Tazult'tan Bayrampaşa'ya
Siyasal ve toplumsal yapıları birbirine benzeyen kimi ülkelerin tarihlerinde yaşanan bazı siyasi olaylar ilginç bir şekilde birbiriyle benzeşebilmektedir. Emperyalist boyunduruğun gölgesinde askeri vesayetin etkisi altındaki ülkelerin istihbarat örgütleri ülke siyasetini kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek üzere farklı yasadışı yönlendirmeleri kurgulayabilmektedir. Sürecin sıcaklığı içerisinde bu durumun hemen farkına varılamasa da, geçen yıllar içerisinde daha salim kafayla olaylar bağlamlarında ayrıntılı olarak değerlendirildiğinde bazı « güçlü şüpheler » ya da en basitinden soru işaretleri ortaya çıkabilmektedir.
1992’de bağımsızlık sonrası askeri vesayetin uzun süre siyasetin merkezine çöreklendiği Cezayir'de 200 bin kişinin öldüğü kanlı iç savaşın başlangıç döneminde, rejim yanlıları ülkenin siyaset sahnesine yavaş yavaş egemen olan İslamcı hareketi « şeytanlaştırarak » meşru ve silahlı bir devlet düşmanı haline getirmek ve 1992’deki askeri darbeye « terörle mücadele » ekseni üzerinden meşruluk kazandırmak üzere bir firar komplosu düzenlemesi, benzer sorgulamaları yapmamıza neden olabilmektedir.
Herkesin bildiğinin tersine, Cezayir’deki köktendinci terör olgusu İslami Selamet Cephesi yani FİS’in seçimi kazanmasından ve askeri darbeden daha önce başladı. 1981'de Başkent Alger’nin güneyindeki El-Achour Camii’nde vaaz veren Mustafa Buyali tarafından silahlı mücadele vermek üzere on altı hücreden oluşan bir örgüt olan Silahlı İslami Hareket (MİA) kuruldu. Grup, Cezayir topraklarını on bölgeye bölerek önemli miktarda silah temin etti. Yetkililere on üç maddeden oluşan bir muhtıra göndererek Cezayir'de İslam cumhuriyeti kurmayı hedefleyen doksan dokuz bölümlük bir kılavuz geliştirdi. 27 Kasım 1991 tarihinde Cezayir Ulusal Halk Ordusu askerleri, ülkenin Güney-Doğusunda yer alan Guemmar’da, militanları Afganistan’da eğitim görmüş köktendinci grubun üyelerince katledildi. Bu ilk geniş kapsamlı saldırı, ülke içinde iktidarı ele geçirip, dine dayalı bir devlet kurmayı hedefleyen, eğitimli ve örgütü silahlı yapıların var olduğunu ortaya koydu. Saldırıyı düzenleyen örgüt Silahlı İslami Hareket MİA idi. Bu örgüt, ideolojik ve siyasal anlamda, İslami Selamet Cephesi’nin (FİS) önde gelen kurucu ve yöneticilerinden olan Abassi Madani ve Ali Benhadci tarafından kaleme alınmış ve köktendinci gruplar için 22 maddeden oluşan emirlerin yer aldığı « Cezayir’de Cihad » adı verilen bir belgeden esinleniyordu.
Aralık 1991’de, FİS’in açık arayla kazandığı seçimin ilk turunun sonuçları açıklandıktan sonra hükümet demokrasiyi askıya alarak seçimleri iptal etti. Cumhurbaşkanı Şadli Bencedid istifaya zorlandı ve sürgündeki Muhammed Budiaf geri çağrılarak ülkenin yeni Cumhurbaşkanı olarak atandı. 30.000’e yakın FİS üyesi tutuklandı ve bunların birçoğu bu iş için özel olarak düzenlenen, Sahra Çölü’ndeki toplama kamplarına gönderildi. Bu kampların birçoğu yakın geçmişte Fransa’nın nükleer denemeler yaptığı yoğun radyoaktif kalıntıların olduğu bölgelerde kuruldu. Sakalı olan vatandaşlar FİS taraftarı olarak tutuklanma kaygısıyla sokağa çıkmaya korkuyorlardı. 4 Mart’ta FİS’in yasaklanması ve binlerce üyesinin tutuklanması sonucunda, kısa sürede farklı silahlı İslamcı gruplar ortaya çıktı ve Cezayir hükümetine ve destekçilerine karşı silahlı mücadele vermeye başladı. Bu grupların öne çıkanları kırsalda üslenen Silahlı İslami Hareket (MİA) ve kent gerilla savaşı yürüten Silahlı İslami Grup (GİA) idi.
GİA’nın diğer birimlerince de benimsenen « Kana kan, yıkıma yıkım, ne ateşkes, ne diyalog, ne de uzlaşma! » sloganını benimseyen Katibat el-Mawt (Ölüm Tugayı) adında uzman bir birimi oluşturuldu. 1992’de kurulan GİA’nın amacı MİA örgütünü yeniden canlandırmak ve etkinlik alanını ulusal sınırların geneline yaymaktı. Askeri komutanlık (emirlik) kurumunun yönetimi altında, meclis ve şura gibi siyasal yapılar, katibe ve şeria adında da askeri birimler bulunuyordu.
1994 yılında hükümetle FİS yöneticileri arasında pazarlık görüşmeleri sürerken ve GİA, FİS ve taraftarlarına karşı savaş ilan ederken, MİA ve diğer farklı küçük gruplar FİS’e bağlı İslami Selamet Ordusu’nu (AİS) oluşturmak üzere bir araya geldiler.
