Amerikan bombaları hiçbir zaman kimseyi özgürleştirmedi
İran halkı, Washington'ın özgürleştireceğini iddia edip sonra köleleştirdiği halkların çoğu gibi, Amerikan boyunduruğundan tümüyle kurtulmaya niyetlidir. Bunun dışındaki her şey, kılık değiştirmiş bir emperyalizmden başka bir şey değildir.
İran halkının şu an için başına gelebilecek en kötü şey Amerikan « yardımıdır ».
Protestocular Tahran sokaklarını doldururken, Donald Trump « Amerika Birleşik Devletleri’nin yardıma hazır olduğunu » ilan ediyor ve askeri saldırı tehdidinde bulunuyor. Siber saldırılar ve uçak gemilerinin konuşlandırılması da dahil olmak üzere « saldırı seçeneklerini » değerlendirirken, Amerikan imparatorluğu Tomahawk füzeleri ve Delta Force baskınları biçimi altında İran'a özgürlük yağdırmaya hazırlanıyor. Oysa Amerikan işgaliyle hiçbir ülke özgürleşmedi: ne Irak, ne Afganistan, ne Libya, ne de Amerikan « demokrasisi » tarafından vurulan başka bir ülke. Aslında, Amerikan bombalarının getirdiği tek şey, bir zamanlar ülke olarak anılan yerin kaynakları, siyaseti ve dumanı tüten kalıntıları üzerindeki Amerikan tahakkümüdür.
Bu aldatmaca zaman içerisinde dünya çapında tekrar tekrar yaşanıyor: Saddam, Kaddafi, Esad, Maduro, Hameney… İktidardaki adamlar sözde acımasız rejimleri yönetiyor. Her seferinde, ezilenleri belirleyen, insani amaçlara önem veriyormuş gibi yapan, askeri müdahalede bulunan, kukla bir yönetim yerleştiren, kaynakları sömüren ve buna özgürlük adını veren Amerika'dır. Amerika Birleşik Devletleri'nin vahşeti sadece başka yerlerde görmesi ve on yıllardır çocuklara yönelik insansız hava aracı saldırılarının ve soykırımcılara yapılan silah yardımlarının garip bir şekilde özgürlük olarak geçiştirildiği kendi ülkesinde asla görmemesi şaşırtıcıdır.
Yaklaşım her zaman aynıdır: ülke içinde bir direniş ortaya çıkar, Amerikan istihbarat teşkilatları bunu güçlendirir, medyanın ilgisi artar, vahşet öyküleri dolaşıma sokulur (bazıları doğru, bazıları abartılı, bazıları uydurma), liberal uluslararasıcılar insan hakları konusunda endişelenir, rejim değişikliği olasılığı neo-muhafazakarların ağzını sulandırır ve aniden herkes bir şeyler yapılması gerektiği konusunda hemfikir olur. Bu yapılacak şey her zaman yalnızca Amerikan çıkarlarına hizmet eden bombalardır.
Örneğin, Trump'ın İran için bir provası niteliğinde olan Venezuela'yı ele alalım. Venezuelalıları Maduro'nun diktatörlüğünden kurtardığını iddia ediyor.
Oysa bugün Venezuela petrolünü kim kontrol ediyor? Venezuelalılar değil. Trump, petrole savaş ganimeti gibi el koydu: yeraltından milyonlarca varil hemen çıkarıldı ve Amerikan şirketleri, aktif olarak yağmaladıkları bir endüstriyi « yeniden inşa etmek » üzere sözleşmeler imzalamaya koştu. Aynı şekilde « AMERİKAN VE VENEZUELA HALKLARININ İYİLİĞİ İÇİN VENEZUELA’NIN PETROL GELİRLERİNİ KORUMAK » başlıklı bir başkanlık kararnamesi imzaladı. Kimden koruyacaklar? Ve Amerikalıların kendilerine ait olmayan bir petrol üzerinde neden hakları olsun ki?
Ve şimdi, bu operasyonu İran'da tekrarlamayı planlıyor.
Trump'ın tehditleri, İranlı protestoculara yardım etme kaygısını taşımamaktadır. Stratejik olarak kendini konumlandırmak ve Çin ile Rusya'ya Amerikan egemenliği hakkında bir mesaj göndermekle ilgilidir, İran’daki protestolar bahane, insani kaygılar bir örtüdür ve amaç denetimdir. Amerikan « özgürleştirme »si aslında İranlıların öldürülmesi, halkın hayatta kalması için gerekli olan altyapının yok edilmesi, yaygın savaşın ekonomik çöküşe yol açması, bölgesel çatışmanın Irak, Suriye ve Lübnan'a yayılması ve sonunda, 45 yıldır Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan ve gençliğinden beri İran'a ayak basmamış olan Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi gibi birinin iktidara getirilmesi anlamına geliyor. Pehlevi ABD onaylı politikadan ve ABD tarafından yönetilen sömürüden başka bir şeyi temsil etmiyor.
