Skip to main content

Running Business

13 milyon koşucuyla Fransızlar hiç bu kadar çok koşmamıştı. Fransa’da yapılan son yıllık Spor ve Sağlık Barometresi araştırması, 2020 sağlık krizinden bu yana koşu sektörünün sürekli bir büyüme gösterdiğini teyit ederek, yaşam tarzı alışkanlıklarında kalıcı bir değişimi doğruluyor. Uzun zamandır bireysel ve zorlu bir spor olarak kabul edilen koşu, artık gerçek bir toplumsal gösterge olarak kendini dayatıyor. Fransa’da son on yılda koşucu sayısı % 60 oranında arttı. Kovid dönemindeki zorunlu karantina bir tetikleyici görevi gördü ve ivme sürekli yükselerek sağlık, özgürlük ve sadelik arayışıyla kalıcı bir şekilde yerleşti.

Kent parklarında olduğu kadar kırsal yollarda da koşucu sayısı hızla artıyor. Sabah koşusu bir halk sağlığı uygulaması, neredeyse bir ritüel haline geldi. Her beş Fransızdan biri haftada en az bir kez koştuğunu söylüyor.

Koşu sporunun bu kadar çekici olmasının nedeni, erişilebilir basit bir denkleme uymasıdır: az ekipman, az kısıtlama, birçok fayda. Başlamak için ihtiyacınız olan tek şey bir çift ayakkabı. Koşu her programa uyum sağlıyor ve stres (koşucuların % 72'si « kendini daha iyi hissetmek » ve % 58'i « stresi yönetmek » için koştuğunu söylüyor), uyku ve fiziksel zindelik üzerindeki olumlu etkileri hızlı bir şekilde ortaya çıkıyor. Akıllı saatlerin ve antrenman takip uygulamalarının yaygın kullanımı da bunda önemli bir rol oynadı. Bu elektronik araçlar her bir koşuyu ölçülebilir, motive edici ve hatta bazen eğlenceli bir deneyime dönüştürüyorlar.

Koşu sektörünün yükselişi kendini sadece kaldırımlarda göstermiyor, topyekun bir ekonomiyi besliyor. Yıllık % 12 büyüme ve 2024 yılında tahmini 1,8 milyar € gelirle koşu sektörü tam bir patlama yaşıyor. Satışları artırmak için ekipman üreticileri sürekli olarak yenilik yapıyor: karbon plakalı tabanlar veya ultra yastıklı ayakkabılar (teknik ayakkabı satışları beş yılda %35 arttı), nefes alabilen kumaşlar ve daha fazlası. Uluslararası alanda isim yapmış ünlü markalar yüksek performanslı ekipmana yatırım yapmaya hazır, talepkâr bir topluluğu cezp etmek için alabildiğine rekabet ediyorlar.

Koşu alanında düzenlenen ve sayıları gün geçtikçe artan etkinlikler de bu artıştan payını alıyor ve yarışlara yapılan kayıtlar kısa sürede bitiyor. Maratonlar, yarı maratonlar, patika koşuları için dağıtılan yarış numaraları saatler içinde tükeniyor.

Fransız spor endüstrisi birliği Union Sport & Cycle adına BVA tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 18 yaş ve üzeri 13,5 milyon Fransız son on iki ayda en az bir kez koşu yaptı. Bu sayı, katılımda önemli bir artışı temsil ediyor. Bu koşucular arasında üç kategori ayırt edilebilir: düzenli koşan koşucular (haftada en az bir kez), toplam 5 milyon Fransız; ara sıra koşan koşucular (haftada birden az), 3,9 milyon kişi ve son olarak, koşuyu başka bir sporu tamamlayıcı olarak yapanlar, 4,6 milyon kişi.

Ayrıca, koşucular arasındaki erkek ve kadın dağılımı dengede olup, oran % 51’e % 49'dur.

