcı Alayı’ndan 58 Fransız askeri yitirdi ve 15’i ise yaralandı.

ABD Deniz Piyadelerine yönelik saldırıyı çevreleyen olaylar dizisi somut bir şekilde belirlenmiş olsa da, Fransızlara yönelik saldırıya ilişkin iki farklı teori ileri sürüldü. Hükümetin sürümü, hiçbir bir izi bulunamayan bir bombalı kamyonun varlığını ileri sürerken, yıkıntılara ait fotoğrafların incelenmesi uzmanların binanın altında patlayıcıların varlığını tespit etmesiyle sonuçlandı. O gün nöbet postalarında görev alan paraşütçüler herhangi bir intihar kamyonunun yaklaştığını görmediklerini belirttiler. Daha önce Suriye gizli servisi tarafından kullanılan binanın mayınlanmış olması da söz konusu olabilirdi ancak bu varsayım yürütülen soruşturma sırasında çürütüldü. Birçok çatışma bölgesinde olduğu gibi Beyrut kentinin altında da birçok yeraltı geçidi ve tünel bulunuyordu. Bu nedenle patlayıcıların saldırıdan birkaç saat önce yerleştirilmiş olması muhtemeldi.

Olaylardan 10 dakika sonra Fransız Haber Ajansı AFP’yi telefonla arayan bir kişi, « operasyon İran Devriminin dünya’daki emperyalist güçlere yönelik savaşının bir parçasıdır. Çok uluslu güç de dahil olmak üzere emperyalizme karşı savaşımız sürecek! » diyerek, saldırıyı İslami Cihad örgütü adına üstlendi. Bir süre sonra, « Özgür İslami Devrimci Hareket » adlı bir başka örgüt yine AFP’yi arayarak saldırıyı üstlendi ve intihar eylemcilerinin kimliklerini açıklayarak kendilerini Suriye’nin desteklediğini ve eylemlerin Beyrut’un tamamen Müslümanların denetimine geçene dek devam edeceğini söyledi. Bazı yerel Lübnan radyoları da saldırının İran tarafından planlandığını iddia etti.

ABD istihbarat birimleri saldırının arkasında kimlerin bulunduğunu tam olarak tespit edemedi. Yapılan çalışmalarda, bombaların hazırlanmasında FKÖ’nün bomba uzmanı olan bir kişinin ve Şii örgütü olan Dava’nın bir üyesinin bulunduğu iddia edildi. ABD, İslamî Cihad ve İslami Direniş örgütlerinin Hizbullah’ın bir yan örgütü olduğunu düşünüyordu. Ancak, iddialarda yer alan yapılan suçlamaların hiçbirisi taraflarca kurumsal olarak kabul edilmedi.

Hizbullah hiçbir zaman İslami Cihad ve İslamî Direniş örgütleriyle organik bir bağı olduğunu kabul etmemiş olsa da, her fırsatta İsrail ve ABD’ye yönelik eylemleri desteklediğini, eylemcilere saygı duyduğunu ve kendilerinden çok üstün olan işgalci güçlere karşı direnmek için izlenecek silahlı mücadeleden başka bir yol bulunmadığını dile getiriyordu.

Sonraları, o dönem Lübnan’da çok geniş bir istihbarat ağı olan İsrail istihbarat örgütü MOSSAD’ın saldırılardan haberdar olduğu ve kendi birimlerini Mercedes marka bir kamyonla çok miktarda patlayıcı yüklenerek bir saldırı düzenleneceği konusunda ikaz ettiği öne sürüldü. İddialara göre MOSSAD, ABD’nin Lübnan’da İsrail’in hareket serbestisini kısıtlaması gerekçesiyle cezalandırılmasını sağlamak ve ABD’nin Arap ülkeleri ile ilişkileri baltalamak amacıyla, Lübnan’daki CIA bürosuna saldırı olasılığına ilişkin bilgiyi tam olarak aktarmamıştı.

Lübnan ordu yetkilileri ise saldırıdan birkaç hafta önce ABD üssüne bir saldırı düzenleneceğine ilişkin bilgileri Amerikalı yetkililere ilettiklerini iddia ettiler. Saldırıya uğrayan birliğin komutanı ise, bu tür ihbarların yoğun bir şekilde geldiğini ve artık alışıldık sıradan haberler olarak kabul edildiğini açıkladı.

Saldırıdan sonra ABD askerleri yeraltı sığınaklarına ve gemilere yerleştirildi. ABD ve Fransız hükümetleri olayın bölgedeki politikalarından bir sapmaya sebep olmayacağını ve askerlerinin bölgede kalacağına ilişkin birer açıklama yaptılar.

Misilleme olarak, Albay Jean-Claude Lorblanchés liderliğindeki DGSE'nin Eylem Birimi, 6-7 Kasım 1983 gecesi, Beyrut'taki İran Büyükelçiliği önünde patlatılmak üzere 600 kilo patlayıcıyla dolu bir Jeep kullanarak bir operasyon düzenledi. Kod adı “Opération Santé" olan operasyon, planlandığı gibi gitmedi. Alain Chouet'e göre, belki bombanın zamanlayıcısıyla ilgili bir teknik sorun ya da belki de muhtemelen kasıtlı olarak sadece bir uyarı işlevi görmesi için Jeep patlatılmamıştı.

Fransız devletinin ikinci yanıtı, 17 Kasım 1983'te düzenlenen “Opération Brochet”ti: Uçak gemisi Clemenceau'dan havalanan Fransız Donanmasına bağlı sekiz Super-Étendard savaş uçağı, Bekaa Vadisi'ndeki İslam Devrim Muhafızları ve Hizbullah'ın bir mevzisi olan Şeyh Abdullah kışlasına bir baskın düzenledi. Açık kaynaklara göre, belirlenen hedeflere yaklaşık otuz bomba atıldı ve bu bombalar yaklaşık on Şii militan ve bir düzine İran askerinin ölümüne neden oldu. Ancak herhangi bir askeri müdahaleye karşı tavrıyla bilinen Dışişleri Bakanı Claude Cheysson'a yakın bir Fransız diplomatın sızdırdığı bir haberle karşı taraf baskın konusunda uyarıldığı için kışladakilerin çoğu dışarı çıkma olanağı bulmuştu.

8 Mart 1985'te CIA, Amerikan birliklerine yönelik yapılan saldırıya misilleme olarak kendisine yakışan bir bombalı araç saldırısı düzenledi. Saldırının temel amacı, Lübnan Şii nüfusu arasında etkili bir dini isim olan ve bu olaylarla bağlantısı olmamasına ve intihar saldırılarına karşı çıkmasına rağmen Hizbullah'a yakın olan Muhammed Hüseyin Fadlallah'ı öldürmekti. Cuma namazından dağılan cami cemaatinin sokakları doldurduğu bir saatte, 200 kg dinamite eşdeğer patlayıcı yüklenmiş bir araç Fadlallah’ın evinin elli metre uzağında infilak ettirildi. Seyyid Fadlallah saldırıdan kurtuldu ancak şiddetli patlama sonucunda çoğu mahalle sakini kadın ve çocuk 80 sivil öldü ve 256 kişi yaralandı. 

(internetteki çeşitli açık kaynaklardan derlenmiştir)