Ancak sokaklara dökülen İranlılar Amerikan müdahalesini istemiyorlar, füzeler veya Amerikan işgalcileri yoluyla rejim değişikliği yapılması için yalvarıp yakarmıyorlar. Ekonomik çöküş, yolsuzluk ve temel ihtiyaçların karşılanamaması gibi meşru şikayetler nedeniyle kendi hükümetlerinden hesap sorma haklarını kullanıyorlar. Venezuelalılar Maduro'ya karşı örgütlendiklerinde Amerikan işgalini istemiyorlardı. Filistinliler direndiklerinde işgalci için daha fazla Amerikan parası ve silahı talep etmiyorlar. İnsanlar, nerede olurlarsa olsunlar, yöneticilerine karşı ayaklandıklarında, kendilerine hizmet etmesi gerekenlerden hesap soruyorlar, imparatorluğu kendilerini sömürgeleştirmesi için davet etmiyorlar.
Çoğu durumda, Amerikan müdahalesi zaten çekilen acının ana nedenlerinden biri olmuştur. İranlı protestocuların karınları aç çünkü on yıllardır süren Amerikan yaptırımları ekonomilerini çökertti. İnsanları sokaklara iten şey yaşanan ekonomik yıkımdır. Bu, sıradan İranlıları hükümetlerini devirene kadar yoksullaştırmak için tasarlanmış Amerikan toplu cezalandırma politikasıdır. Küba ekonomisi özellikle ülkenin ticaret yapmasını, uluslararası bankalara erişmesini ve gıda ve ilaç ithal etmesini engelleyen Amerikan yaptırımları nedeniyle çöktü. Yine bu yaptırımlar, Trump'ın ülkeyi kıtlıktan kurtarma bahanesiyle işgal etmesinden çok daha önce Venezuelalıları aç bırakmıştı. Trump itfaiyeci kılığına girmiş kundakçı rolündedir.
Filistinliler, Amerikan silahlarıyla ve parasıyla beslenen ve Amerika’nın diplomatik desteğiyle süregelen İsrail işgali altında zulüm görüyor. Gazze'ye atılan bombaların çoğu « Made in USA » etiketli ve her etnik temizlik eylemi Amerikan yardımıyla finanse ediliyor. Biz direndiğimizde terörist olarak etiketleniyoruz. Protesto ettiğimizde antisemitizmle suçlanıyoruz ve hesap sorduğumuzda çok fazla şey istediğimiz söyleniyor. Eziyeti ortaya çıkaran, sonra da daha fazla müdahale, şiddet ve kontrol yoluyla onu « çözmeyi » öneren yine aynı Amerikan imparatorluğudur. Bu, uygarlık ölçeğinde korumacı kılıklı bir gasptır: bacaklar kırılıyor, sonra koltuk değneklerinin bedeli isteniyor. Yaptırımlarla açlık dayatılıyor, sonra da geçim kaynağı sağlama bahanesiyle işgal gerçekleştiriliyor. Öldüren bombalar tedarik ediliyor, sonra da direniş kınanıyor.
Bir Filistinli olarak, halkların liderlerine karşı ayaklanmasını anlıyorum. Ancak sonuç olarak, yolsuzluğa batmış bir işbirlikçi olan Abbas'ı Amerika tarafından « kurtarılmaya » tercih ederim. Onu o kadar da kabul edilebilir bulmuyorum (işgalci güçlerle işbirliği yapan, direnişi bastıran ve halkı acı çekerken zenginleşen bir ikiyüzlü), ancak bu bizim sorunumuz, oysa Amerikan işgali on yıllarca sürecek bir emperyalist boyunduruk anlamına gelir. Venezuelalılar, İranlılar, Kübalılar ve Amerikan « özgürlüğü » tarafından hedef alınan diğer tüm halklar aynı ikilemle karşı karşıya: acımasız bir lider mi yoksa Amerikan müdahalesi mi, Hamaney mi yoksa Trump mı, Maduro mu yoksa Amerikan işgali mi, Esad mı yoksa Amerikan bombaları mı?