Paris Maratonuna katılım kayıtları koşudan 6 ay önce tükendi. Bu da koşuya yönelik olan inanılmaz ilgiyi açıkça ortaya koyuyor. Fransız Atletizm Federasyonu'nun yıllık barometresine göre, « 2025 rekorların kırıldığı bir sezondu ». Yol koşusu, patika koşusu ve kros yarışlarında 2024'e kıyasla  %40'lık bir artış yaşandı. Fransa'da bir yılda toplam 13.320 yarış düzenlendi, bu da 2015'ten bu yana % 25'lik bir artışa karşılık geliyor. « Bu gerçek bir toplumsal olgu. Daha önce, yarışmanın çok daha seçkinci bir imajı vardı. Şimdi insanlar performansa odaklanmadan, sadece bir deneyime katılmak için yarış numarası takıyorlar ». Ayrıca artık daha fazla kadın katılımcı var: 10 yılda, yarışları tamamlayabilen kadın koşucuların sayısı % 28'den % 37'ye yükseldi. Bununla birlikte, koşuyla ilgili açık bir cinsiyet ilişkisi de var. Fransız Spor ve Bisiklet Birliği'nden Virginie Caillet, « koşmanın zihinsel yükü ev içerisinde hâlâ büyük ölçüde kadınlar tarafından taşınıyor, » diyor, « bu da bir maratona hazırlanmanın zaman alıcı süreciyle daha az uyumlu .» Tüm çalışmalar, kadınların kendilerini küçümseme eğiliminde olduğunu, erkeklerin ise tereddüt etmeden maratona kaydolduğunu gösteriyor.

Koşu pazarı futbolu da aşarak rekorlar kırıyor

Les Échos'un haberine göre, artık yarış numarası almak, bitiş çizgisine ulaşmaktan daha zor hâle geldi. Önceleri, yarıştan bir gün önce kolayca kayıt olabilinirken şimdi, küçük etkinlikler için bile kayıt numarası almak artık zorlaşıyor. Ve üstelik katılımcı olmanın bedeli de fırladı! La Dépêche’e göre, sadece üç yılda kayıt ücreti 45 € artarak, geç kayıt yaptıranlar için 125 €'dan 170 €'ya kadar yükseldi.

Ve dolayısıyla sektör ekonomisi de patlama yaşıyor: koşu pazarı 2023 ile 2024 yılları arasında % 10 büyüyerek 1,2 milyar  € değerine ulaştı. Ayakkabı, forma ve toplar dahil olmak üzere futbol sektörünün değeri 500 milyon €'ya bile ulaşmakta zorlanıyor. Sadece koşu ayakkabısı sektörü 900 milyon €'luk bir pazar oluşturuyor. 2024 yılında 9 milyon çift koşu ayakkabısı satıldı, bu da 2023'e kıyasla %21'lik bir artış anlamına geliyor. Bir çift ayakkabı başına ortalama fiyat: 131 €.

Peki, koşmanın amacı ne?

Ve işte tam da bu soru gündeme geliyor... Koşmanın amacı nedir? Quebec'li yazar ve maraton koşucusu Annie Perreault, « her yerden kendi küçük hikayeleriyle ve sınırlarını zorlama arzularıyla gelen bu insan selini » şöyle tanımlıyor: «Bu çok heyecan verici. Birkaç saatliğine sokakları dolduruyoruz. Hepimiz aynı gemideyiz, binlerce kalp tüm enerjisini ortaya koyuyor. Koşmak, yazmak... Aynı dürtüden kaynaklanan, bana azim ve sabır öğreten iki uygulama ».