MİA 1987 yılında ordu tarafından öldürülen Mustafa Buyali tarafından kurulan etkinliğini yitirmiş bir hareket iken, 1991’de yeraltında yeniden örgütlenen yeni MİA’ya Cezayir Ordusu’nun gizli servisi DRS’nin (Güvenlik ve İstihbarat Birimi) ajanları sızdırılmıştı. Daha sonra yapılacak askeri darbenin altyapısını oluşturmak üzere, DRS bu örgüt üyelerinin hizmetine arabalar verdi, kimi bildirilerini bizzat kendisi basıp dağıttı ve kamuoyunun tanıdığı aydınların yer aldığı hedeflerden oluşan bir kara listenin hazırlanmasını sağladı.
10 Mart 1994 tarihinde, çoğunluğu İslamcılardan oluşan, 280’i idam mahkumu 1200’e yakın tutsak Batna’daki Tazult hapishanesinden firar etti. Hapishane personelinin de yardımıyla desteklenen GİA üyesi bir İslamcı komando birimi hapishaneye baskın düzenledi ve mahkumları serbest bıraktı. Bu firar İslamcı militanlar için bir başarı olarak sunulsa da, zamanla bu firarın GİA hareketi içerisine ajan sızdırmak üzere örgütlendiği ortaya çıktı.
1994'te, hükümet ile ev hapsindeki FİS liderleri arasındaki müzakereler sürerken, GİA, FİS'e ve destekçilerine savaş ilan etti; MİA ve çeşitli küçük gruplar ise FİS'e bağlı İslam Kurtuluş Ordusu'nu (AİS) kurmak için yeniden bir araya geldi.
1995'te görüşmeler kesildi ve ordunun adayı General Liamine Zeroual'in kazandığı yeni bir seçim düzenlendi. GİA ile AİS arasındaki çatışmalar yoğunlaştı. Sonraki yıllarda, GİA, tüm köyleri hedef alan bir dizi katliam gerçekleştirdi ve 1997'de, yeni kurulan ordu yanlısı bir parti olan Ulusal Demokratik Birlik’in (RND) kazandığı parlamento seçimleri sırasında zirve noktasına ulaştı. Her iki tarafın da saldırısı altında olan AİS, 1997'de hükümetle tek taraflı ateşkese giderken, GİA yeni katliam politikası sonucunda parçalandı. 1999 yılında ülkenin başına karabasan gibi çöreklenecek olan Abdülaziz Buteflika'nın (82 yaşına ve 2019 yılına kadar yönetimde kalan!) yeni cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından, çoğu savaşçının affedilmesine ilişkin bir yasa çıkarıldı ve bu da göreceli olarak istikrarlı bir ortamın oluşmasını sağladı.
Cezayir'deki 1990'ların başındaki siyasi kriz ve iç savaş sürecinde istihbarat örgütlerinin rolü, özellikle ordunun İslami hareketi kontrol altına alma ve meşruiyetini zedelemeye yönelik operasyonları, karmaşık bir manipülasyon örneği sunmaktadır. Bu bağlamda, 1994'teki Tazult Hapishanesi firar olayı, bu coğrafyada da istihbarat servislerinin kanundışı yöntemlerle siyasi mühendislik yaptığının çarpıcı bir kanıtıdır.
GİA üyesi olduğu iddia edilen 1200 mahkûmun firarı, DRS tarafından örgütlendi. Firar, GİA'nın bir başarısı gibi sunulsa da, asıl amaç GİA içine daha fazla ajan sızdırmak ve örgütü daha saldırgan eylemlere yönlendirerek kamuoyu nezdinde itibarsızlaştırmaktı. Böylece kamuoyu nezdinde ordunun « kaosla mücadele » rolü pekişecekti.
DRS’nin bu stratejisiyle şiddet sarmalı giderek etkisini arttırdı. DRS'in GİA'yı beslemesi, sivillere yönelik katliamların (köy yakmalar, toplu infazlar) artmasına neden oldu. Örneğin, 1997'deki Bentalha ve Rais Katliamları'nda yüzlerce sivil öldürüldü. Bu eylemlerin çoğu DRS kontrolündeki GİA hücrelerince yapıldı. 1992-2002 yılları arasında derinleşen iç savaş sırasında yaklaşık 200 bin kişi öldü. Kurbanların çoğu, rejim güçlerince katledilen sivillerdi. İşkence ve tecavüz, « caydırıcı silahlar » olarak sistematik biçimde kullanıldı.
Fransa ve ABD, ordunun insan hakları ihlallerine rağmen Batıyla uyum içerisinde hareket eden Cezayir rejimini destekledi. Fransa, darbecileri korumak için siyasi ve askeri yardım sağladı.
Cezayir örneği, istihbarat örgütlerinin « düşman yaratma » stratejisiyle siyasi çıkarlarını nasıl koruduğunu gösterir. DRS'in GİA'yı besleyip şiddeti tırmandırması, ordunun iktidarını sürdürmek için kontrollü kaos yöntemine başvurduğunu ortaya koyar. Bu tür manipülasyonlar, sömürge sonrası ya da yeni sömürge toplumlarda demokratik geçişlerin neden sekteye uğradığını anlamak açısından kritiktir.
Çok daha farklı bağlamlar içerisinde olmamıza karşın, istihbarat örgütlerinin « kolaylaştırdığı » firarlar yoluyla devrimci harekete ajan sızdırma yöntemi bizde de kullanılmış olabilir. 1989 firarları sonrası en dinamik sürecindeyken devrimci hareketin her türlü hileye başvuran darbecilerin girişimiyle bölünmesi, bu bölünme sürecinde peş peşe yaşanan kanlı operasyonlar, kolayca indirilen darbeler bu şüphemizi daha da güçlendirmektedir.