Ancak bu yapay bir ikili seçimdir. İran halkı Hamaney ve Trump arasında seçim yapmıyor; ikisinin de sunmadığı bir şey için mücadele veriyor: kendi kaderini tayin etme hakkı. Sokaklardalar çünkü karınları aç, enflasyon ekonomilerini mahvetti ve rejim başarısız oluyor. Kendi şartlarında ve sorumluluğunu kendilerinin üstlenecekleri bir değişim istiyorlar. Trump'tan ülkelerini işgal etmesini istemiyorlar, Amerikan bombaları için yalvarmıyorlar. Onlar, hükümetlerinin daha iyisini yapmasını veya kendi başlarına yeni bir hükümet kurma haklarını kullanmalarını talep ediyorlar.
Kurtuluş ülke dışından gelmez. Savaşa tapan Beyaz Saray'daki o beyaz adamlar tarafından bahşedilemez. Bu dünyaya hükmettiğini iddia edenlerin bir armağanı değil, insanların kendi elleriyle sahip oldukları bir şeydir. Aksi takdirde, bunun adı kurtuluş değildir.
İranlıların şu anda gerçekten ihtiyaç duyduğu şey, Amerika Birleşik Devletleri'nin yokluğudur.
On yıllardır İran ekonomisini boğan ve rejim seçkinlerinin yaptırımların etrafından dolaşmak için çözüm yolları bulurken, halkını umutsuzluğa sürükleyen yaptırımları kaldırmalılar. İran'ı çevreleyen bölgesel rakipleri silahlandırmaya, komşu ülkeleri işgal etmeye, İranlı bilim insanlarını ve generalleri öldürmeye, İran’ın altyapısını bombalamaya ve hangi İran hükümetinin meşru olduğuna karar verme yetkisine sahip oldukları iddiasına son vermeliler. İranlıların kendi sorunlarını kendilerinin çözmesine izin verin.
Amerika Birleşik Devletleri'nin mutlak güçten başka bir ideolojisi ve küresel egemenlikten başka bir kaygısı yoktur. Amerika Birleşik Devletleri, İranlıların özgürlüğünü, Venezuelalıların, Filistinlilerin veya herhangi başka bir halkın özgürlüğü kadar önemsiyor.
Koyun postuna bürünmüş kurttan ziyade gerçek kurt daha iyidir; kendi aşağılık, yozlaşmış ve acımasız liderim, vekaleten yöneten ve topraklarımızı, hayatlarımızı ve kaynaklarımızı çalarken demokrasiyi savunduğunu iddia eden, bizi Batı sermayesine ve askeri üslerine tabi kılan Amerikan imparatorluğundan daha iyidir.
Bütün dünya, şu anda sokaklarda gösteri yapan İran halkının cesaretine hayran. Bu mücadeleden galip de çıkabilirler, mağlup da, çünkü devrimler belirsiz, tehlikeli ve zorludur, ancak kesin olan bir şey var ki Amerikan bombaları onları özgürleştirmeyecektir. Halkın özgürlük mücadelesi, sömürgeleştirme için bir bahane olarak kullanılmamalıdır. Trump, halkın atılımını Amerikan çıkarlarına hizmet etmek için kullanacak, halkın çıkarlarına değil; yardım ediyormuş gibi yaparak altyapıyı yok edecek; kurtarıyormuş gibi yaparak halkları katledecek; kuklasını iktidara getirecek ve bunu demokrasi olarak adlandıracak.
İranlılar baskıdan ve Amerikan « özgürlüğünden » daha iyisini hak ediyor. Kendi yollarını çizecek olan İranlılardır, Washington değil. Yakınmaları meşru, protestoları ve hükümetlerinden hesap sorma talepleri haklıdır. Amerikan müdahalesi değil, kendi kaderlerini tayin etme hakkı istiyorlar; tam da Amerika'nın desteklediğini iddia ettiği ama karşı çıkmak için elinden gelen her şeyi yaptığı şey.
İran halkı, Amerika Birleşik Devletleri'nin özgürleştirdiğini iddia ettiği ancak daha sonra boyunduruk altına aldığı topraklardaki halkların çoğu gibi, Amerikan boyunduruğundan kurtulmaya kararlıdır. Bunun dışındaki her şey, kılık değiştirmiş emperyalizmden başka bir şey değildir.
AHMAD İBSAİS
(İnvestig’action.net sitesinde 15 Ocak 2026 tarihinde Ahmad İBSAİS imzasıyla yayınlanan Fransızca yazıdan Türkçeleştirilmiştir https://investigaction.net/les-bombes-americaines-nont-jamais-libere-personne/)