Filozof Jean-Luc Marion ise « neden koştum? Ve bundan zevk aldım mı? » diye soruyor. « Uzun süre kendime bu soruyu sormadım, cevabı bilmediğimden değil, sormaya gerek duymadığım için. Sebepsiz yere koşmak, tıpkı zevk için açan bir gül çiçeği gibi, hiçbir şey için koşmaya eşdeğerdir. Günlük hayatta, ihtiyaçlarımızı karşılamak için çaba gösterme zorunluluğuna boyun eğiyoruz. Ama koşmak ne bir ihtiyaç ne de bir zorunluluktur. » Peki kim koşuyor? Sosyolog Olivier Bessy şöyle açıklıyor: « Bir zamanlar Çek yazar Emil Zátopek veya Fransız Alain Mimoun, işçi sınıfı kökenliydi ve bu disiplinde, sosyal kökenlerine özgü, çileci bir fiziksel bağlılık bulmuşlardı… »

« Bugün ise tipik koşucu yüksek toplumsal ve mesleki kategorilerden, serbest mesleklerden, üst düzey yöneticiler koşuyor. Bu toplumsal kesimler böylece koşuda, performansa ve güçlü sosyal tanınmaya dayalı mesleki yaşamlarının bir uzantısını buluyorlar ». Bazı yarışların yüksek katılım ücretleri olduğunu ve bazen uzun mesafeli seyahatler ve konaklamalar gerektirdiğini, dolayısıyla mali bedelinin yüksek olduğunu da unutmamak gerekir.

Koşu aynı zamanda bir kendini sunma performansı da olabilir.

Ve bu büyük gösteri, kullanıcıların atletik yeteneklerini sergilemelerine olanak tanıyan uygulamalar sayesinde mümkün oluyor. Strava'da kullanıcılar rotalarını ve performanslarını topluluklarıyla, arkadaşlarıyla veya tüm uygulama kullanıcılarıyla herkese açık olarak paylaşıyorlar. Sosyolog Bastien Soulé'nin makalesinde belirttiği gibi, 19. yüzyılın sonlarından beri modern sporun özü, performansı iyileştirmek için daha fazla ölçmek ve sınıflandırmak olmuştur.

Ancak burada, bu sınıflandırma mantığı akıllı saatlerimizi bile ele geçirmiş durumda. Ve eğer saatinizin pili bitmişse koşmanızın bir anlamı yok demektir! İzleyici olmadan performans da olmaz. Kendini ölçmeye yönelik bu yaygın eğilim, ölçümün aktivitenin kendisinden daha çok amaç haline geldiği bir kendini maksimize etme mantığının parçasıdır. Bazı kullanıcılar bu kendini sunma yolunun faydalarını baştan çıkarma veya profesyonel itibar gibi diğer alanlara dahi aktarabiliyorlar.

Bu arada, her beş çocuktan biri üç dakika bile koşamıyor. Günümüzde otuzlu yaşlarındaki bazı kişilerin akciğer kapasitesi 75 veya 80 yaşındaki birinin akciğer kapasitesine denk.

Ve sonra farklı koşmayı seçenler de var. L’Équipe dergisinde, Beaujolais Maratonu, Cognac Maratonu, Côte de Nuits'deki Grands Crus Maratonu ve Côte Chalonnaise Şarap Maratonu'na prenses, tek boynuzlu at veya tavşan kılığına girerek katılanlar var. 2026 yılındaki bir etkinliğe 8.000 kişi katıldı. Saint-Jean-de-Vaux'da koşucular, köy kasabı tarafından hazırlanan sarımsaklı kremalı salyangoz güveçleriyle karşılanıyor. İki kilometre daha ileride, 24 saat boyunca kısık ateşte pişirilen sığır eti bourguignon'un ardından maydanozlu jambon veya doğranmış Charolais sığır eti sunuluyor. Bitişte ise, yumurtalı meurette, soğan çorbası ve tam tahıllı hardallı andouillette sosisi olacak. Yarışmayı bitirenler koşmak, tatmak, paylaşmak, şarkı söylemek ve eğlenmek, gerçekten « yaşamak » istiyorlar!

2026'da koşu pazarını yeniden şekillendirecek 3 eğilim

Koşu sektörü yeni bir dönüşüm evresine giriyor. Yıllarca süren istikrarlı bir büyümenin ardından artık denge değişiyor ve dünün değişmezleri sarsılmaya başlıyor. 2026'da koşu pratiği tabii ki ortadan kaybolmayacak. Ama farklı şekilde işleyecek. Bugüne kadar pazarın gücü olan şeyler artık sınırlarına ulaşırken, yeni modeller ortaya çıkıyor.

2025'te markalar, etkinlikler ve medya kuruluşları her zamankinden daha fazla yatırım yaptı. Ürün yelpazesi hiç bu kadar geniş, yarışlar hiç bu kadar dolu veya içerik hiç bu kadar yaygın olmamıştı. Ancak bu görünür canlılığın ardında, manzara değişiyor. Pazar, belirli segmentlerde olgunlaşmanın ilk aşamasına ulaşıyor. Uygulamalar olduğu kadar, koşucuların beklentileri de değişiyor. Bugün yaşananlar dramatik bir altüst oluş değil, sporu nasıl yönettiğimiz, tükettiğimiz, hakkında konuştuğumuz ve deneyimlediğimiz konusunda derin bir yeniden dengeleme sürecidir. İşte koşu pazarını yeniden şekillendiren ve markaları, organizatörleri ve medya kuruluşlarını yeni seçimler yapmaya zorlayan, halihazırda devam eden üç eğilim:

Eğilim 1: Patika Koşusu Tavanına Ulaşıyor

On yıldan fazla bir süredir patika koşusu markalar için bir rüya alanıydı. Hızlı büyüme, karizmatik sporcular, güçlü ve etkileyici bir imaj ve yüksek ortalama harcama. Ancak 2026'da patika koşusu artık fethedilecek bir pazar olmaktan çıkıp ekonomik olgunluk aşamasına giriyor.

Katılımın azalmasından değil, tam tersine modelinin (şimdilik) yapısal sınırlarına ulaşmış gibi görünmesinden dolayı. 

Patika koşusu hâlâ şu özelliklere sahip bir pazar:  hacim olarak kolayca ölçeklendirilemiyor, son derece mevsimsel, kendini adamış ancak hâlâ nispeten küçük bir katılımcı tabanı tarafından yönlendiriliyor (yaklaşık 2,6 milyon özel koşucu, bunların %38'i gerçekten kendini adamış), ve şimdi içerik, marka elçileri ve pazarlama kampanyalarıyla doymuş durumda.

Sonuç olarak, çok fazla marka ve çok fazla bütçe dar bir pazara yoğunlaştığında, değer nihayetinde sulandırılır. Yeniden dengelemenin zayıf işaretleri şimdiden görülebilir. "Gravel" serilerinin yükselişi tesadüf değil: markaların, belirli, resmi bir disiplin için değil, gerçek dünya kullanımına yönelik daha çok yönlü ürünler sunarak, çok daralmış bir patika koşusu pazarının ötesine geçme arzusunu yansıtıyor.

Aynı mantık spor etkinlikleri için de geçerlidir. Templiers gibi tarihsel olarak çok patika odaklı bazı yarışlar, spor alanında ölçüt olmaya devam ediyor. Ancak, patika koşusu topluluğunun ötesinde medya ilgisi yaratma yetenekleri azalıyor. İzleyici kitlesi sadık, ancak yeni katılımcı çekmek gittikçe daha da zorlaşıyor.

Bunun tersine, rekor kıran bir edisyona sahip olan Sainté Lyon gibi hibrit formatlar tam tersi bir eğilim yaşıyor. Yol ve patika koşusunun kesişme noktasında yer alan, basitleştirilmeden erişilebilir olan bu yarış, geniş bir koşucu yelpazesini çekiyor ve önemli medya ilgisinden faydalanıyor. Aynı mantık Paris Eko-Trail'i için de geçerli. Kentsel, kolay anlaşılabilir bir format, hibrit doğasını tam anlamıyla benimsiyor ve patika koşusu topluluğunun çok ötesinde yankı buluyor.

Bu başarı önemsiz değil. Bir gerçeği ortaya koyuyor: günümüzün en dinamik yarışları, aşırı bölümlendirmeye karşı çıkanlardır.

2026'da organizatörler için stratejik bir soru ortaya çıkıyor: kimliğini sulandırmadan bir yarışı nasıl arzu edilir, erişilebilir ve akılda kalıcı hale getirebiliriz?

Patika koşusu gelişiyor. Markalar için güçlü bir imaj vitrini ve yüksek kâr marjı kaynağı olmaya devam ediyor. Ancak gidişat açık: büyümenin tek kaldıraç noktası olarak uzmanlaşmış patika koşusuna daha az bağımlılık, daha geniş, daha ölçeklenebilir hibrit uygulamalara daha fazla yeniden tahsis.

Eğilim 2: Tek Spor Dalına Odaklı Koşucuların Sayısı Azalıyor

"Tek spor dalına odaklanan" koşucu (sadece koşan kişi) sayısı azalıyor. Bunun nedeni insanların koşmayı bırakması değil, artık sadece koşmakla sınırlı kalmamalarıdır. 2026 yılında koşucu profili giderek daha fazla evrim geçirecek. Artık tek bir aktiviteyle değil, birbirini tamamlayan aktivitelerle tanımlanacak: tırmanma, HYROX, ağırlık antrenmanı, bisiklet, padel tenis, yürüyüş vb. Koşu hâlâ var olacak, ancak artık tek odak noktası olmayacak.

Kısacası, koşu statüsünü değiştiriyor. Merkezi bir spordan temel bir spora dönüşüyor.

Kolay başlangıç imkanı, iyi ruh sağlığı, kolay erişimle birlikte yapılandırıcı bir unsur olmaya devam ediyor. Ancak daha az takıntılı, daha az özel, daha az her şeyi kapsayan bir hâle geliyor. Bu eğilim, bazen hacim olarak daha az koşan, ancak daha büyük bir amaçla koşan şehirli/aktif/yüksek gelirli koşucular arasında daha da belirgin. Formda kalmak, diğer aktiviteleri desteklemek veya sadece kilometreleri artırmak yerine bir dengeyi korumak için.

Bu değişim marjinal değildir. Zaman gibi derinden, nesiller arası ve basit bir kısıtlamaya yanıt veriyor.

Daha az müsaitlik, daha fazla talep, daha fazla seçenek. Piyasa için doğrudan bir sonuç: koşu artık kapalı, özerk ve kendi kendine yeten bir disiplin olarak satılamaz. Aktif, hibrit ve sürdürülebilir bir yaşam tarzına dahil edilmelidir. Markalar için mesaj açık. Artık sadece performans vaat etmek değil, koşucuların gerçek yaşamlarına akıllıca dahil olmak söz konusu. 2026 yılına kadar koşu, daha geniş bir pratiğin ortak zemini hâline geliyor ve büyümesinin bir sonraki aşaması tam olarak burada yatıyor.

Eğilim 3: Spor etkinlikleri sosyal, anlatısal ve medya deneyimleri hâline geliyor.

Uzun zamandır model basitti. Bir antrenman planı, bir hedef, yarış gününde bir yarış numarası. Koşuyorsunuz, acı çekiyorsunuz, başarıyorsunuz ve boynunuzda madalyayla, 9 numaralı metro hattına binerek yalnız başınıza eve gidiyorsunuz.

Bu model ortadan kaybolmuyor. Ama artık yeterli değil.

Rekabet doğası değişiyor. Daha erişilebilir, daha sosyal, daha paylaşımlı hâle geliyor. Koşucular artık sadece koşmak istemiyor; yarıştan önce, yarış sırasında ve yarıştan sonra bir şeyler deneyimlemek istiyorlar.

Şimdi, deneyim üç aşamada düzenleniyor:

Yarış Öncesi.

Hazırlık aşaması statüsünü değiştiriyor; artık bireysel bir kısıtlama değil, sosyal bir bahane. İçerik, sosyal koşular, grup buluşmaları… Hazırlık, bir antrenman seansı kadar insanları bir araya getiren bir araç, paylaşımlı bir deneyim hâline geliyor.

Yarış Sırasında.

Yarış artık sadece katılımcılara özel değil; yarış numarası olmadan da deneyimleniyor. Koştuğu kadar izleniyor da. Takip ediliyor, paylaşılıyor ve tartışılıyor. Aileler, topluluklar, bağlantılı izleyiciler, canlı takip, gerçek zamanlı içerik: yarış, katılmayanlar için bile erişilebilir olan kolektif bir anlatıya dönüşüyor.

Yarış Sonrasında.

Bitiş çizgisi artık hikayenin sonunu işaret etmiyor. Çoğu zaman başlangıcı oluyor. Değerlendirmeler, tanıklıklar, videolar, anlık duygular: anlatı, etkinliğin değerini yarış hafta sonunun çok ötesine taşıyor. Bu bağlamda, medyanın rolü merkezi hâle geliyor. Artık sadece bayrak taşıyıcıları olarak değil, sıralamaların ortaya koymadığı şeyleri yakalayabilen, anlatının aktif katılımcıları olarak. 2026'da, öncesinde, sırasında ve sonrasında anlatılmayan bir yarış, muazzam miktarda değerin kayıp gitmesine izin veren bir yarıştır.

Koşu bir dönüşüm evresine giriyor. Doygunluğa ulaşan şey, uygulamaların kendisi değil, belirli modellerdir. Azalan şey koşma isteği değil, ayrıcalık duygusu. Değişen şey rekabetin kendisi değil, nasıl deneyimlendiğidir. 2026'da koşu pazarı artık tek bir faktör tarafından yönlendirilmeyecek. Sadece patika koşusu, performans veya ürünle ilgili olmayacak. Koşucuların sporu gerçekten nasıl deneyimlediklerini anlamakla ilgili olacak: hibrit, sosyal bir şekilde, günlük yaşamlarına dahil edilmiş bir şekilde. Ve sadece performanstan öteye geçen deneyimler yaratmakla ilgili olacak.

Yarının koşusu giderek daha azalan bir şekilde özel, belirli bir kitleye yönelik olmaktan çıkıp, daha geniş kitlelere yönelik, daha bağlantılı, daha insancıl olacak.

Türkiye’de de koşuya duyulan ilginin giderek artması gerçeği pek farklı değil. Ancak özellikle belirli bölgelerin tanıtımına katkısı olan koşu yarışı organizasyonlarının, özellikle de yerel halkın katılımını engelleyen çok pahallı katılım ücretleriyle kâr amaçlı etkinlik mantığından çıkarılması gerekir. Daha yaygın destekleyici kurum kullanımı, anayasal olarak halkın sağlığını korumakla yükümlü devletin etkin mali katılımı, belediyelerin halka ücretsiz spor yaptırma perspektifinde daha güçlü mali desteği, astronomik boyutlara ulaşan katılım ücretlerinin daha akılcı düzeylere indirilmesini sağlayacaktır. Patika koşusu gibi daha çok maliyet gerektiren organizasyonlarda yüksek katılım ücretleri bir ölçüde makul olmakla birlikte, yöre halkına özel indirimlerin yapılması mantıklı olacaktır. Her organizasyonda patika koşusunun yanı sıra halkın koşu sporuna ilgisini arttırmak adına özellikle yol koşusu olarak daha düşük katılım ücretli yarışların ya da “halk koşusu” gibi ücretsiz seçeneklerin sunulması gerekmektedir.   

(İnternetteki çeşitli Fransızca kaynaklardan hızlıca derlenmiştir)